Neden Doğru Beslenme?

Neden Doğru Beslenme?

Doğu ve Batı dünyasının ittifakla kabul ettiği dünyanın en büyük tabiplerinden İbni Sina (Batılılar; insanın, ancak kesilip biçilerek tedavi edilebileceğini öngören bugünkü Ortodoks tıbbın ortaya çıkışına dek, yani 18. yüzyıl sonlarında kadar, onu Avisenna adıyla haklıvolarak göklere çıkarırlardı), ünlü eseri El-Kanun Fi’t-Tıbb’da beslenmeyi şöyle tarif eder:

“Beslenme, besin maddelerinin mizaç olarak, vücut yapısına benzer hale gelmesi ve böylece dokulardaki günlük yıpranma ve yırtılmaların, tamire uygun hale gelecek şekilde değişmesidir.”

Yine aynı eserinde İbni Sina büyümeyi “organların, ‘mekânla uygun münasebetler içinde’ gelişmesi” şeklinde tanımlar.

İnsana Takdir Edilen Doğal Sınırlar

Âlemde herşeyin bir takdir edilmiş bir şekli ve miktarı vardır. İnsanlar için de belirlenmiş nihayet bir boy ve ağırlık söz konusudur. Esas gaye, fıtrî ve takdir edilmiş  o seviyelere varıp orada sağlıklı biçimde kalabilmektir.

Mesela insan türünün boyu-iki ayağı üstüne dikildiğinde- 1,60 ile 1,95 metre arasında ise bu, normal ölçü sayılmıştır.

Yani insan, 2 metrenin üstünde bir boya sahipse bu, normal kabul edilmez. Keza 1,5 metreden kısa ise de bu da normal değildir.

İnsanın fıtrî ağırlığı ise boynunun bir metrenin üstünde kalan miktarının 10 kilogram altı ya da üstü ise bu insanın boy-kilo oranının, normal ölçülerde olduğu söylenebilir. Vücut kilo endeksi adı verilen bu oran, aslında insanların kendi bünyeleri için takdir edilen normal ölçülerdir. Bu orandan sapmalar, kilo ya da zayıflık olarak nitelenir.

Diyelim ki bir insan 1 metre 75 santimetre boyunda. Bu kişinin ağırlığıda en fazla 85 ve en az 65 kilogram ise bu alt ve üst sınırlar aralığındaki boy ve kilo oranı, normal demektir.

Bunun dışındaki tüm boy ve ağırlıklar, insan türü için normal olmayan, tedavi gerektiren hallerdir.

İşte, İbni Sina’nın “mekânla uygun münasebet içinde” demesi bu tanımlamadan dolayıdır.

Dolayısıyla 1.75 boyunda bir insan 100 kilo ağırlığında ise o insan hastadır. Nasıl 2,5 metre civarındaki boylar da normal değil ise… Çünkü eşyanın her bir kalıbı için ta ezelde belli bir hacim ve boy takdir edilmiştir. Normal olan “bilinen o miktardır”. Hiçbir ağaç ila nihaye uzamaz. Her bir şey, kametini bulduktan sonra durur ve varlığını kendi türüne takdir edilen miktar kadar sürdürür ve sonra ölür.

Bu, insan için de geçerlidir. Nitekim insan bedeni üzerine yapılan çok sayıdaki çalışmadan çıkarılan ve “altın kesit” adı verilen bir ideal yapı var. “Altın kesit” te, insanın tüm uzuvları belli bir ölçü çerçevesinde birbiriyle orantılıdır. İşte esas olan, her bir insanın vücut uzuvlarının bu ölçülerde belirlenmiş nispetler içinde büyüyüp kemale ermesidir. Ve 120 yaş civarında da ölmesidir.

İnsanın Fıtrî Ömrü

İleride daha geniş temas edeceğiniz gibi insana takdir edilmiş olan fıtrî ömür (miad) 120 yıldır. Ama çoğu kişi daha bu rakamın yarısına dahi varmadan bozduğu neden yapısı sebebiyle ölür gider… Çünkü kişi bu bünyeyi doğru besleyemediği ve bünyedeki unsurları, takdir edilen ölçülerde tutamadığı zaman onu vaktinden önce tüketir.

Sağlıklı beslenme bunun için vardır: İnsanın, kanıyla, hücreleriyle, tüm beden yapısıyla kendi türünün gerçek oranlarına varması ve kendisine takdir edilen ömrün sonuna kadar sağlıklı yaşayabilmesi için…

Beslenmeyi bu açıdan ele aldığımızda bir başka tarifi de “Beslenme, bireysel gelişmeyi tamamlamak üzere besin maddelerinin bir araya gelmesidir.” şeklinde yapabiliriz.

Gıdalar, vücudumuzun yapı taşı olan hücrelerin beslenmesini, bölünüp çoğalmasını ve insanın, tür olarak kendisine tayin edilen biçime ulaşıncaya kadar gelişip bir kamete varmasını, harcadığı enerjiyi bu yolla edinmesini sağlar.

İşte beslenme, vücudun bu faaliyet için ihtiyaç duyduğu malzemeyi temin edebilmesi ve onu hücresel boyutta kullanabilir hale getirebilmesi işlemidir. Bu yönüyle son derece komplike ve sistematik bir süreçtir.

Hayatı bize veren ” Kudret”;  vücudumuzun etini, kemiğini, kanını, faaliyetleri için gereken enerjiyi yiyeceklerimizden elde etmemizi takdir etmiş. O açıdan denilebilir ki yeme-içme faaliyeti aynı zamanda, Kaderimizi yapma, kaderimizi tayin etme faaliyetlerinin de bir diğer adıdır.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’e yiyecekler içecekler açısından bakılacak olsa, görülecektir ki iman dâhil insanın tüm saadet ve şevkatleri, iyilik ve kötülükleri, daha doğrusu hak dışişleri, yedikleri içtikleri üzerinden aktarılıyor.

İnsan, bedendeki gıda ve faaliyet/fikir/zikir/huzur veya huzursuzluk ilişkisini anladığında Kuran’ ın, helal ve haram yiyecekler ve gıdalanma konusuna neden bu kadar vurgu yaptığını da çözebiliyor.

Hemen hemen her surede mutlak manada Cenab-ı Allah sözü getirip gıdaya ve onun neticelerine dayandırıyor çünkü. Bugünün inanan insanı bu ayetleri daha çok helal-haramlar boyutuyla değerlendirse de kastedilen mana, helaller haramlar konusundan çok daha kapsamlıdır. Çünkü bu “bünyad”ın yapı taşları bizim yediklerimiz içtiklerimizden oluşuyor. O yediklerimiz ve içtiklerimiz , bizden doğacak eylem ve fikirleri de etkiliyor. O fikir ve eylemler de bizi ya cennete layık ( huzurlu, sağlıklı, başarılı, yaşamından lezzet alan ve böylece Allah’ından razı) bir kul veya cehenneme layık (hastalıklar, sıkıntılar, inançsızlıklar ve müptekalıklarla vücudunu, içinde yaşanılamaz hale getirmiş, ömrü kahırla geçen, bezgin, bedbin ve huzursuz, adeta ölmeden cehennemi yaşayan, içten içe yanan) bir odun haline getiriyor.

Hakikaten de insan, başına gelenlerve akıbetler konusunda sık sık dönüp yediklerine içtiklerine bakmalı ki başına gelenlerin keyfi bir takdir değil, bir hak ediş meselesi olduğunu da kavrayabilsin.

Kaynak: Mehmet Ali Bulut
Can Boğazdan Çıkar
Sayfa: 23-24-25-26-27

 

Hastalıkların Temel Sebepleri Nelerdir?

 

www.acikve.net

www.instagram.com/acikvnet

www.twitter.com/acikve_net

www.facebook.com/acikvenetinternet

 

 


1 Comment

Bir cevap yazın