NEFES ALMADAN, YEMEDEN VE İÇMEDEN YAŞANIR MI?

Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz. Şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşıklanmış yumurtadan) sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı el parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz, sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz) İçinizden kimi vefaf eder, yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; takii bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir; O, ölüleri diriltir,  yine O, her şeye hakkıyla kadirdir.(HAC 5-6)

Zifiri karanlıkta, dört tarafınız kapalı bir ortamda, hiç hava olmadan yemeden ve içmeden ve hiç tuvalet ihtiyacınızı karşılamadan yaşayabilceğinizi söyleseler inanır mıydınız? Oyksa ki bu tarif ettiğimiz ortam, hepimizin aylarca içinde yaşadağı anne rahminden başka bir yer değil. Üstelik bu muazzam olay bir kaç dakika veya saat değil aylarca ve bizim kontrolümüz dışında gerçekleşiyor. Rabbimizin rızıklandırması ile sadece bu ortamda yaşamıyor, orada her birisi ayrı hayranlık uyandıracak nitelikte özellikler ile dolu bir dizi yaratılış evresinden geçiyoruz. Bu kapalı ve dış dünyadan izole ortamda anne karnındaki bebeğin yaşamasının sağlanması çok özel ve geçici şartların sağlanması ile gerçekleşir. Sadece göbek kordonu vasıtası ile sağlanan kan değil, hücresel düzeyde de önemli ve geçici mekanizmaların devreye sokulması ile bu şartlar sağlanır. Göbek kordonun vasıtası ile anneden gelen kan ise, hem beslenme hem de oksijenlenme sağlanır. Bebeğin kalbindeki ve damarlarındaki kan dolaşımı doğduktan sonrakine göre oldukça farklıdır.

Akciğerler fonksiyon yapamadığı için kan göbek kordonundaki damarlar vasıtasıyla oksijenlenmek üzere anne ile kordonun bağlantı noktası olan plasentaya gönderilir ve burada oksijenlenen kan tekrar göbek kordonundaki farklı damarlar vasıtasıyla bebeğe gönder. Burada gerçekleşen oksijenlenme de normalde olmayan çok özel mekanizmalar vesilesi ile gerçekleşir. Fetal hayattaki bebeğin kanındaki oksijen basıncı, normaldekinden daha düşüktür. Kanımızdaki oksijeni taşıyan ana protein olan Hemoglobin (kansızlığı olan hastalarda düşen bu protein oranıdır) eğer fetal hayatta da aynı olsaydı, plasentada anneden bebeğe yeterli oksijenin geçmesi mümkün olamayacaktı. Bunun için sadece anne karnındaki feta hayata özgün özel bir Hemoglobin bebeğin kanında dolaşır. Fetal Hemoglobin adı verilen bu protein normalde insanlarda doğumdan sonra hemen hızla yok olup yeni normal Hemoglobine bırakır. Fetal Hemoglobinin oksijeni tutma kapasitesi son derece yüksektir. Dolayısı ile plasentada anneden gelen kandaki normal Hemoglobindeki Oksijeni adeta mıknatıs gibi çekerek kapar ve bebeğe dolaşım vasıtası ile döndürür. İşte bu bir nevi nefes alma işlemidir. Plasentadaki anne kanındaki oksijen bu sayede bebeğe aktarılmış olur. Eğer fetal hayattaki Hemoglobin, normal hayattaki ile aynı olsa idi, Oksijen transferi gerçekleşmeyecekti. Bunu ve bildiğimiz ve bilmediğimiz herşeyi bilen Rabbimiz bu mükemmel Oksijen transfer mekanizmasını yaratarak bizim anne rahmindeki hayatımızın idamesini sağlamaktadır.

Tabii fetal dolaşım sadece bebeğe oksijenlenmiş kanın transferi için değildir. Faydalı besin maddeleri de bebeğe bu şekilde iletilir. Çünkü başka türlü beslenme mümkün olmaz. Tabii bazı maddeleri de vücuttan atma görevini yapan böbrekler de bebekte aktif olmadığı için yine bu vazife de anneye yüklenir. Bebeğin kanından temizlenmesi gereken maddeler de annenin böbreğinde temizledikten sonra göbek kordonundan dönen kan dolaşımı ile tekrar bebeğe iletilir. Bu da bir nevi diyaliz makinasının yaptığı işlevdir. Üstelik bebek aylarca anne karnında kaldığı halde diyalize bağımlı hastalarda görülen yan etkilerin hiçbirisi görülmez. Fetal dolaşım böbrekler gibi mükemmel bir arıtma sistemi vazifesini de üstlenmiştir. Kapalı bir yerde bu kadar mükemmel mekanizmaların bir araya gelmesi ile sağlanan bu ortam aynı zamanda benzeri olmayan üstünlükte bir yoğun bakım ortamıdır. Ağır hastaların ve ameliyat sonrası kritik vakaların tedavi edildiği yoğun bakımlar bu hastaların tedavisi noktasında çok kritik bir işlev görürler. Örneğin doğumsal kalp hastanın yoğun bakım dönemi, hastanın şifa bulmasında ameliyatın kendisi kadar hatta belki daha fazla önem taşır. Yeterince iyi şartlar barındıramayan yoğun bakımlarda ise bu tür hastaları kaybetmek çok kolaydır. En modern şartların, en iyi yetişmiş doktor ve hemşirelerin bulunduğu yoğun bakımlardan adeta bir uzay üssü gibi çok iyi tasarlanmış olmalıdır ve bu konuda iyi yetişmiş sağlık personeli tarafından yönetilmeleri gerekir. Hastaların her an yakın takip altında olmaları gerekir. En ufak bir dikkatsizlik hastanın hayatına mal olabilir. Örneğin doğumsal kalp hastalıklarının ameliyatından sonraki ilk günler veya kalp hastalığı ile doğan bebeklerin ameliyatına kadar olan dönemdeki yoğum bakım şartları son derece kritiktir.

Bu tür bebeklerin ilk doğduğu andan itibaren sürekli değişiklik gösteren ciddi tedavi yöntemlerine ihtiyacı vardır. Yoğun bakımdaki böyle bir hastayı bir an yalnız bıraksanız, o sırada olan bir değişiklik zamanında tespit edilemese sonuçları çok ağır olabilir. Hatta böyle ağır doğumda kalp hastalaranı anne karnında iken, yani fetal hayatta ultrasonla teşhis ederek, hastanın yaşama şansını artırmak için önceden önlem alırız. Böyle bebekler doğduğu andan itibaren yukarıda özetlenen yoğun bakım şartlarına bağımlı yaşarlar. Tabi bu arada bazıları her türlü tedbire rağmen kaybedilir.

Burada çok ilginç bir durum aslında genelde gözden kaçar. Bu kadar kritik müdahaleler gerektiren bu tür bebekler nasıl anne karnında iken, hiçbir ilacı almazken, hiçbir hekim veya hemşirenin gözetimini altında değil ile hayatta kalabilmektedir? Hatta öyle ki bu bebeklerin sorunu doğar doğmaz başlar ve doğmadan önce aylarca anne karnında son derece rahattırlar. Aynı ağır hastalık aynı bebekte daha önce de varken, nasıl bu kadar rahat anne karnındaki gelişimine ve yaşamına devam edebilmektedir?

Bir ayeti kerimde şöyle buyuruyor…

Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde, bir yaratılışken sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte Rabbimiz olan Allah budur, mülk O’nundur. O’ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz. (Zümer Süresi.6)

Yeni bir insanın yaratılış aşamasında gerçekleşen olayları tıp halen tam olarak çözebilmiş değildir. Her aşamasında olağanüstü yönleri olan embriyolojik hayata hayranlık ve şaşkınlıkla şahitlik ediyoruz. Bu konudaki bilmediklerimizin bildiklerimizden çok daha fazla olduğu anlaşılmaktadır.  Ölümden sonra yaşamı sorgulayanların, embriyolojik hayattaki ibretlik gerçeklere bakmaları aslında yeterli olmalıdır.

Rabbimiz bize ve tüm insanlara O’nu daha iyi anlamayı ve yaratılış amacımıza uygun itaat etmeyi nasip eylesin.

www.instagram.com/acikvnet

www.twitter.com/acikve_net

Bir cevap yazın