Kur’an Işığında Allah’a ve Elçi’ye İtaat

Kur’an Işığında Allah’a ve Elçi’ye İtaat

İyiliği Sonsuz, İkramı Bol Allah’ın Adıyla,

  • “Ey inananlar! Allah’a itaat edin, Elçi’ye itaat edin. İşlerinizi değersizleştirmeyin.” Muhammed 47/33

Günümüz Geleneksel İslam anlayışında yanlış anlaşılan bir husus daha vardır ki, bu da Allah’a ve “Peygambere” İtaat konusudur. Bildiğiniz üzere “Peygamber” kelimesi Farsçadır. Genellikle Kur’an referanslı olarak bakınca “Nebi” ve “Resul” kavramlarını kullanmayı tercih ediyorum. Nebi Vahiy alan kişi demektir. Resul ise aldığı vahyi eksiksiz olarak tebliğ edendir. Arapça Resul gönderilen demektir.

Bir bilgiyi iletmek için gönderilen elçiye resul dendiği gibi onunla gönderilen bilgiye de resul denir. Kur’an’daki resul kelimeleri ya elçi ya da Allah’ın kitabı anlamındadır. Elçi ölümlü, Kitap kalıcıdır. Uhud savaşında Nebimiz’in öldüğüne dair haberlerin yayılması üzerine Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?” (Al-i İmran 3/144) Arap toplumuna, Arap dili ile gönderilen resul Kur’an olduğu için bazı ayetlerde bu kelimeye kitap anlamı verilmelidir. Örneğin; “Biz, her resulü[kitabı]kendi halkının dili ile gönderdik ki onlar için her şeyi ortaya koysun. Bundan sonra Allah, sapıklığı tercih edeni sapık sayar, hidayeti tercih edeni de yoluna kabul eder. Daima üstün ve bütün kararları doğru olan O’dur. İbrahim 14/4” Ayet, Allah’ın kitabının, her topluma kendi dili ile ulaştırılması gerektiğini bildirmektedir.

Gelelim gelenekçi İslam yaklaşımının savunduğu Allah ve Peygamber itaatine. Geleneksel İslam İnancında; Allah’a İtaat Kur’an’a itaat, Peygamber’e itaat ise Sünnete itaate eşittir. İtaat demek Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle geçer; “Dinleme, Boyun Eğme, Buyruğuna Uyma” İslam’da tek itaat edilmesi gereken makam vardır, o da Allah’tır. Anne’ ye ve Baba’ ya itaat yoktur, sadece ihsan etmek iyilik etmek vardır. “Allah’a kul olun. Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın. Anaya babaya iyilik edin. En yakınlara, yetimlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve hâkimiyetiniz altında bulunanlara (esir kadın ve erkeklere) da iyilik edin. Allah, kendini bir şey zannedip övünen hiç kimseyi sevmez. Nisa 4/36” Bizler Allah’ın resulüne itaat ederiz çünkü resulün getirdiği sözler, emirler, yap dediğini veya yapma dediklerini yaparız, Allah’ın söylediklerine itaat ederiz. Elçiye zeval olmaz diye bir atasözümüz bile vardır. Bir hükümdar başka bir hükümdar ile iletişime geçmek için elinin altındaki bir görevliyi elçi olarak kullanır, elçinin diğer hükümdara götürdüğü söz elçinin değil bağlı olduğu hükümdarın sözüdür. O söze ekleme çıkarma yapmaz ve görevi gereği tüm sözleri karşı tarafa iletmek ile yükümlüdür.

Şimdi gelin hem Elçi ile ilgili hem de Nebi ile ilgili ayetlere bakalım, bırakalım Hud Suresi 11/1-2nci ayetlere sözü; “ELİF! LÂM! RÂ! Bu öyle bir kitaptır ki ayetleri hem muhkem kılınmış hem de doğru kararlar veren ve her şeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından açıklanmıştır. Böyle olması, Allah’tan başkasına kul olmayasınız diyedir[*]. Ben de o kitapla sizi uyaran ve müjdeleyen kişiyim.” [*] Bu iki ayetten anlaşılacağı üzere Allah’ın ayetlerini ancak Allah açıklayabilir. Bu açıklamaya sadece Kitaptan yani Kur’an’dan ulaşılabilir. Allah’ın yazılı ayetleri ile ilgili olarak kendisi tarafından yapılan açıklamalar o muhkem ayetin müteşabihleridir.(Bkz. Al-i İmran 3/7, Fussilet 41/3). Başka kaynaklardan açıklama/yorum aradığımız takdirde, Allah’tan başkasına kulluk edeceğimizin ikazıdır ve bu her müminin çok dikkat etmesi gereken şirk günahını oluşturur. Yüce Allah’ın bu ayetlerde belirttiği gibi Allah’a ve Resule itaat durumunu ayetler açıklansın.

“Rabbinizden size indirilene(Kur’an’a) uyun; Allah’a daha yakındır diyerek evliyaya uymayın. Bilgilerinizi ne kadar az kullanıyorsunuz!” Araf 7/3’ncü ayette de anlattığı üzere Rabbimizden bize indirilene uymamız gerektiği açık seçik olarak beyan edilmiştir. Hepimizin en yegâne görevi Rabbimiz tarafından bizlere tebliğ edilen emirlere uymasıdır. Abdullah’ın oğlu Muhammed’ de Allah’ın Resulü Muhammed’in bildirdiği ayetlere tabi idi. Çünkü bu ilahi emirlerin ilk muhatabı resulümüz idi. İlk inananı da yine resulümüzdür. “Bu elçi, Sahibinden (Rabbinden) kendine indirilen her şeye inanıp güvenmiştir, müminler de öyle! Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inanıp güvenir. “O’nun elçileri arasında ayrım yapmayız.” derler. Şunu da derler: “Dinledik ve boyun eğdik! Bağışla bizi ey Sahibimiz (Rabbimiz)! Dönüp varılacak yer, Senin huzurundur.” Bakara 2/285. Ayetten de görüldüğü üzere Resulullah önce Kur’an’a inanıp güvenmiştir, Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inanmış ve hiçbir elçiyi birbirinden ayırmamıştır, dolayısıyla müminler de böyle yaparlar/yapmalıdırlar. Sırf buradaki ayetler bile kimsenin Resulullah’ı devre dışı bırakmaya kalkışamayacağını ve buna gücünün yetmeyeceğinin de delilidir. Herkes Resule uyacaktır, Resul olmadan tebliğ faaliyeti olamayacağı için ve getirdiği sözler de Allah’ın sözleri olduğu için tüm yaratılmış kullar bu mesaja tabidir.

“Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Allah’a ve elçisine kim itaat ederse onu, ölümsüz olarak kalacağı ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. En büyük kurtuluş işte budur.” Nisa 4/13ncü ayetine baktığımız zaman burada yine Allah’a ve elçisine diye buyrulmaktadır.

Aşağıda bahsedeceğimiz Nisa 4/59ncu ayetinde durum biraz daha ortaya çıkmaktadır. Burada kesin olarak Kitaba itaat emri gelmiştir. Yine Allah’a İtaat, Elçinin getirdiği kitaba itaat edin bilgisi yer almaktadır. Burada yetki sahipleri konusu da vardır, bu ayette suiistimal edilen ayetlerden bir tanesidir. Özellikle aşağıdaki [2*] numaralı maddede bu durumu açıklığa kavuşturduk.

“Ey inanıp güvenenler, Allah’a itaat edin, bu Elçi’nin getirdiği kitaba[1*] itaat edin ve sizden olan yetki sahiplerine de. Eğer (o yetkililerle) bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu, Allah’a ve Elçisine[2*] götürün. Allah’a ve Ahiret gününe inanıp güveniyorsanız böyle yaparsınız. Böylesi hayırlı olur ve çok güzel sonuç verir.” Nisa 4/59

[1*] Bu açıklamayı anlamak için bir başka ayete daha bakmamız lazım; En’am 6/114 “(De ki) “Allah’tan başka bir hakem mi ararım?” Kitap’ı size açıklanmış olarak indiren O’dur. Kendilerine Kitap verdiklerimiz bilirler ki bu Kitap, Rabbin tarafından tümüyle gerçekleri gösterecek şekilde indirilmiştir. Sakın şüpheye kapılanlardan olma.” Hakem olarak Allah’ın kitabından başka bir kitap daha yoktur. Hatta bazıları şöyle der “Buhari ile Muslim’i hakem etmezseniz vallahi iman etmiş olmazsınız” diye Allah’a ve Resulüne iftira atmaya varacak kadar hadsiz olabiliyorlar.

[2*] Yukarıda da bahsettiğimiz gibi suiistimal edilen ayetteki duruma açıklama getirmek isteriz. Yetkililerle anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah’a ve Elçisine götürün demek, bu konu hakkında Kur’an’a göre hüküm verin demektir. Bunu açıklamak için yine bir başka ayete daha bakma ihtiyacı vardır; Maide 5/48 ” Gerçekleri içeren bu Kitabı sana, önceki Kitapları onaylayıcı ve koruyucu özellikte indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen doğruları bırakıp onların arzularına uyma. Her birinize bir şeriat (kitap) ve bir yöntem (hikmet) verdik[x1]. Allah sizi tek bir toplum (tek bir nebînin ümmeti) yapmayı tercih etseydi yapardı. Oysa verdiği şeylerle sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için (böyle yaptı). Öyleyse (tartışma yerine[x2]) iyi işlerde yarışın. Tekrar hayata dönünce hep birlikte Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. O, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları size bildirecektir.”

[x1] “Allah nebilerinden kesin söz aldığında şöyle demişti: “Size Kitap ve hikmet veririm de elinizde olanı onaylayan bir elçi (bir kitap) gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek vereceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır yükü (ısr) yüklendiniz mi?”. Onlar: “Kabul ettik” demişlerdi. Allah: “Siz buna şahit olun, sizinle beraber ben de şahidim” demişti. Bundan sonra sözünden dönenler, yoldan çıkmış olurlar.” (Al-i İmran 3/81-82)

[x2] “Gerçek, senin Rabbinden gelendir. Sakın tartışmaya girenlerden olma! Herkesin bir hedefi olur ve ona yönelir. (tartışma yerine) İyi işlerde yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Her şeye bir ölçü koyan Allah’tır.” (Bakara 2/147-148)”

Yukarıda anlattığımız gibi Kur’an’a göre hüküm vereceğiz, doğruyu yanlışı Kur’an hükümlerine göre belirleyeceğiz. Allah’a ve Elçisine itaat ile ilgili birkaç ayete daha bakalım;

“Kim Allah’a ve Elçisine boyun eğerse onlar, Allah’ın mutluluk verdiği nebiler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerle beraber olacaklardır. Onlar ne iyi arkadaştırlar!” Nisa 4/69

“Bu Elçi’ye kim itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.(Ey Elçi,) Yüz çeviren çevirsin; seni onlara bekçi olasın diye elçi yapmadık.” Nisa 4/80

“Allah’ın size olan nimetini ve sizinle sözleştiği zaman O’na verdiğiniz sözü hatırlayın; hani “İşittik ve itaat ettik” [1*] demiştiniz. Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun, çünkü Allah içinizde olanı bilir.” Maide 5/7

[1*] Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğunu kavrayanlar, Allah’a içten söz verirler. Bunu gösteren ayet şudur:

“Bu elçi, Sahibinden (Rabbinden) kendine indirilen her şeye inanıp güvenmiştir, müminler de öyle! Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inanıp güvenir. “O’nun elçileri arasında ayrım yapmayız.” derler. Şunu da derler: “Dinledik ve boyun eğdik! Bağışla bizi ey Sahibimiz (Rabbimiz)! Dönüp varılacak yer, Senin huzurundur.” (Bakara 2/285)

Maide 92nci ayetinde ise Elçinin sorumluluğu sadece tebliğdir, ona itaat etseniz de etmeseniz de sizi yargılayacak olan Allah’tır. “Allah’a itaat edin, Elçi’ye itaat edin ve dikkatli olun. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki Elçimizin sorumluluğu her şeyi açıklayan bir tebliğden ibarettir.” Maide 5/92

Aşağıdaki ayette ise Nebi ve Resul kelimeleri bir arada kullanılmaktadır ve güzel bir örnek teşkil etmektedir: “Onlar ümmi[kitap bilmeyen] NEBİ olan bu Resul’e uyan kimselerdir. Onun özelliğini yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulurlar. O Resul onlara, marufa uygun olanı emreder ve münkeri yasaklar. Temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Isr’larını, üzerlerindeki ağır yükleri kaldırıp atar. Kim ona inanır, onu destekler, ona yardım eder ve onunla birlikte indirilen nûra (Kitaba) uyarsa, işte onlar umduklarına kavuşacak olanlardır.” Araf 7/157

Buradaki ayette de yine Nebi ve Resul kavramlarını bir arada göreceğiz; “De ki “Ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah’ın gönderdiği elçiyim. Göklerde ve yerde hâkimiyet O’na aittir. O’ndan başka ilah yoktur. Hayat veren ve öldüren O’dur. Siz Allah’a inanıp güvenin; nebî olan ümmi resulüne de. O Resul de Allah’a ve O’nun sözlerine inanıp güvenir. Ona (Nebi olan resule) uyun ki doğru yolu bulasınız” Araf 7/158

[*] Nebi olan ümmi resul: Vahiy alan (peygamber olan) ve daha önce kutsal kitap bilmeyen elçi. Nebi ve resul kelimelerinin aynı cümle içinde geçtiği bu ayet, iki kavramın farklılığının anlaşılması açısından çok önemlidir.

Aşağıdaki ayetler grubunda Nebi kelimesinin geçtiği ayetleri incelemekteyiz. “Ey Nebi! Allah, sana da sana uyan müminlere de yeter.” Enfal 8/64

“Ey Nebi! Müminleri savaşa teşvik et. Sizden sabırlı yirmi kişi olursa, iki yüz kişiyi yener. İçinizden sabırlı yüz kişi de kâfirlerden bin kişiyi yener. Çünkü onlar, anlayışsız[*] bir topluluktur.” Enfal 8/65 Burada Ey Resul diye başlasaydı “Müminleri savaşa götür” emri verilirdi, burada ise bir tavsiye söz konusudur.

“Savaş alanında düşmanı etkisiz hale getirinceye kadar hiçbir nebinin esir alma hakkı yoktur[Muhammed 47/4’te ki emre göre hareket etmelidir]. Siz, dünya malını (hemen elde edeceğinizi) istiyorsunuz. Allah ise Ahireti (sonrasını) istiyor. Üstün olan ve doğru kararlar veren Allah’tır.” Enfal 8/67 Muhammed Suresi 47/4’e göre Bedir savaşı öncesi inen ayettir ve burada savaşta uygulanması gerekenler anlatılmıştır. “Ayetleri görmezlikten gelenlerle (kâfirlerle) savaşta karşılaşınca boyun köklerini vurun. Onları etkisiz hale getirince sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın. Allah’ın tercihi farklı olsaydı onların hakkından kendisi gelirdi. Böyle olması, birinizi diğerinizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmaz.” Muhammed 47/4 Emir kesindir, savaş anında karşınıza gelenleri öldürün, onlar etkisiz hale gelinceye kadar muharebe de vuruşun, anladınız ki artık savaşacak durumda değiller, onları güvenlik çemberine alarak esir alın. Sonrasında karşılıksız olarak serbest bırakın veya fidye alarak serbest bırakın. Burada gördüğümüz üzere Enfal 8/67’ de ki gibi savaş alanında düşman etkisiz hale gelinceye kadar hiçbir Nebi insiyatif kullanarak esir alamaz, esir alınmasını emredemez, esir alınmasına müsaade edemez.

Gelin burada Bedir savaşını hatırlayınız. Yüce Allah 300 kişilik Mümin ordusunu 2000 kişilik müşrik ordusu karşısında yalnız bırakmadı, çünkü onlara fetih sözü vermişti, hem de Mekke’ nin fethi. 3000 kişilik melek ordusuyla müminleri desteklemişti, daha ilk atakta Mekkeli müşrikler dağılmış ve savaş ağırlıklarını bırakarak kaçmaya başlamışlardı. Müminlerden bazıları da müşriklerin bu bıraktıkları savaş ağırlıklarına, yani dünyalık şeylere meylettiler, diğerleri de bunları takip ederek hemen esir almaya başladılar, diğer müşrik grubun kaçmasına sebebiyet verdiler. Hâlbuki Yüce Allah onlara daha fazlasını verecekti, ancak dünyalığı tercih ettiler. Hatırlayın, Medine’deyken Müminler Ebu Sufyan’ın kafilesini durdurmak ve kayıplarını geri almak için yola çıkmışlardı, ancak Allah onların karşısına daha büyük bir zaferi ortaya koymak için Mekke Müşriklerinden oluşan orduyu çıkardı, ancak Müminler bunu anlayamadılar. Eğer ki Muhammed 47/4 ayetini uygulasalardı Mekke sokaklarına kadar karşılarına kimse çıkamayacak ve daha hicretin ilk yıllarından sonra Mekke’nin fethi gerçekleşmiş olacaktı. Hatta şu ayet ile yüce Allah Nebisinden ve ashabından tevbe etmelerini de istemiştir. “Allah, nebinin tevbesi ile zor zamanda ona uyan Muhacir ve Ensârdan kalbi kaymak üzere olan bir bölüğün tevbesini kabul etti. Onların tevbesini kabul etti çünkü Allah, onlara karşı çok merhametlidir, ikramı da boldur.” Tevbe 9/117

Nebilik ve Elçilik ile ilgili başka ayetler ile de örneklendirmeye devam edelim;

“Bu Kitap’ta Musa’yı da anlat. O, yürekten bağlıydı; nebi olan elçi idi.” Meryem 19/51

“Bu Kitap’ta İsmail’i de anlat. O, sözünü tutmuştu; nebi olan elçiydi.” Meryem 19/54

“Senden önce de elçi veya nebi olarak gönderdiğimiz kimselerden hangisi bir şey tasarlasa Şeytan onun tasarladığı şeye mutlaka bir pislik bulaştırmıştır. Arkasından Allah, şeytanın bulaştırdığını gidermiş sonra da ayetlerini (zihinlerde) iyice pekiştirmiştir. Allah bilir, doğru karar verir.” Hac 22/52

“Sizden öncekilere de nice nebiyi elçi olarak göndermiştik[*].” Zuhruf 43/6

[*] Nebî, kendine Kitap ve hikmet verilen kişidir. Türkçede peygamber olarak bilinir. (Bkz. En’âm 6/83-90 ve Bakara 2/61).

Buradaki ayette ise Yüce Allah Nebisini uyarmaktadır; “Ey Nebi! Allah’tan çekin de görmezlikten gelenlere[kâfirlere] ve iki yüzlülere[münafıklara] uyma, Allah bilir, doğru karar verir.” Ahzab 33/1

Buradaki ayette ise hiç kimsenin helal ve haram koyma yetkisi olmadığına en büyük delildir. Buradan da anlayacağımız üzere Nebimizin tüm uygulamaları Resul olarak tebliğ ettiği haram helal noktasına uymaktır. “Ey Nebi! Allah’ın özel olarak sana helal kıldığını, neden kendine haram kılıyorsun? Eşlerinin gönlünü etmeye çalışıyorsun. Neyse ki Allah bağışlar, ikramı boldur.” Tahrim 66/1

Kur’an’ da ki ayetler bütünlüğüne de dikkat etmek gerekir, Kur’an Yüce Allah’ın dediği gibi kendini açıklar, tevil eder. Resul’ün sözü kendi sözü değil Sahibinin yani Rabbimizin sözüdür. Biz de tam teslim olanlar yani Müslümanlar bu getirilen söze kayıtsız şartsız itaat ederiz. Yukarıda da bahsetmiştik, bizim Allah’a itaat etmemiz vardır. İtaat sadece Allah’a yapılır. Sorgusuz sualsiz emrini yerine getirmemiz gereken ilah odur. Nebimiz, Annemiz, Babamız, Şeyhimiz, Önderimiz, Liderimiz sorgulanamaz, sorgusuz sualsiz itaat edilecek varlıklar değildir. Çünkü sorgusuz sualsiz emrini yerine getiririz dersek bu durumda o kişi bizim ilahımız olur, bu da “La İlahe İllallah” sözünü yerine getiremeyip şirk günahına bulaşmamız anlamını taşır ve Salih amellerimizi de kaybederek Ahiret hayatımızı boşa atmış oluruz.

Allah’ın rahmeti, bereketi ve yardımı bizlerle olsun, Vesselamınaleyküm.

Not: Alıntıdır.

http://www.instagram.com/acikvnet

http://www.twitter.com/acikve_net

 

Bir cevap yazın