Sultan Vahdettin’in Hayatı ve Yaveri Mustafa Kemal Paşa

Osmanlı Hanedanının son sultanı ve Osmanlı devletinin son halifesi Sultan Mehmet Vahdettin Han…

Sultan Vahdettin 14 Ocak 1861 yılında İstanbul’da doğmuştur. Sultan Abdülmecid‘in sekizinci oğlu olan Sultan Vahdettin kendisinden önce tahta geçen V.Murad, II.Abdülhamit ve V.Mehmet‘in küçük kardeşidir, çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiştir.

Sultan Abdülmecid, ikballerinden Şaheste hanımefendi tarafından büyütülmüştür. Tahta geçiş sıralamasında çok aşağılarda olduğu için gözden uzak  bir yaşam sürmüştür. Şehzadelik yıllarında gizlice Sultan Abdulhamit devri ricallerinden olan Gümüşhaneli Zade Ahmet Ziyaüddin tekkesinde mederese dersleri takip etmiştir. O dönemde Ömer Ziyaüddin Dağıstani Efendi’den Fıkıh ilmini öğrenmiştir.

Sultan Vahdettin burada bir fıkıh alimi olmuştur. Günümüzde dahi hala ellerimizden düşmeyen ”Nimeti İslam’‘ kitabı Sultan Vahdettin’in eseridir. Bu kitabı padişahlıktan evvel yazıp padişah olduktan sonra yayınlamaya karar vermiştir, lakin padişahlık sıfatıyla kitabı yayınlamayı hoş bulmadığından, o dönemin büyük alimi hacı Zihni Efendi ismi ile yayınlamıştır.


Bunun yanısıra Vahdettin Han hat, musiki ve edebiyat sanatları ile ileri seviyede uğramıştır, evlilik hayatına ise ablası Cemile Sultan’ın sarayda görüp beğendiği Mine Nazike hanım ile başlamıştır.

Cemile Sultan, Nazike Hanım’ı çok seviyordu ve abisinin de bundan başka birisi ile evlenmesini istemiyordu. Bu yüzden kardeşi Şehzade Vahdettin’e, başka eş alınmaması şartı ile evlenebileceğini söyledi. Lakin Şehzade Vahdettin ablasının şartını kabul etmesine rağmen  bu evlilikten dünyaya; Sabiha Sultan ve Fatma Ulviye Sultan geldikten sonra Sultan Vahdettin, doktorların tıbben Nazike Hanım‘ın bir daha doğum yapamıyacağını bildirmesi üzerin,eşinin de rızasını alarak, başka evlilikler yapmıştır.

Sonrasındaki evliliklerinden 1912’de tek oğlu Mehmet Ertuğrul dünyaya gelmiştir. Ağabeyi II.Abdülhamid Han‘ın uzun padişahlığı sırasında Çengelköy’de yaptırdığı köşkünde münzevi bir hayat yaşamıştır.

V. Mehmet tahta geçtiğinde ise Sultan Abdülaziz’in oğlu Şehzade Yusuf İzzettin Efendi veliaht olmuş ve Şehzade Yusuf’un 1 Şubat 1916 da bir yurt dışı seyehatine çıkacağı sırada şüpheli şekilde intiharı veya iddia edilene göre ise Enver Paşa tarafından öldürülmesi üzerine Şehzade Mehmet Vahdettin Efendi,  Veliahtlık Makamına yükselmiştir.

Veliaht olan Şehzade Vahdettin, kendisinin artık makama her an hazırlıklı olması gerektiğini çok iyi biliyordu ve devletin de eksikliklerinin pek farkındaydı.

II.Wilhelm Sultan, II.Abdülhamid Döneminde üç kez Osmanlı Devletini ziyaret etmiştir. Her ziyaretin de Osmanlı Padişahını, Almanya’ya davet ediyordu, lakin Sultan Abdülhamid bazı nedenler ile bu davetlere katılamamıştır. Abdülhamid Han tahttan indirildikten sonra da II.Wilhelm’in davetleri devam etmiş ve artık davetin geri çevrilemeyeceği zorunlu hale gelmişti. Ne varki o tarihlerde Sultan Mehmet Reşat, 73 yaşındaydı sık sık rahatsızlanıyor, yürümekte zorluk çekiyordu.İstanbul Hükümeti ise herhangi bir nedenle bu daveti savuşturmak istemedi.

Almanlarla içli dışlı olduğu bu dönemde daveti kesinlikle kabul etmekten başka çıkar yol yoktu. Hükümet sonunda kararını verdi ve padişahın yerine vekaleten Veliaht Vahdettin Efendi’nin bir heyet ile Almanya’ya gitmesi kararlaştırıldı. Heyet, Alman Batı cephesini ileri hatlarına kadar ziyaret edeceği için, ordu adına tanınmış bir generalin bu heyete katılması uygun görüldü. Hükümetin bu kararı Sadrazam Talat Paşa tarafından bir nota ile İstanbul’daki Alman Büyükelçiliği ne bildirildi ve heyetin İstanbul’dan hareket günü 15 Aralık 1917 olarak saptandı.

Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecit’in oğlu Veliaht Mehmet Vahdettin Efendi, 10 ay önce 15 Ekim 1916 da Avusturya-Macaristan kralının cenaze töreninde bulunmak üzere Padişahı temsilen Viyana’ya gitmiş ve temsil görevini başarı ile yerine getirmişti. Bu yüzden Padişah adına Almanya’ya gitmesi daha uygun olacaktı. Veliaht ile birlikte Almanya’ya gidecek heyette ise ordu temsilcisi olarak da Mustafa Kemal Paşa seçilmişti.

Albay Naci de askeri müşavir olarak heyette bulunacaktı. Vahdettin’in yanında eski baş mabeynci Lüfti Simavi, Teşrifatçı İhsan, Özel  Doktor Reşat bulunacaklar ve böylelikle heyet tamamlanmış olacaktı.

Böylelikle Veliaht Vahdettin Efendi, Mustafa Kemal Paşa eşliğinde 5 hafta sürecek olan Almanya seyehatine çıktı. Almanya’ya olan ziyaretler esnasında Mustafa Kemal, Alman İmparatorunun, Alman Ordularından birinin komutanı olduğunu görmüş ve Vahdettin’e şöyle bir öneride bulunmuştur:”Türkiye’ye dönünce sizde bir ordu komutanlığı alırsınız ve ülkeyi kurtarma imkanını araştırırsınız.” Buna Sultan Vahdettin ”Ama ben asker değilim ki” diye cevap verince Mustafa Kemal ”Size askeri konularda ben yardımcı olurum. Bakın Almanya’da bunu yapmışlar” diye önerisinde ısrar etmiştir.

Şehzade Mehmet Efendi, Almanya dönüşünden yaklaşık 6 ay sonra, 3 Temmuz 1918 de Sultan Reşat’ın ölümü üzerine, 57 yaşında tahta geçti. Tahta çıkışından kısa bir süre sonra şöyle dediği anlatılır: ”Ben bu makam için hazırlanmadım çocukluğumdan beri vücutca rahatsız olduğumdan layıkıyla tahsil göremedim, yaşım kemale erdi dünya da bir emelim kalmadı, biraderle hangimizin evvel gideceğimiz malum olmadığından bu makamı bekleyişte değildim, fakat takdiri ilahi böyleymiş bu ağır vazifeyi deruhte eyledim, şaşmış bir haldeyim bana dua ediniz.” Tahta geçtikten sonra ilk icraatlarından birisi olarak 1918 yazında ordu ve donanmaya bir hattı humayun göndererek Başkomutanlığı üzerine aldığını bildirmek oldu. Devlet yönetiminde aktif bir rol alacağının sinyallerini vermişti. Ancak iki büyük sorunla karşı karşıyaydı; bir yandan felakete dönüşen I.Dünya savaşını en az hasarla sona erdirmek, diğer yandan 1913’ten beri imparatorluğa kudretli olarak egemen olan ittihat ve terakki rejimine karşı siyasi alternatif oluşturma çabaları vardı.

O dönemlerde halk ve padişah nezdinde İttihat ve Terakki önderliğine muhalefeti ile tanınan Mustafa Kemal Paşa’yı Suriye cephesi komutanlığına atadı. 8 Ekim 1918’de savaşın kaybedileceğinin anlaşılması üzerine Talat Paşa başkanlığındaki İttihat ve Terakki kabinesi istifa etti, yerine Ahmet İzzet Paşa başkanlığında bir kabine kuruldu ve bu kabine savaşı bitiren Mondoros Mütarekesini 30 Ekim 1918′de imzaladı.

Ahmet İzzet Paşa’nın artçı kabinesinin de sadece 25 gün süren iktidarından sonra istifası üzerine Padişah, Diplomat Ahmet Tevfik Paşa‘yı 13 kasım’da Sadrazamlığa getirdi. Bu olanların üzerine ülke içten içe yıkılmaktaydı.

Sultan Vahdettin Han, ülkenin kurtuluşunu işgal altındaki İstanbul’dan gerçekleştirmenin mümkün olmayacağını biliyordu ve bu sebeple işgalci güçlere karşı Anadolu’da teşkilatlanmaya karar verdi. İngilizler kendisinden, işgalci güçlere karşı mücadele veren halkı teslim olmaya davet etmesini istiyordu. Bunu fırsat bilen Sultan Vahdettin, görünüşte direnişleri yatıştırmak, esasında ise devleti kurtaracak teşkilatlanmayı başlatmak üzere, Anadolu’ya bir heyet göndermeyi kararlaştırdı. Anadolu’ya giden Heyet, İstanbul’un tam desteği ile gidecek Anadolu’da padişah adına teşkilatlanmayı yapacak, Padişah da uygun bir zamanda Anadolu’ya geçip devleti işgalden kurtarma yoluna gidecekti.

Bu yüzden Sultan Vahdettin, Mustafa Kemal Paşayı Samsun’a çıkması hususunda, Mustafa Kemal Paşanın ağır şartlarına karşın, irade buyurmuştur. Mustafa Kemal Paşa isteklerinin yerine getirilmesi üzerine 16 Mayıs 1919′da Samsun’a gitmek üzere hareket etmiştir. Bu hareketle beraber Sultan Vahdettin yine de Anadolu harekatına el altından desteklerini sürdürmüştür. İstanbul’dan silah para muhimmat ve insan gücü göndertmiştir. Böyle ki Hilal-i Ahmer Cemiyeti çeşitli yardımlar adı altında topladığı yardımları bir şekilde Anadolu’ya ulaştırmıştır.

Hilal-i Ahmer’in bu yardımlarının, padişah ve ailesinin ve hatta bütün saray çevresinin yaptığı yardımların evrakı arşivlerde mevcuttur. Mustafa Kemal Paşa ve heyetinin hareketlerinden bir yıl sonra Sultan Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa başta olmak üzere idam fermanı yayınlamıştır. İdam fermanının 1 yıl sonra çıkarılması ve zaten yürürlüğe konmamış olması aslında İngilizlerin, İstanbul üzerindeki baskısını azaltmaktır. 


Anadolu hareketi İstanbul’un verdiği destekle teşkilatlanmasını sürdürmüş ve Osmanlı Devleti için bir kurtuluş ümidi yeşermeye başlamıştı; fakat Anadolu Harekatı bir anda İstanbul’a yani Sultan’a karşı bir tavır içine girip padişahı dışlamaya başladı.

Son alınan kararlar ile Osmanlı Saltanatını kaldırma teşebbüsüne kadar giden bu tavırlar neticesinde Osmanlı saltanatı 1 Kasım 1922’de lağv edildi.

4 Kasım’da son sadrazam Ahmet Tevfik Paşa istifa etti. 5 Kasım’da, Refed Paşa, Babıali’deki bakanlıklara gönderdiği bir genelgeyle işlerine son verildiğini tebliği etti. Bu olanlardan itibaren gerek basında ve gerekse resmi idarede İstanbul’a ve padişaha karşı çok ağır hakaretler ve sözler sarfedilmeye başlandı. Yalan ve uydurma haberler yaptırıldı. Padişahın istifa ettiği ve hatta gizlice kaçtığı söylendi. Bütün bunları yapanlar yine kendisinin yetkilendirip de desteklediği kişilerdi. Bunlara karşı mücadelenin kendi evlatlarına karşı mücadele etmek olduğunu ifade ederek şimdilik kaydıyla daha emin bir yere hicret etmeyi uygun buldu.

15 Kasım 1922′de bu isteğini İngiliz İşgal Bakanlıklarına bildirdi. 17 Kasım sabahı Vahdettin, küçük oğlu Mehmet Ertuğrul ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolma Bahçe Sarayı’ndan bir kayığa binerek boğaz içinde demirlemiş olan İngiliz Zırhlısı ile bir daha dönüp dönemeyeceği meçhul bir yolculuğa çıktı.

Yanına hazineden veya devletin malından tek kuruş para veya mücevher almadı,”bunlar milletime aittir” dedi ve son okuduğu kitabı mücevherleri ile birlikte hazineye teslim etti. Halbuki işlemeli mücevher bir hançeri dahi yanına alıp gitse büyük bir ordu toplayıp tekrardan yurda gelip yerle bir olan itibarını geri alabilirdi. Fakat ülkesini daha farklı felaketlere sürüklemek istememesi ve geri dönerim umudu bunları ona yaptırmamıştı. Artık İstanbul’a veda eden Sultan Vahdettin Malta’ya doğru gemiyle yol aldı.

Gemi 20 Kasım’da, Malta’ya vardı. Sultan burada Filistin’e gitmek istediğini bildirmiş fakat müsade edilmemiştir. Sonrasında İngiltere’ye gitmek istemiş fakat İngilizler Vahdettin’nin İngiltere’ye gitmesinin de kabul edilmediği için; devrik padişah bir süre Malta’da kalmıştır.

1922 sonunda Hicaz Kralı Hüseyin’in daveti üzerine Hicaz’a gidip burada dini vazifesini yapma imkanı bulmuştur. 20 Nisan 1923‘e kadar Hicaz’da kalmıştır. Burada yayınladığı Mekke Beyannamesi ile dikkatleri yine üzerine çekmiştir. O beyannamede ise devrik padişahın şu sözleri manidardır.

”Şimdi bana bigayri hakkın(haksız olarak),ihanet-i vataniyye isnad edenler, Hilafet’i hukuk ve nüfuzundan tecrid ve tadil ederek bu ”Saltanat-ı Muhammediyye’yi yıkmışlar ve yalnız vatanlarına değil, bütün Alem-i İslam’a ihanet etmişlerdir.”

Bu olanalrın üzerine İngiltere’nin baskısı ile yeni ikamet yeri tam olarak belli edilmediği halde ayrıldı. Önce İskenderiye’ye oradan da 28 Nisan’da İtalya’ya hareket etti ve 2 Mayıs’ta İtalya’nın Cenova şehrine vardı. Bir süre burada ikamet etti, burada bir otelde kalan devrik padişah 11 Haziran 1923’te bir kasabaya yerleşti ve ömrünün sonuna kadar orada kaldı. Sultan Vahdettin buradaki ikâmetini hiç bir zaman daimi düşünmemiştir ve bir gün mutlaka bir müslüman memleketine döneceğini umut etmişti, fakat şartlar ve bilhassa İngilizlerin bütün yolları kapatması bunlara müsade etmemiştir. İstanbul’dan ayrıldıktan iki sene sonra yani 3 Mart 1924’te Türkiye’de hilafet kaldırılarak Osmanlı Devletinin bütün resmi devlet hukuku tarihe intikal ettirildi.

Hilafetin İlgası kararı ile Osmanlı hanedan mensuplarının tamamı sınır dışı edildi ve hanedan üyeleri çok uzun yıllar yurda dönemedi ve cenazeleri dahi yurda sokulmadı.

Hilafetle ilgili olarak ise Mustafa Kemal Paşa nın yani o dönemin Reis-i Cumhurunun 1927 senesinde mecliste okuduğu ve ardından kitaplaştırdığı Nutuk’ta bu durumun gerekçesi şöyle ifade edilir; Osmanlı Hükümetine, Osmanlı Padişahına ve müslümanların Halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmek lazım geliyordu.

Sultan Vahdettin, 16 Mayıs 1926  günü akşam geç saatlerde vefat etmişti. 65 senelik hayat ve Osmanlının son padişahı müslümanların son halifesi Dünya’ya veda etmişti. Padişahın naaşı otopsi sonrası bir tabuta konmasının ardından acılı günler başladı, alacaklılar cenazesini hacz ettiler oturduğu evde ne varsa şahsi eşyalar vesair hepsine el konuldu.

Padişah’ın cenazesi eşyalar ile birlkte evinin giriş katında mahsur kaldı. Sultan Vahdettin Han’dan sonra hilafet makamına geçen ve hilafetin ilgasından sonra da kendisi de sürgünde olan Abdülmecid Efendi, Fransa’dan bir miktar para göndermiştir, fakat bu da yeterli olmamıştır. Cenazenin haczinin kaldırılması Fransa’daki kızı Safiye Sultana nasip olmuştur. Safiye Sultan elinde kalan mücevherlerinden birini ve bir çift küpesini satarak babasının üzerinden hacz işlemini kaldırır. Bir taraftan haciz ile meşgul olan Padişahın yakınları diğer taraftan da Padişah’ın nereye defnedileceğini araştırıyordu. Cenazeyi Türkiye’nin hiçbir şekilde kabul etmeyeceği belliydi,çünkü ülkede uyanışa sebebiyet verip halkın Osmanlı’ya tekrar dönme adına güçlü tepkiler verebileceği ortadaydı, lakin cenaze de ortada kalamazdı ne yapılmalıydı bilinmiyordu.

Nihayet yapılan araştırma ve yazışmalardan sonra Suriye’nin Şam şehrinde Yavuz Sultan Selim Han‘ın yaptırmış olduğu caminin hazinesine defnedilmesine karar verildi ve hemen resmi münacatlar yapıldı. Suriye’de Sultan Abdülhamit Han’ın kızıyla evlendikten sonra ayrılan Ahmet Nami Bey devlet başkanıydı ve bu talebi hemen kabul etti. Fakat Fransa işgalindeki bu topraklar için Paris’ten izin alınması gerekiyordu ve nihayet gerekli izinler alındı haczin kalkmasının ardından padişahın naaşı bir araba ile istasyona getirildi ve gemiyle Beyrut’a oradan da trenle Şam’a getirildi. Şam‘da cenazeyi hanedanın eski damatı ve Suriye Devlet Başkanı Ahmet Nami Bey gereken merasimle karşıladı. Cenaze caminin hainesine getirildi ve üzerine Kabe-i Muazzama örtüsü örtüldü. Ardından cami avlusunda açılan kabre defnedildi.


Sultan Vahdettin’in çıkardığı idam fermanında şunlar yer almaktadır;

Mehmet Vahidüddin ONAY

”Kuvayı milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, Eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasfi Bey, Eski yirminci kolordu kumandanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile Eski Washıngton elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336(1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzere, Mülkiye Ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolaysıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkı yönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.”

Bu Padişah Buyruğunu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.

24 Mayıs 1336(1920)

Sadrazam ve Harbiye Nazırı Vekili

Damad Ferid

http://www.instagram.com/acikvnet

http://www.twitter.com/acikve_net

 


Bir cevap yazın