Zihinsel Bir Harp: Satranç

64 kare ve 32 taştan oluşan siyah beyaz damalı bir tahtanın başına, iki kişi karşılıklı olarak oturur. Bu iki kişinin etrafına toplanan kalabalık onların bir sonraki hamlesinin ne olacağını merakla beklemektedir. Hamle sırası kendisinde olan oyuncu Farsça "Şah kaybetti" anlamına gelen "Şah Mat" kelimelerini biraraya getirmesiyle kalabalıktan şaşkınlık nidaları yükselir.

Bu zihinsel savaşın sonrasında oyuncuların etrafındaki kalabalık, içinde bulundukları İran Sarayı'nın bahçesinden ayrılırlar. Heycanla bir sonraki maçın ne zaman olacağını düşünen bu kalabalığın seyrettiği oyunun adı; satranç'tır...



Satranç İlk Olarak Hindistan'da Ortaya Çıktı

İran'da hem saray hanedanının hem de halkın ilgisini çeken Satranç'ın, ilk olarak Hindistan'da ortaya çıktığı düşünülüyor ve M.S.600'lü yıllarda Hindistanlı bir elçi olan Sassa bin Dahir tarafından İran sarayına getirildiği tahmin ediliyor.

Satrancın Eski Adı "Çaturanga"

Hintçe dört ayaklı anlamına gelen Çaturanga kelimesinin kökeni eski Hint ordusunun süvari, savaş arabası, fil ve piyadelerden oluşan dört ayrı kanadına dayanıyor. O dönemlerde, satrançta kullanılan taşlardan vezir'e "firzan" kale'ye "ruk" piyon'a "beydak" ve ata ise "feres' deniliyordu.

Hintli elçi tarafından İran'a getirilen Çaturanga daha sonra Satranç ismini alarak hızla dünyaya yayılmaya başladı. Araplar ile 7.yy'da buluşan satrancın oynama şekli ve kurallarına ilişkin bir çok kitap yazılmıştır. Bu eserler arasında en bilineni 10.yy'da yazılan Ebubekir es-Sûlî'nin, Müntehab Kîtâbü'ş-Satranç adlı kitabıdır.

İslam dünyasının sevilen oyunlarından olan satranç, Osmanlı Devleti'nde de oldukça yaygındı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, satranç üzerine yazılmış birçok metin bulunuyor.

1892'de satranç hakkında basılı ilk kitap ise Dehlevi Nusret Ali Han'a ait.

Satrancın Osmanlı'da yoğun ilgi görmesinden dolayı, haram mı helal mi olduğu tartışmaları ayyuka çıktığı bir dönemde Osmanlı Şeyhülislamlarından Ebu Suud Efendi, farzların terkine sebep olmadığı takdirde satrancın oynanmasında sakınca olmadığını söyleyerek bu tartışmalara son verir.


Satranc Endülüs Müslümanları Aracılığı ile Avrupa'da Yaygınlaştı

Sitilist ve müzisyen olan Ziryab, 9. yy'da satrancı Endülüs'e götürür... Oradan Hıristiyan İspanyollara geçen ve adeta bir zihinsel savaş alanı olan bir tahta üzerinde oynanan bu oyun, Avrupa'da kraliyet mensuplarının ilgisini çeker.

1769 yılında Viyana'da İmparatoriçe Maria Theresa'ya Macar mekanikçi Wolfgang de Kempelen, 'satranç oynayan bir robot ' hediye eder. Bu yapılan robotun başında pelerinli, sarıklı ve bıyıklı bir Türk figürü bulunmaktadır.

Akça ağaçtan yapılan makinenin önündeki kapak açıldığında içerisinde bir çok makara ve kaldıraç yer aldığı görülür. Üzerinde bulunan figürden dolayı robota 'The Turk" ismi verilir.  Daha sonra Wolfgang de Kempelen bu satranc otomatına 'Demirden Müslüman ve Osmanlı Türkü' olarak değiştirir. Halk arasında ise "harikulade sarıklı robot" diye meşhur olur.

Her ne kadar satrancın kökeni Türklere dayanmasa da böyle bir makinenin Türk ismiyle anılmasınun nedenini herkes tahmin edebilir. Türklerin savaşçılık özellikleri tüm dünya tarafından bilinmektedir.

85 yıl boyunca halkın ve soyluların ilgisini çeken ve yenmek için büyük çaba sarf edilen bu robot, aslında hileli bir düzeneğe sahiptir. Görselde de görebileceğiz üzere satranç oynayan robot mekanizmasının içine, yıllarca farklı satranç ustaları saklanıp robotu kumanda etmişlerdir.

Günümüzde ise bilgisayarlar sayesinde bu oyun bir yapay zekâ ile insan arasındaki mücadeleye dönüşebiliyor. Çoğu kez insan üretimi bir makine bir kullanıcıyı çok rahat "Şah Mat" edebiliyor....


www.acikve.net
www.instagram.com/acikvnet
www.twitter.com/acikve_net
www.facebokk.com/acikvenetinternet


Bir cevap yazın