Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa S.A.V Efendimizin Doğumu ve Doğumu Sırasında Yaşanan Hadiseler

BismilahirRahmanirRahim

“(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
Enbiya -107

Kutlu Doğum Müjdeleri

Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz s.a.v hazretlerinin dünyaya gelmesi yaklaştıkça kâhinler onun yeryüzünü şereflendirişini haber vermeye başladı. Ülkenin çeşitli yerlerinde şaşırtıcı, garip haller, olağanüstü alâmetler görüldü.

Abdülmuttalib bir gün Harem-i Şerif’de yatıp uyurken bir rüya gördü. Korku içinde uyandı. Kâhinlere varıp rüyasını anlattı. Kâhinler de: “Senin soyundan bir çocuk doğacak, yerde ve gökte bulunan bütün yaratıklar ona inanacak.” dediler. Bunun üzerine Abdülmuttalib, Kureyş’in namuslu ve iffet sahibi Fatıma adlı bir kız ile evlendi. Ondan oğlu Abdullah dünyaya geldi ve Muhammedî onun alnında görülmeye başladı.

Abdülmuttalib oğulları içinden en çok Abdullah’ı severdi. Zira içlerinde en güzeli ve en üstünü o idi. Nübüvvet nuru da onun yüzünde parlıyordu.

Zühreoğullarının büyüğü Vehb’in kızı Âmine, soy sopca Kureyş kızlarının en faziletlisi olduğundan Abdülmuttalip onu Abdullah’a aldı.

Peygamberimizin Babası ve Anası

Âmine Abdullah’dan don peygambere hamile kaldı ve ardından Abdullah’in alnındaki parlak nur, Âmine’nin alnında görüldü.

O sıralar Kureyş kabilesi bir kıtlığa düşmüştü. Çok sıkıntı ve darlık çekmekte iken Âmine’nin hamileliği hürmetine, Allah Teâla hazretleri Kureyş’in bağ ve bahçelerine öylesine bir feyz ve bereket verdi ki, hepsi zengin oldu. O seneye Araplar feth ve ibtihac (yani kazanç ve sevinç) senesi dediler.

Hz. Muhammed S.a.v ‘in Doğumu

Abdullah’in annesi, Fâtıma Bint-i Amr’dır. Âmine’nin annesi Berre’dir. Hz. Peygamber, Abdullah ile Âmine’nin evliliğinden dünyaya gelmiştir. 20 Nisan 571 12 rebiulevvel ayında sabah tan yeri ağarırken Mekke’de dünyaya gelmiştir.

Buna göre Peygamberimizin dedesi, Abdülmuttalib; büyük babası Vehb, baba annesi Fâtıma, anneannesi ise Berre’dir. Doğum, Fil olayından 50-55 gece sonrasına ve Rebiülevvel ayının on ikisi-pazartesi gecesine tesadüf eder.

Peygamberimiz doğduğunda Âmine’nin yanında Abdurahman b. avf’ın annesi Şifâ Hâtun’la, Osman b. Ebi’l-As’ın annesi Fâtıma Hâtun ebe olarak hizmet etmişler, Ummu Eymen de onlara yardımcı olmuştu. Doğum esnasında hizmet edenlerin şehâdetine göre evin içi nurla dolmuş, Âmine ağrı-sızı hissetmemiş, Peygamberimiz sünnetli doğmuştu. Evde beliren bir ışıktan neredeyse ufkun ( Kudüs ve Şam taraflarının) aydınlandığı görülmüştü.

Onu melekler yıkamış ve iki omuzu arasına risâlet mührünü basmışlardı. Yahudîlerin, bazı belirtilerden yola çıkarak Hz. Muhammed’in doğumuyla ” Peygamberliğin israiloğullarından gittiği telaşına kapıldıkları” belirtilir.

Yine nakledildiğine göre Hz. Peygamber’in doğduğu gece Kisra’nın sarayından on dört burcun yıkıldığı, Semave vadisinin taşıp sular altında kaldığı, Sâve gölünün kuruduğu, İranlıların bin yıldan beri ateş tapınaklarında yanan ateşin söndüğü görülmüştür. Son devir İslâm âlimlerinden bazıları bunu şöyle yorumlamışlardır: ” Hakikat şu ki, yıkılan, Kisra’nın sarayı değil, bütün İran’ın saltanat ve ihtişamı, Bizans’ın ezici kuvveti, Çin’in azameti idi. Sönen ateş, mecûsîlerin mabetlerinde parlayan alevler değil, bütün dünyadaki küfür ve dinsizlik ateşi idi. Kuruyan şey, Sava gölü değil, putperestliğin zulmü, zerdüştlüğün kuvveti, Hıristiyanlığın tahakkümü idi.

Hz. Muhammed s.a.v İbrahim asm’ın duasına, Îsâ, asm’ın müjdesine ve annesi Âmine’nin de rüyasına erişmiştir.

Hz. İbrahim Kâbe’yi bina ettikten sonra Cenâb-ı Hakk’a yapmış olduğu duaların birinde kendi soyundan, Yüce Allah’a itaat edip teslim olan bir ümmet meydana getirmesini, bu ümmete kendi arasından onlara ilâhî âyetleri okuyacak, kitabı ve hikmeti öğretecek bir Peygamber göndermesini istemişti.

“Ey bizim Rabbimiz! Hem de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, üzerlerine ayetlerini okusun ve kendilerine Kitab’ı ve Hikmet’i öğretsin ve içlerini dışlarını tertemiz paklasın! Şüphesiz azîz ve hikmet sahibi olan Sensin ancak Sen.”
Bakara -129

Hz. İsâ, çevresindekilere kendisinden sonra, “Ahmed” adlı son Peygamber geleceğini müjdeliyordu.

Bir vakit de Meryem’in oğlu İsa şöyle dedi” “Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın Resûlü’yüm. Önümdeki Tevrat’ın tastikleyicisi ve benden sonra gelecek bir Resûl’ün müjdecisi olarak geldim ki onun ismi Ahmed’dir!” Sonra o onlara açık delillerle gelince “Bu apaçık bir sihirdir” dediler.”
Saf-6

Annesi Âmine’ye ise henüz Peygamberimize hamile iken rüyasında şöyle söylenmişti:

” Sen insanların hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman her hasetçinin şerrinden korunması için bir ve tek olana sığınırım de, sonra ona Ahmed veya Muhammed adını tak!”

İşte Hz. Peygamber’in doğumu; bu duanın, bu müjdenin ve bu rüyanın gün ışığına çıkışının başlangıcını teşkil ediyordu.

Peygamber s.a.v’e Efendimize İsim Konulması

Doğum habercisi, Peygamberimizin doğduğunu dedesi Abdülmuttalib’e müjdelediğinde çok sevindi ve doğru eve gitti. Âmine Hatun, ona, hissettiği rahatlıktan, müşâhede ettiği nurlu görüntülerden ve rüyasında kendisine çocuğa “Muhammed” adının verilmesinin bildirilğinden bahsetti.

Abdulmuttalib, torununu kucağına aldı, Kâ’be’ye gitti, Allah’a şükretti ve geri döndü. Bir hafta sonra develer ve davarlar keserek Peygamberimizin doğumunu kutladı, Mekke’lilere ziyafet verdi. “Adını me koydun?” diyenlere de ” Muhammed koydum. Dilerim ki, göktekiler ve yerdekiler onu övsüm!” cevabını verdi. Muhammed, “hamd” kökünden türemiş olup “kişinin fazilet ve üstünlüğünün anılarak övülmesi” anlamına gelir. Kur’ân-ı Kerim’de böyle yer alır.
“Muhammed, Allah’ın Resulüdür. O’nun maiyyetindekiler ise, kafirlere karşı çok çetin, kendi aralarında gayet merhametlidirler. Onları görürsün cemaatle rükû’, secde ederek, Allah’dan lütuf ve rıza isterler. Nişanları secde eserinden yüzlerindedir. Bu, onların Tevrat’taki misalleri, İncildeki misalleri de, kendileriyle kafirleri öfkelendirmesi için, filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş derken kalınlaşmış, derken sapı üzerinde dimdik doğrulmuş çiftlerin hoşuna giden bir ekin gibidir, onlardan iman edip salih ameller yapanlara Allah, hem bir mağfiret va’d buyurdu, hem de büyük bir mükafat.”
Fetih-29

Daha evvelki Peygamberlere indirilen kitaplarda ise “Ahmed” diye geçer. Ahmed, ” Allah’ı Yüce sıfatlarıyle ve kudret eserleriyle öven ve övmesini bilen kimse” demektir. Saf 5 ayet.
Peygamberimiz en mühim isimleri arasında ” Muhammed, Ahmed, Mâhî (küfrü imha eden), Hâşir (Kıyamette insanların kendisiyle haşrolunacağı kişi), Âkıb (son Peygamber)’ı sıralar. (Tecrid, IX, 250).

Kutlu Doğum Sırasında Meydana Gelen Olağanüstü Olaylar

Peygamberimizin Kutlu Doğum Gecesinde Âmine’nin Gördükleri

Fil yılında ve Rumî aylardan Nisan içinde, Rebîulevvel ayının on ikinci pazartesi gecesi sabaha doğru tan yeri ağardığında, dünya başka bir dünya oldu. Son Peygamber (Hatemü’l enbiya) s.a.v Efendimiz doğdu. Gün doğmadan dünya nur ile doldu.

Abdullah’tan Âmine’nin alnına geçmiş olan yüce nur, Efendimizin alnına geçti. Âdem Aleyhisselâm’in devrinden beri evlâddan evlâda intikal ederek gelen son Peygamberlik nuru, böylece sahibini buldu.

Pazartesi günü sabahleyin Kâbe’deki bütün putlar yüzüstü düşmüş halde bulundu. Görenler hayrette kaldılar.

Hazreti Âmine o kutlu doğum olayını şöyle anlatmıştır:

“Ben diğer kadınlar gibi hamilelik zahmeti çekmedim. Hamilelerde meydana gelen ağrıları görmedim. Fakat gece rüyamda gördüm ki bir kimse gelip: “Ey Âmine muhakkak bilmelisin ki sen âlemlerin ( bütün dünyaların) en hayırlısına hamilesin. Doğduğu vakit adını Muhammed koyasın,” dedi.

Doğum zamanı geldiğinde kulağıma bir büyük ses geldi. Ürktüm. Hemen bir akkuş geldi. Kanadı ile arkamı sığadı. Benden korkma ve ürkme halleri kalktı. Yan tarafıma baktım, bir beyaz kâse içinde bana şerbet sundular. Alıp içtiğimde her tarafimı nur kapladı. O anda Muhammed dünyaya geldi. Etrafıma bakınca gördüm ki, Abd-i Menaf kızlarına benzer, fakat gayet uzun boylu birçok kızlar, benim etrafımda tavaf eder gibi dönmeye başladılar. Hayret ettim.

“Ya Rabbî! Bunlar kimler acaba?” dedim.

Hazreti Muhammed’in s.a.v doğumları zamanında, Âmine’nin gözünden perdenin kaldırılmış, anlattığı şekilde cennet hurilerini görmüş ve daha birçok olağanüstü halleri seyretmiş olduğu nakledilir.

Âşere-i mübeşşereden (Cennetle müjdelenmiş on kişiden) Abdurrahman bin Avf hazretlerinin annesi Şifa hatun da, o gece Âmine’nin yanında bulunmuş ve onun gözüne de doğum esnasında doğudan batıya kadar bütün dünyanın nur ile dolduğu görünmüştür. Bundan başka daha birçok olağanüstü şeylerin meydana geldiğini, oğlu Abdurrahman’a r.a söylemiş, o da diğer insanlara anlatmıştır.

O gece Peygamberimizin dedesi Abdülmutalib, Mescid-i Haram’da Cenab-ı Hakka dua edip yalvarışta bulunurken: “Müjde ey Abdülmuttalib! Şimdi Âmine’den bir çocuk doğdu. Varlığı âleme rahmettir.” diye gaybdan ( görünmez alemden) ulvi bir ses işitmiş, derhal Âmine’nin yanına gitmiş, kendisi de orada birçok olağanüstü şeyler görmüştür.

Son Peygamber Hazreti Muhammed s.a.v sünnetli ve göbeği kesilmiş olduğu halde doğmuş idi. Sırtında, iki kürek kemiği arasında, ta kalbinin hizasında bir nişanesi vardı ki ona nübüvvet (Peygamberlik) mührü denilir.

Süleyman Çelebi Rasulullah Efendimiz hakkında söyledikleri:

Ey gönüller derdinin dermanı Sen,
Ey yaratılmışların sultanı Sen.

Ey risalet tahtının hâtimi,
Ey nübüvvet mührünün Sen hâtemi,

Sensin ol sultân-ı cümle evliyâ
Nûr-i çeşm-i evliyâ vü asfiyâ

Çünkü nûrun rûşen etti âlemi,
Gül cemâlin gülşen etti âlemi.

Hz. Peygamber’in Doğduğu Ev

Ebû Tâlib mahallesinde Resûl-i Ekrem’in doğduğu ev büyük dedesi Hâşim b. Abdülmenâf’a aitti. Onun vefatıyla oğlu Abdülmuttalib’e miras kalan ev Abdülmuttalib’in mallarını çocukları arasında taksim etmesi sırasında Abdullah’a düşmüş, ondan da Muhammed’e intikal etmişti. Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettikten sonra bunda herhangi bir hak talep etmemiş, Mekke’ye geldiği zaman bu evi kullanmamıştır.

Abbâsî halifelerinden Mehdî-Billâh’ın eşi olan Hayzüran Hz. Peygamber’in doğduğu evi tamir ettirerek mescide çevirmişti. İki kubbesi olan bu mescidin içerisinde Hz. Muhammed’in doğduğu yer olarak kabul edilen alan kırmızı örtülü bir kulübe içerisine alınarak belirlenmiştir. 1296’da yapılan tamiratta bu alan bir kafes içesine alınarak üzerine yeşil atlastan bir örtü örtülmüş, kubbeleri içten ve dıştan süslenmiştir.

Bu evin her yıl Rebüulevvel ayının 12. günü Mekke’de bulunanlarca ziyaret edilmesi âdettendi. Osmanlı Sultanı II. Mustafa, burada Ramazan’ın 27. gecesinde Hz. Peygamber’in nübüvvetini tâ’zim ve Rebüulevvel’in 12. gecesinde Resûl-i Ekrem’in doğumunu kutlamak amacıyla mevlit törenleri düzenlemesini emretmiş ve bunun için tahsisat ayırmıştır. Daha sonra bu kutlamalar sadece 12. Rebîulevvel’de sürdürülmüştür.

Bugün Safâ ve Merve tepeleri arasındaki sa’y yerinin tam karşısında, Mina ve Azîziye giden tünelin girişine yakın yerde mevcut olan bu ev, 1379 (1959) yılından beri Mekke Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir.

Yunus Emre ise Rasûl-i Ekrem’ in sevgisiyle coşmuştur. Yunus Emre’ye göre âlemin yaratılış sebebi O’dur:

Hak yarattı âlemi aşkına Muhammed’in,
Ay ve günü yarattı şevkine Muhammed’in.

Çalab nurdan yaratmış, cânanı Muhammed’in,
Âleme rahmet saçmış, adını Muhammed’in.

Yaratmış dostum demiş, hem onun kaydın yemiş,
Ümmetden yana koymuş, yönünü Muhammed’in.
Muhammed bir denizdir, âlemi tutupdurur,
Yetmiş bin peygamberler gönlünde Muhammed’in.

Allah arslanı Ali sağında Muhammed’in,
Hasen ile Hüseyin solunda Muhammed’in.
Yılda yetmiş bin hacı her biri niyyet eder,
Varır ziyaret eder nûrunu Muhammed’in.

En Sevgilim!..

Rabbimin bu dünyayı

Onun yüzü suyu

Hürmetine yarattığı

Alemleri nurlandırdığı,

Kainat güneşime,

Can Muhammedime,

Aydan parlak nur yüzüne

Gül cemaline aşık olduğum

Görmeden yandığım

Canımdan çok sevdiğim

Aşkıma, sevgilime

Gidiyorum, koşararak

Bir kuş gibi,

O güzel gül kokulu

Ravza-ı Mutahharaya

Kutlu diyara Medine’ye…

Gidiyorum…

Sevgili Muhammed’im Doğum Günün Kutlu Olsun.

Sevdiğinden sevenine en güzel söz.

Seni canımdan çoook Seviyorum.

Ey Sevgili!..

En Sevgili!..

Hoşgeldin!..

Şeref verdin…

Es Selatu Vesselamu Aleyke Ya Rasulullah

Es Selatu Vesellamu Aleyke Ya HabibAllah

Es Selatu Vesselamu Aleyke Ya Seyyidine ve Nebina Muhammed.

 

 

 

 

Bir cevap yazın