Ra’d Sûresi Bilgileri : 1, 2, 11, 12, 13, 14, 15, 28 Ayetlerinin Türkçe Meâli ve Tefsiri

Râ’d Sûresi

Mekke’de inen Râ’d Suresi 43 ayettir.

Nüzûlü 

Mushaftaki sıralamada on üçüncü, iniş sırasına göre doksan altıncı suredir. Muhammed suresinden sonra, Rahmân suresinden önce nâzil olmuştur.

Mekke’de mi Medine’de mi indiği hakkında farklı rivayet ve tesbitler vardır. Mushaftaki tertibe göre sûrenin Mekke’de inmiş olan ve hurûf-i mukattaa ile başlayan sûrelerin arasına yerleştirilmiş olması, üslûbunun Mekkî sûrelere benzemesi, muhtevasında tevhid ilkeleri, müşriklerin kınanması ve yerilmesi gibi konuların yer alması sebebiyle Mekke’de inmiş olduğu rivayeti tercih edilmiştir: 31-32 ayetlerinin Mekke’de, diğerlerinin ise Medine’de indiğini, ayrıca tamamının Medine döneminde geldiğini söyleyenlerde vardır.

Adı

Ra’d ismini 13’cü ayetinde geçen “gök gürültüsü” anlamına gelen Ra’d kelimesinden alır ve sahâbe döneminden itibaren sadece bu adla anılır.

Konusu

Ra’d sûresinde Allah’ın varlığı, birliği, ilmi ve kudretinin aklî delillerle ispatı: evrenin sahibi ve ondaki tasarruf hususunda tek yetkili oluşu, bu sebeple ibadete lâyık ve müstehak tek mâbud oluşu, peygamberlik ve peygamberlerin doğrulukları, evlenme, çocuk sahibi olma gibi bazı nitelikleri, vahiy ve Kur’an-ı Kerim’in hak oluşu, Kur’an’ın özelikleri, öldükten sonra dirilme, hesap verme, cennet ve cehennem, samimi müminlerin özellikleri, müşriklerin ortaya çıktığı şüpheler ve bunlara verilen cevaplar. Ehl-i kitabın Kur’an karşısındaki tutumu ile toplumların kaderini etkileyecek derecede önemli birçok ahlâki konu, tabiat olayları ve gök cisimleri arasındaki ilahî nizam v.b konular ele alınmıştır.


BismillahirRahmanirRahim

Ra’d Sûresi Ayetlerinin

Türkçe-Meâli

1- Elif, Lâm, Mîm, Râ. İşte bunlar kitabın âyetleridir ve sana Rabbinden indirilen haktır. Ve lâkin insanların çoğu iman etmezler.

2- Allah O’dur ki, görmekte olduğunuz gökleri direksiz yükseltti, sonra arş üzerine istiva buyurdu; güneşi ve ayı emri altına aldı. Her biri belli bir zamana kadar akıp gidiyor. Bütün işleri O yönetiyor, âyetleri O açıklıyor, ola ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız.

11- Her insan için önünden arkasından takip eden melekler vardır. O’nu Allah’ın emrinden dolayı gözetirler. Şüphe yok ki Allah bir kavme verdiğini, o kavim kendisini bozup değiştirmedikçe değiştirmez. Allah bir kavme bir kötülük murat etti mi, artık onu geri çevirecek yoktur. Onlar için Allah’tan başka bir veli de bulunmaz.

12- Korku ve ümit içinde size şimşeği gösteren ve ( yağmur dolu) ağırlıklı bulutları meydana getiren O’dur.

13- Gök gürültüsü O’nu hamd ile melekler de O’nun korkusundan tesbih ederler. Ve yıldırımlar gönderir de onunla istediğini çarpar. Onlarsa Allah hakkında mücadele ediyorlar. Halbuki O’nun azabı çok şiddetlidir.

14- Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvarıp durdukları ise kendilerine hiçbir şeyle cevap vermezler. Ancak onların hali, ağzına gelmesi için avuçlarını suya doğru açmış bekleyen adamın durumuna benzer. Halbuki su onun ağzına girecek değildir. Kafirlerin duası daima boşa çıkar.

15- Halbuki göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de, gölgeleri de sabah akşam Allah’a secde ederler.

1. Ayet

Tefsiri

Başında hurûf-i mukattaanın bulunduğu sûrelerde Elif-Lâm-Mîm bu harflerden sonra genellikle kitapdan, âyetlerden veya vahiyden söz edilir. Nitekim burada da aynı uslûp kullanılarak “İşte kitabın âyetleri” buyurulmaktadır. Kitapdan maksadın hangi kitap olduğu konusunda farklı görüşler olmakla birlikte müfessirlerin çoğunluğu bunun Kur’an olduğu, âyetlerin de Kur’an âyetleri veya  sadece bu sûredeki âyetler olduğu kanaatindedir (İbn Kesir, IV, 350; İbn Âşur, ,XIII, 78; Elmalılı IV, 2942). Bazı müfessirlere göre buradaki kitap bu sûreyi âyetler debu sûrenin âyetlerini ifade eder (Zemâhşerî, II  348) .”Kitaptan maksat Kur’an’dan önceki kitaplardır” veya “Tevrat ve İncil’dir” diyenler de vardır. Ayetleri okuyup anlayarak kitabın hak olduğu sonucuna varmayı teşvik amacıyla önce âyetlere dikkat çekilmiş, sonra kitabın hak olduğu söylenmiştir.

2. Ayet 

Tefsiri

Gökler” anlamına gelen semâvat kelimesi yıldızların, güneş sistemlerinin ve galaksilerin kendi yörüngelerinde seyrettikleri uzayı ifade eder. Yüce Allah burada bir tabiat kanunu işaret etmekte, gökyüzündeki bu cisimleri bizim görebileceğimiz bir direk olmaksızın kudretiyle yükseltip yönettiğini haber vermektedir.

Nitekim Hac suresinin 65. Ayetinde Allahu Teâla “Kendi izni olmadıkça yer kürenin üzerine düşmemesi için göğü tutan da O’dur” buyurarak bu cisimler arasındaki ilâhî nizama işaret etmiştir.

Âyette Allah’ın güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdiği, bunların kullarının hizmeti için yarattığı, her birinin belirlenmiş bir vakte yani kıyamete kadar akıp gideceği bildirilmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere bu cisimler  durağan değil hareket halinde bir sisteme bağlı bulunmaktadır. Ay dünya çevresinde, dünya güneş çevresinde, güneş ise uydularıyla birlikte bir sistem olarak kendi yörüngesinde belirli bir süreyebkadar akıp gidecektir. Bu ifade dünyanın hatta yaratılmış âlemin sonlu olduğuna işaret eder. Ayrıca âyet bütün olarak evrendeki oluşum ve değişimlerin, bunlarla ilgili “tabiat kanunu” denilen yasaların tabiatın özünden kaynaklanmayıp Allah’ın sonsuz ilim, irade, kudret ve hikmetinin eserleri olduğunu da gösterir. “İşleri Allah düzenliyor” mealindeki cümle bunu açıkca ifade etmektedir. Bütün bunlar Allah’ın kudretini gösteren alâmetlerdir. Allah bunları açıklıyor ki insanlar onun kudretini tanısın ve evreni yaratıp yöneten Allah’ın insanları öldükten sonra diriltip huzurunda topluyabileceğine ve dünyada yaptıklarından hesaba çekebileceğine kesin olarak iman etsinler.

11. Ayet

Tefsiri

Müfesirler “takipçiler” diye çevirdiğimiz muakkibât kelimesini “koruyucu melekler” olarak yorumlamışlardır. (Şevkânî, III, 78-79).
Yüce Allah insanların bütün düşünce ve davranışlarını bildiği, gözetlediği ve her şeye kadir olduğu halde sünneti ve engin hikmeti gereği her insanın önünde, arkasında, sağında, solunda görev yapan, onu bazı kötülüklerden koruyan ve amellerini yazan melekler tayin etmiştir. Hz. Peygamber de insanları gece ayrı gündüz ayrı meleklerin izlediğini haber vermiştir. ( bk.Buhârî, ” Tevhid” , 23). Müfesirlere göre kişinin sağ tarafında bulunan melek iyi amellerini, sol tarafında bulunan melek ise kötü amellerini yazmaktadır. Önünde ve arkasında bulunan melekler ise onu korumakla görevlidir. ( İbn Kesîr, IV , 359). Anlatıldığına göre bir adam Hz. Ali’ye gelipSeni öldürmek isteyenler var, korunsan iyi olur” demiş, Hz. Ali ona şöyle cevap vermiştir:  “Her insanla birlikte onu kaderinde olmayan şeylerden koruyan iki melek vardır. Fakat kader geldiğinde melekler kişi ile kaderin arasından çekilirler. Şüphesiz ki ecel sağlam bir kalkandır ( yani eceli gelmeyen ölmez)” ( Taberî , XIII, 119).

12-13 Ayet

Tefsiri

Şimşek hem yağmurun müjdecisi hem de yıldırımın habercisidir. Kendisi veya malı açıkta bulunanlar yıldırımlardan, gürültüden ve ıslanmaktan korkarlar, yağmur bekleyenler ise habercisini görünce sevinirler. Böylece insanlar şimşek çaktığında korku ve ümidi yaşamış olurlar. Yağmurdan fayda görenler onun gelmesine sevinirken, zarar görenler üzülürler. Bulutların elektrik yüklerinin çatışmasından gök gürültüsü doğar. 13. ayette gök gürültüsünün Allah’ı överek tesbih ettiğini yani Allah’ın ortaklardan, noksan sıfatlardan uzak ve şanının yüce olduğunu ifade ettiği haber verilmektedir. Müfessirler gök gürültüsünün Allah’ı tesbih etmesini birkaç türlü yorumlamışlardır.

” Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih eder. Onu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O halîmdir, çok bağışlayandır.”
İsra-44

“Gök gürültüsü” anlamına gelen ra’d kelimesi bir meleğin ismi, işitilen ses de o meleğin tesbihidir.

28. Ayet Meali

Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.

28. Ayet

Tefsiri

Doğru yolu arayanların vasıflarını bildirmektedir. Âyetin bağlamı dikkate alındığı takdirde Allah’i zikretmekten maksadın Kur’an olduğu düşünülebilir. Müminlerin gönüllerini huzura kavuşturan zikir de yine Kur’an’dır. Ayrıca Kur’an’ı Kerîm’de birçok yerde zikr kelimesi Kur’an’ın adı olarak geçmektedir. ( meselâ : Hicr 15/9, Nahl 16/44, Enbiya 21/50, Fussilet 41/41 vd.). Bununla birlikte zikr masdar olarak “anmak” mânasına gelir; ayette bu mânanın yani dil veya kalp ile Allah’ın anılmasının kastedilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Allah’ın hidayete erdirdiği kimseler Allah’a ve Kur’an’a gönülden ve samimi olarak inanan, Kur’an-ı Kerim’i  okumakla ve Allah’ın adını anmakla kalpleri huzur, ruhları sükûnet bulan kimselerdir.

Sadakallahûlazîm…

Kaynak: Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsiri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları

Es-Selamun Aleyküm ve Rahmetullah…

Ebeden Daima…

Dualarınızı Eksik Etmeyin…

www.acikve.net

 

Bir cevap yazın