Tıp ve Sağlık

Tıp ve Sağlık

Tarih boyunca insanla birlikte hastalık da bulunmuş ve bununla mücadele için tıp ilmi gelişmiştir. Cahiliye döneminde Hicaz’da Hâris b. Kelede gibi İran’da tahsil yapmış tabipler bulunmakla beraber, Araplar arasında yanlış ve bâtıl tıbbî telakkiler çok yaygındı. Mesela yılan sokmuş kimseyi zehirin vücuda yayılması için uyutmazlar; üstüne başına ziller takarlardı. Şaşılığı, hastayı değirmen taşına baktırarak tedavi etmeye çalışırlardı. Vebadan korunmak için merkep gibi anırırlar, hastaları kâhinlere götürürler, büyü yaparlardı. Tapınaklara kurban keserler ve bu suretle hastaların vücuduna girmiş şeytanların çıkacağına inanırlardı…

Hz. Peygamber bu tür yanlış, batıl ve değeri olmayan, hurafelere dayalı anlayış ve tedavi usullerini kaldırdı. Tıbba yeni bir anlayış getirdi. Her hastalığın bir çaresi olduğunu bildirerek, tedavi yollarının araştırılmasını teşvik etmiştir. Tabip olmayanların hasta tedavi etmeleri halinde, hastaların uğrayacağı zararın onlara ödetilmesi gerektiğini bildirmiştir. Hasta olunduğunda uzman (hâzık) hekime müracat etmeyi ve cahil tabiplerden yüz çevirmeyi tasviye etmiştir. Bulaşıcı hastalıklara karşı korunmak, salgın hastalık bulunan mahalle girmemek, bu tür hastalığın bulunduğu yerden dışarı çıkmamak, vücut, el ve diş temizliğine dikkat etmek, ki, vefat etmeden önceki hastalığı esnasında bile diş temizliğine önem vermiş ve misvak kullanmayı ihmal etmemiştir.
(İbn Sa’d, II, 233-234)

Yiyecek ve çevre temizliğine önem vermek, yiyecek ve içeceklerde orta yolu korumak; yemekten önce ve sonra elleri yıkamak; hastalanınca tedavi olmak, hastalara çeşitli tedavi usulleri tarif ederek bir ilaç telakkisi oluşturmak, ilaç kullanmak, kan aldırmak… gibi hususlar Hz. Peygamber’in uyguladığı koruyucu ve tedavi edici tıbbî metodlardır.

Hz. Peygamber’in tıbba dair hadislerinin bir kısmı genel tıp konularına, bir kısmı koruyucu hekimliğe ve diğer bir kısmı da tedavi etmeye dair ilaç tariflerinden ibarettir. Bu hadislerin çoğu, o dönemde Arap Yarımadası’ndaki yanlış tıbbî uygulamaları düzeltmek ve tıbba yeni bir hüviyet kazandırmak gibi önemli bir rol oynamıştır. Ortaçağs hakim olan bir İslâm tıbbının doğmasına zemin teşkil etmiştir. Ebû Bekir Râzî ve İbni Sînâ ile bunlardan sonra gelen meşhur tabiplerin bilimsel açıklamalarının en başta gelen kaynakları Kur’an-ı Kerim’im tıp ile alakalı ayetleri ile Hz. Peygamber’in aynı konudaki hadisleridir.

Meşhur muhaddisler eserlerinde Hz. Peygamber’in tıp ile ilgili hadislerine yer vermişler, hatta bu konuya “Kitâbü’t-Tıb” adı altında özel bölümler ayırmışlardır. Bunların dışında ayrıca “Tıbb-ı Nebevî” adı altında müstakil eserler kaleme alınmıştır. Koruyucu ve tedavi edici hekimliğe ait hadislerden bazıları şunlardır:

“Kim, bilgisi olmadığı halde hekimlik yapmaya kalkışırsa sebep olacağı zararı öder.”
İbn Mâce, II, 1148

Sa’d b. Ebû Vakkas hastalandığında Hz. Peygamber onu ziyarete gitmiş ve,
“Hâris b. Kelede’yi çağırın. O iyi bir hekimdir. Seni tedavi etsin” buyurmuştur.

“Allah, verdiği derdin şifasını da verir.”
(Buhârî, VII, 12.)

“Bir yerde veba olduğunu işitirseniz oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba ortaya çıkarsa oradan ayrılmayınız.”
Buhârî, VII, 21.

“Size ne oluyor ki, dişleriniz sararmış olduğu halde yanıma geliyorsunuz. Misvak kullanınız.”

Bir hadiste buyurur ki;

Peygamber Efendimiz Sallahu Aleyhi Vessellem buyurmuştur ki;

“Allah’ın şifasını yaratmadığı hiç bir hastalık yoktur.”
(Buhari, Tıb,1; İbn Mace)

Rabbim cümle hastalara Şafi isminle tecelli eylesin… İnşaAllah…



"Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir." Hz. Mevlana

Bir cevap yazın