Unutulmaz Rekabetler: MESSİ RONALDO YOKKEN ONLAR VARDI

Messi ile Cristiano Ronaldo arasındaki çekişme her geçen gün futbola yeni bir güzellik katarken istatistik bilimineyse yeni bir insafsızlık ediyor. Ancak iki yıldızın giriştiği bu yarış futbol dünyasında elbette ilk değil. Geçmişte de Di Stefano-Kubala rekabetinden Platini Maradona kapışmasına kadar birçok yıldız savaşı yaşanmıştı.

Alfredo Di Stefano – Laszlo Kubala

1950’li yıllarda İspanya futboluna en çok renk katan iki isim Di Stefano ve Kubala’ydı. Macaristan’da Slovak kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Kubala 18-22 yaş aralığında orduya alınmamak için önce Macaristan’dan Çekoslovakya’ya transfer olmuş, sonra da aynı güzergâhı aksi yönde kat etmiş, bu da yetmeyince Batı Avrupa’ya iltica etmeye kalkmıştı. 1950’de,23 yaşındayken, Barcelona’ya transfer olan Kubala’nın, Katalan ekibinde forma giymesiyse, FIFA’dan aldığı iltica cezası nedeniyle 1951’i bulacaktı. Kubala’yı aynı dönemde Real Madrid’in de transfer etmeye çalışması fakat Franco rejimine yakınlığıyla bilinen Barcelona yöneticisi Josep Samitier’in deyim yerindeyse forsunu kullanarak yıldız oyuncuya bordo-mavili formayı giydirmesiyse, iki kulüp arasındaki rekabetin futbol kamuoyuna yansıtılan algısı düşünüldüğünde belki de futbol âleminin en büyük ironisi olarak karşımıza çıkmaktadır.


Kubala’nın gelişiyle birlikte hücum hattında muhteşem bir beyne sahip olan Barcelona takımı bunu sahaya da yansıtmış ve yıldız oyuncunun ilk iki sezonunda iki La Liga şampiyonluğu kazanmıştır. İşte tam bu noktada Real Madrid, Kubala’lı Barcelona’yı durdurabilmek için belki de yapılabilecek en etkili hamleyi yapmış ve Kolombiya’nın Millonarios kulübünden, Güney Amerika’nın en etkili golcüsü olarak parlayan Arjantinli AlfredoDi Stefano’yu renklerine bağlamıştır. Futbola River Plate’te başlayan ancak daha sonrasında Arjantin futbolundaki grev nedeniyle Kolombiya yollarına düşen “Sarı Ok” lâkaplı golcünün transferinde de Real Madrid ile Barcelona karşı karşıya gelmiş, oyuncunun iki kulüple de birkaç hafta arayla sözleşme imzalaması üzerine İspanya Futbol Federasyonu, Di Stefano’nun iki yıl Real Madrid’de, iki yıl da Barcelona’da oynaması kararını almış, Barça’nın bu karara tepki gösterip geri çekilmesi üzerine de Arjantinlinin bütün hakları Real’e devrolmuş ama iki kulüp arasındaki rekabetin ateşine de adetabenzin dökülmüştü.

Hayli sansasyonel transfer macerasının ardından DiStefano’nun, özellikle Cristiano Ronaldo’nun 2009 yazında Real Madrid’e transfer olmasının ardından, Real Madrid ile Barcelona arasındaki rekabet adeta Cristiano Ronaldo ile Lionel Messi eksenine indirgendi. İki futbolcu da takımlarının gol yükünün yaklaşık yarısını tek başlarına sırtlarken aralarındaki çekişmenin de itici etkisiyle, aklın almakta zorlandığı rekorları da peş peşe kırar hale geldiler.

2009-2010 sezonunun başından bu yazının yazıldığı ana kadar Cristiano Ronaldo, La Liga’da 265 maçta 285 gol kaydetmişti.

Messi’ninse aynı süre zarfında 272 lig maçında 295 golü bulunuyor.  1985 doğumlu olan Ronaldo, 1987’li Messi’den iki yaş büyük olmasının da avantajıyla, ikili arasında “Dünyada Yılın Futbolcusu” ödülüne lâyık görülen ilk oyuncu olmuştu. Portekizli yıldız 2008 yılında bu ödülü aldığında Manchester United forması giymekteydi. 2009’dan itibaren Messi sözkonusu ödülü dört sene üst üste kazanarak Ronaldo’yu bu alanda hayli geride bırakmıştı. Ancak sonrasında Ronaldo yeniden atağa kalkarak bu ödülü üç kez kazanırken Messi bir kezle yetindi ve aradaki fark da bire indi. Ayrıca Real Madrid’in son iki sezonda Avrupa’nın zirvesinden inmemesiyle birlikte iki oyuncunun kazandığı Şampiyonlar Ligi şampiyonluklarında da 4-4’lük bir eşitlik sağlandı. Şampiyonlar Ligi’nde Ronaldo’nun attığı 105 gole karşılık Messi’nin 94 golü bulunuyor. İki oyuncu arasında daha en az birkaç yıl çok tatlı bir çekişmenin yaşanacağı da aşikâr.

Ancak bu yazıda, ilerde bu rekabetin nereye varabileceğinden ziyade, Messi Ronaldo rekabeti öncesinde, 1930’lardan 1990’lara kadar dünya futboluna renk katan büyük yıldız oyuncu rekabetlerine göz atacağız.

Josef Bican – Oldrich Nejedly

İstatistikler, sadece resmi maçlar baz alındığında dünya futbolunun gelmiş geçmiş en golcü ismi olarak Josef Bican’ı gösteriyor. 800’ün üzerinde resmi golü bulunanBican’ı kendisinden sonra yakalayabilen çıkmadı ve çıkması da zor görünüyor.

1913’te Viyana’da Çek asıllı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Bican, 24 yaşına kadar doğduğu ülkede futbol oynadıktan sonra Çekoslovakya’nın yolunu tutarak efsaneleşeceği Sparta Prag’a transfer oldu. 1938’den 1950’ye kadar 13 sezonda 11 kez Çekoslovakya gol kralı olan Bican, bu periyotta Slavia ile altı kez de lig şampiyonluğu yaşadı.

1938 yılında, o dönemde Avrupa’nın kulüpler düzeyindeki en önemli uluslararası organizasyonu olan Mitropa Kupası’nı kazanmasıysa Slavia ile elde ettiği en büyük başarıydı. Bican, Slavia’ya altın çağını yaşatırken, Prag ekibinin ezeli rakibi Sparta’nın o dönemki efsane golcüsü Oldrich Nejedly ile de sıkı bir rekabete girmesi kaçınılmazdı. Aslında Nejedly ile Bican’ın rakip olmaları daha evveline dayanıyordu. Orta Avrupa futbolunun altın çağını yaşadığı iki dünya savaşı arasındaki döneme denk gelen 1934 Dünya Kupası’nda şampiyonluğun en büyükadaylarından ikisi Avusturya ve Çekoslovakya’ydı.

Bican o turnuvada Avusturya formasıyla boy göstermişti ama Avusturya beklentileri karşılayamayıp dördüncülükle yetinmiş, Bican ise rakip fileleri bir kez sarsabilmişti. Nejedly’nin önderliğindeki Çekoslovakya ise finale kadar gitmiş ancak burada İtalya’ya 120 dakika sonunda 2-1 boyun eğmekten kurtulamamıştı. Yine de Nejedly attığı beş golle turnuvanın yıldızı olmuştu. Bican’ın Rapid Wien’de oynadığı dönemde de 1935 yılındaki Mitropa Kupası’nda Rapid Wien final turlarına kalamadan elenirken Sparta Prag, Nejedly’nin golleriyle şampiyonluğa ulaşmıştı.

Bican’ın Slavia Prag’a transfer olmasından sonra dört yıl daha Sparta’da oynayan Nejedly bu yıllarda iki şampiyonluk ve bir de gol krallığı görmüş, Slavia ve Bican’ın asıl hegemonyasıysa Nejedly’nin 1941 yılında profesyonel kariyerini sonlandırmasının ardından kurulmuştu.

Diego Maradona – Michel Platini


Dünya futbolunda bugüne kadar bir çok üst düzey 10 numara gelmiştir belki ama bu oyunculardan aynı dönemde ve hatta aynı ligde oynayanlarını aradığınızda eleğin üstünde çok fazla isim kalmadığını görürsünüz. Geride kalan o nadir isimler içerisinde en çok göze batanlarsa hiç şüphesiz Diego Maradona ve Michel Platini’dir. 1980’lerde futbolu adeta kutsayan bu iki yıldızdan ilk parlayan, Maradona’dan beş yaş daha büyük olan Platini’dir.

Nancy ve St. Etienne formalarıyla fırtınalar estiren Platini,1982’de Juventus’a transfer olur ve çok geçmeden İtalya’nın da altını üstüne getirmeye başlar. Platini olgunluk dönemindeyken Maradona da Güney Amerika’dan genç bir yıldız olarak yükselmiş ve o da 1982’de Barcelona’nın yolunu tutmuştur.
Platini ile Maradona’nın birlikte yer aldıkları ilk turnuvaysa 1982 Dünya Kupası’dır. Turnuvada Fransa yarı finalde Federal Almanya’ya şanssız bir biçimde penaltılarla elenirken Arjantin ise ikinci turdaki iki maçını da kaybeder. Platini alkışlanırken Maradona düş kırıklığı yaratmıştır. Platini’nin kariyerinin en parlak yılıysa 1984’tü. Juventus’la Serie A ve Kupa Galipleri Kupası şampiyonlukları yaşayan oyuncu, o yaz ülkesinde düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda da Fransa’yı tarihinin ilk zaferine taşımış ve beş maçta attığı dokuz golle de turnuva rekorunu kırmıştır. Aynı yazdöneminde Maradona’nın Barcelona’dan Napoli’ye transfer olmasının ardındansa iki 10 numara nihayet aynı topraklarda buluşmuş olur.

Maradona, Napoli’deki ilk sezonunda takımını orta sıralardan kurtaramaz. Platini’nin Juventus’uysa ligde umduğunu bulamayıp beşinci olsa da Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazanarak bir tarihi başarı daha elde eder.
1985-86 sezonunda da Juventus Serie A’da şampiyonluğa ulaşırken Napoli üçüncülükle yetinir. Ancak Maradona bunların acısını Meksika’daki Dünya Kupası’nda çıkarır ve Arjantin’i adeta tek başına dünya şampiyonluğuna taşır. Platini’li Fransa’ysa dünya üçüncülüğüyle teselli bulur.

1986-87 sezonuysa Platini’nin kariyerindeki son sezondur ve burada da Maradona, Napoli’nin tarihindeki ilk Serie A şampiyonluğuna ulaşmasını sağlayarak numarasını yapmış, Platini de futbola Juventus’un kazandığı lig ikinciliğiyle veda etmek zorunda kalmıştır.

Marco van Basten – Jürgen Klinsmann

Alman ve Hollanda futbolu arasındaki rekabet, 1970’lerde önce Ajax’ınve sonra da Bayern Münih’in Şampiyon Kulüpler Kupası’nı üçer sene üst üste kazanmaları ve 1974 Dünya Kupası’nda iki ülkenin finalde karşı karşıya gelmeleriyle zirve yapmıştı. 1980’lerin sonuna
gelindiğinde Almanya-Hollanda kapışması yeniden alevlenecek ve bu sayede gözler, bu takımların santrforları olan Jürgen Klinsmann
ile Marco van Basten üzerine ayrı bir odaklanacaktı. İki golcünün forma giydiği dönemdeki ilk büyük turnuva 1988 Avrupa Şampiyonası’ydı.

Federal Almanya ile Hollanda’nın yarı finalde karşılaştığı turnuvada bu maçı Portakallar 2-1 kazanırken galibiyet golü van Basten’den gelmiş, yıldız oyuncu daha sonra finalde de SSCB’ye unutulmaz bir gol atarak ülkesine tarihinin tek Avrupa şampiyonluğunu kazandırmış, aynı zamanda beş golle turnuvanın gol kralı da olmuştu. Klinsmann ise şampiyonayı tek golle tamamlamış ve tıpkı Federal Almanya gibi hayal kırıklığı yaratmıştı. 1990 Dünya Kupası’ndaysa roller değişecekti. İki ülke bu kez ikinci turda karşılaşırken gülen taraf Almanlar oluyor, o Federal Almanya daha sonra kupayı da kazanıyordu.

Klinsmann attığı üç golle bu şampiyonluğa önemli bir katkıda bulunurken Van Basten’se bir kez bile rakip fileleri havalandıramamıştı. 1992 Avrupa Şampiyonası’na gelindiğindeyse
grup maçlarında Hollanda, Almanya’yı 3-1 yenmesine karşın yarı finalde Danimarka’ya penaltılarla eleniyor ve neticeyi belirleyen penaltıyı kaçıran da van Basten oluyordu. Yıldız oyuncu bir turnuvayı daha gol atamadan
bitirmişti ama Klinsmann’ın Almanya’sı da finalde aynı Danimarka’ya takılacaktı.

İki oyuncu sadece Almanya-Hollanda değil, Milan-Inter rekabetinde de karşı karşıya geldi. 1989-1992 aralığında Van Basten, Milan formasını giyerken Klinsmann da Inter için ter döküyordu ama bu platformda gülen taraf neredeyse hep van Basten olmuştu. Hollandalı yıldız bu süre içerisinde Milan’la birer kez Serie A’yı ve Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazanırken iki kez Avrupa’da, bir kez de dünyada yılın oyuncusu seçilmişti.

Klinsmann’ın Inter’le yegâne başarısıysa 1991’de kazandığı UEFA Kupası’ydı. Sözkonusu üç sene içinde van Basten 64 gol atarken Klinsmann’ın attığı gol sayısıysa 40’tı.

Kaynak: Tam Saha Dergisi

Bir cevap yazın