Kur’an öğrenmek ve öğretmek

Kur’an-ı Kerîm, İslâm’ın birinci kaynağıdır. Allah’ın kullarına mesajını, insanların nasıl bir hayat yaşamaları gerektiğini ondan öğreniriz. İslâm’la ilgili prensip ve bilgiler Kur’an-ı Kerîm’de mevcuttur. İslâm’ın diğer kaynakları olan sünnet, icma ve kıyas Kur’an-ı Kerîm’in daha iyi anlaşılması için başvurulan kaynaklardır. Asıl ve temel Kur’anı Kerîm’dir. Çünkü Kur’an Allah’ın sözü ve kitabıdır. O son kitabın koruyucusu Allah Teâlâ’dır. Hiç kimse, o kitabı değiştirmeye, bozmaya güç yetiremeyecektir. Hükmü kıyamete kadar bâkidir. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurur:

“Kur’an’ı biz indirdik, biz. Onun koruyucusu da şüphesiz ki biziz.”(1)

Kur’an-ı Kerîm öğrenmek her insan için bir ihtiyaçtır, huzur ve barış kaynağıdır. Ona uymak kurtuluş vesilesidir. Kur’an’dan uzak yaşanan bir hayatta huzur ve mutluluk yoktur. O, insanların saadet ve barış reçetesidir; sözlerin en yücesidir. Böyle bir kitaptan uzak durmak ne büyük gaflet, ne büyük kayıptır. Kur’an, İslâmî hayatın temel kaynağı olarak inanan insanlara birtakım sorumluluk ve görevler yüklemektedir. Onun bize yüklediği temel görevleri beş madde hâlinde hülâsa etmek mümkündür:

1. Kur’an’ın lafzını tanımak ve okumak: Kur’an, okunuşuyla insanları ibadet sevabına ulaştıran bir kitaptır. Bu yüzden Kur’an bağlısının Kur’an’la tanışarak onu lafzıyla okuyabilecek bir konuma gelmesi beklenir.

Kulu Allah’a en çok yaklaştıran ibadetlerden biri namazdır. Allah Resûlü’nün gözümün nuru diye övdüğü (2) namazın temel rükûnlarından biri kıraat; yani Kur’an okumaktır. Mazerete mebni diğer farzlar düşse bile namazda Kur’an okuma görevi, hiç kimseden düşmez. Bu durum bu farzın önemini gösterir.

“Gerçekten biz sana, katımızdan (bu hikmetli ve ibretli kıssaları içine alan) bir Kitap (Kur’anı Kerîm) verdik. Kim ondan yüz çevirirse, hiç şüphesiz (bilsin) ki, kıyamet günü o ağır bir günah yükü yüklenecektir.”(3)

âyeti ise, Kur’an’dan yüz çevirmenin ve uzaklaşmanın bedelini haber veriyor. Yine Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Kim beni anmaktan yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. O: ‘Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!’ der. (Allah) buyurur ki: ‘İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!’ Doğru yoldan sapanı ve Rabbinin âyetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Âhiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.” (4)

Kur’an’dan yüz çevirmek önce maddî ve lafzî biçimde olur. Onu okumamak; ülfet etmemekle olur. Ardından mânasını anlamamak ve tavsiyelerine uymamakla devam eder. Kur’an ile ülfetin yolu onu tanımaktan geçer. İnsan önce tanır, sonra sever. Önce sevip, sonra tanımak da mümkün ise de asıl olan önce tanıyıp sonra sevmektir.

Kur’an-ı Kerîm’i okumak ve okutmak, mânasını anlamaya çalışmak, ibadetlerin en güzelidir. İnsan ömrünün en verimli ve en bereketli şekilde geçmesine vesiledir. Allah Resûlü (asm) pek çok hadisi şerifinde bizleri Kur’an okumaya, öğrenmeye, öğretmeye ve hükmü ile amel etmeye davet etmektedir:

“Dünyada çocuğuna Kur’an-ı Kerîm’i öğreten kimseye, kıyamet günü cennette bir taç giydirilir ki, cennet ehli onu, bu taç ile, (bu şahıs) çocuğuna dünyada Kur’an-ı Kerîm’i öğreten (kimse) diye tanıyacaklardır.”(5)

Enes b. Malik’den rivayete göre Peygamberimiz (asm):

“Çocuğuna Kur’an-ı Kerîm’i yüzüne okumayı öğreten kimsenin geçmiş ve gelecek günahı mağfiret edilir. Çocuğunu hâfız yapan kimseyi de Cenab-ı Hak, kıyamet gününde ayın on dördü gibi parlak bir sûrette diriltir. Çocuğuna: “Oku!” denilecek. Çocuğu her bir âyet okudukça Allah Teâlâ da babasının (makamını) bir derece yükseltir. (Bu durum) ezberlediği Kur’an-ı Kerîm’i sonuna kadar (okuyuncaya) devam eder.” buyurdu. (6)

Sehl b. Muaz el Cühenî’nin, babası Muaz’dan rivayet ettiği diğer bir hadisi şerifte de Peygamberimiz şöyle buyurdu:

“Kur’anı Kerîm’i okuyan ve hükümleriyle amel edenin anne ve babasına kıyamet günü bir taç giydirilir ki, bu tacın ışığı güneşi evlerimizin içinde farz etseniz dünya evlerindeki güneş ışığından daha güzeldir. O hâlde Kur’anı Kerîm’i bizzat öğrenen hakkında ne düşünürsünüz? (Onun sevabını da siz takdir ediniz.).” (7)

Hazreti Ali (ra)’den rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (asm) şöyle buyurdu:

“Her kim Kur’an’ı okur ve onu ezberlerse, helâlini helâl, haramını da haram kabul ederse, Allah Tealâ onu bu sebeple cennete girdirir ve onu, yakınlarından kendilerine cehennem vacip olan (cehenneme girmesi gereken) on kişiye şefaatçi (yardımcı) kılar.”(8)

Evet, işte Kur’an-ı Kerîm’i bu şekilde okuyup gereğince amel edenlerin ana ve babalarına, çocuklarına bu güzel hasleti kazandırmalarına bir mükâfat olarak kıyamet günü bir taç giydirilecektir.

Hadisi şerifte Peygamberimizin (asm) ifadesine göre bu taç çok parlak olacaktır. Efendimiz (asm) bu parlaklığı şu şekilde temsil buyurmuştur:

“Şayet güneş gökyüzünde değil de bir evin içinde olsa, bu tacın ışığı güneşin o eve vereceği ışıktan daha güzel, daha aydınlık olacaktır.”

Taçlar genellikle zümrüt, yakut vb. mücevherlerle süslü olacağı için Hz. Peygamber (asm) bu benzetmeyi yaparken “daha parlak, daha aydınlık veya daha nurlu” gibi ifadeler kullanmamıştır; “daha güzel” sözünü tercih buyurmuştur.

Peygamberimiz (asm) Kur’an-ı Kerîm’i okuyup içindekilerle amel edenin ana babasına verilecek mükâfatı beyan etmekle birlikte, bizzat okuyanın kendisine verilecek mükâfatı açıkça ortaya koymamış; sadece, “Bu işi yapanın kendisi hakkında ne düşünürsünüz? Onun mükâfatını da siz takdir edin.” buyurmakla iktifa etmiştir.

Bu ifade, Kur’an-ı Kerîm’i okuyup, Kur’an-ı Kerîm’le amel edene verilecek mükâfatın üstünlüğünü ifade yönünden, mükâfatı ismen söylemekten çok daha beliğdir.

 

 

 

Www.acikve.net
Www.instagram.com/acikvnet
Www.twitter.com/acikve_net
Www.facebokk.com/acikvenet

 


Bir cevap yazın