MÜ’MİNLER BİR VÜCUD OLMALIDIRLAR

Numan b.Beşir (Radıyalluhü Anh)‘dan rivayete göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) “Müminleri bir birlerine rahmet, sevgi ve şefkatte bir beden gibi görürsün. Vücudun bir uzvu rahatsızlanınca bedenin diğer uzuvları uykusuzluk ve ateşle ona katılırlar.” buyurmuşlardır.

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz cemiyeti ve hususan Mü’minler cemaatini, yani bir küll olarak ümmeti, bir bedene benzetmiştir. İnsanların her biri Mü’minlerden müteşekkil bu küllî bedenin bir uzvu durumundadır. Nasıl ki bedende sadece bir uzuv ve mesela bir parmak rahatsız olsa o beden bütünüyle huzursuz olur, uykusuz kalır, hararet basar ws. Şu halde Mü’min, parçası olduğu cemiyette bazı uzuvlarının ızdırabı karşısında ilgisiz kalamaz, onlara şefkat ve merhamet duygularıyla bağlıdır. Bu duygular, insanlığımız ve bilhassa imanımız icabı herkeste olması gerekir.

Bir Hadis-i Şerif, müminlerin içtimai hayatta ve ümmet kavramı içersinde bir bütün olduklarını bir kez daha vurgulamaktadır. Bu birlik ve bütünlüğün meydana gelebilmesi anca Hadis-i Şerifte sayılan hasletlerle mümkündür. Bu hasletler rahmet, saygı ve şefkattir. Bunlar olmadan ümmet olmanın hazzı hissedilemez. Bu hasletlerle dolu olan müminler bu ümmetin müreffeh bir yaşantıya kavuşmasında yapı taşı konumundadırlar. Bu güzel huyların zıttı olan sevgisizlik, acımasızlık ve merhametsizlik olup, bunlar da bir toplumun ve ümmetin dağılmasının sebebidir.

Hadis-i Şerif’te ümmetin her bir ferdi vücudun birer uzvu olarak belirtilmiştir. Bu teşbihten yola çıkınca, içtimai hayattaki farklı vazifelerde ve teşkilatlarda bulunmanın ilahi bir rahmet olduğu da ortaya çıkar. Her insan bulunduğu vazifeyi ilahi bir görev gereği yapar ancak bağlı bulunduğu yer ve teşkilat İslam bünyesinin bir uzvu olduğundan, yeri ve zamanı gelince diğer uzvun acısını kendine acı sızı edinen uzuv gibi, ümmetin derdi ile dertlenir. Dünyanın neresinde ve hangi coğrafyasında olursa olsun İslam’a mensup her müminin derdini kendine dert edinir ve o acıyı kendi hisseder. Bu anlayış ayrılmanın, tefrikanın, taassubun ve milliyetçiliğin de panzehiridir. Bu ahlakî prensipler, İslâm kardeşliğinin temelidir.

Bugün yaşadığımız asırda dili, ırkı ve coğrafyası ne olursa olsun tüm mü’minleri arayıp sormak, onların hallerini yakından takip etmekten de sorumluyuz. Bir uzvun diğer bir uzuvdan habersiz olması nasıl mümkün değilse, bir Mü’min de diğer dünya üzerindeki müminlerden ve onların hallerinden habersiz olamaz. Müminler birbirlerinin dert ve tasaları ile ilgilenecekleri zaman bu üç hasletle birlikte aradaki suni sınır farklılıklarına aldırış etmeden iman dairesindeki her bir ferde ulaşma şevk ve gayreti içinde olmalıdırlar. İşte İslam, toplumun fertleri arasındaki ilişkileri en güzel şekilde düzenleyen, onları kardeşlik bağları ile birbirine bağlayarak düzenli bir toplum hayatını amaçlayan bir dindir.

Ne Mutlu Bu Dinin Gereklerini Yerine Getirenlere.

www.instagram.com/acikvnet

www.twitter.com/acikve_net


Bir cevap yazın