KÖPRÜDEN GEÇENE KADAR

The following two tabs change content below.

Sabah olduğunda sayın vali kalktı. Karşısına getirilen ilk davacı, bir yabancıydı: davada kahya ve avenesi de hazır bulundu. Yabancı şöyle konuştu:

“Efendim, bir senyörün topraklarını ikiye bölen geniş bir ırmak var. Bu ırmağın üzerinde bu köprü, köprünün bir başında da, bir darağacıyla mahkeme vazifesi gören bir yer var. Burada  genellikle dört yargıç bulunur ve ırmağın, köprünün ve arazinin sahibi olan senyörün koyduğu yasaya göre karar verirler. Yasa der ki: ‘Bu köprüden karşıya geçmek isteyen herkes, önce nereye ne için gittiğini yeminle bildirmek zorundadır, doğru söylüyorsa, bırakın geçsin, yalan söylüyorsa, bu darağacına asın, katiyen affetmeyin. “Bu yasa ve katı koşullar bilindiği halde, birçok kişi köprüden geçer, yemin ettiklerinde doğru söyledikleri hemen anlaşılır; yargıçlar da serbestçe geçmelerine izin verir.” Aynı şekilde köprüyü geçmek isteyen adamın biri, yemin etti ve sadece o darağacında öleceğini söyledi, başka bir şey demedi. Yargıçlar bu yemin üzerine düşünüp taşındıktan sonra dediler ki: “Bu adamın serbestçe geçmesi gerekir; asarsak, kendisi o darağacında öleceğini söylediğinden yemini doğru olur, yine yasaya göre serbestçe geçmesi gerekir.’ Saygıdeğer vali, yargıçların bu adamı ne yapacaklarını zat-ı âlinize soruyoruz. Zat-ı âinizim keskin zekasını ve bilgeliğini işiten yargıçlar, bu karmaşık ve belirsiz meseleyle ilgili akıl danışmak üzere beni gönderdiler.’

Sancho buna şöyle  cevap verdi: ‘Doğrusunu istersiniz, bu sayın yargıçlar sizi bana gönderme zahmetine katlanmasalarda olurdu; çünkü benim zekam keskin değil kıt sayılır. Siz yine de bana şu işi bir daha tekrar edin de anlayayım; belki püf noktasını keşfederim.’ Adam ilk söylediğini bir daha, sonra bir defa daha tekrarladı. ‘Şimdi ben diyorum ki,’ dedi Sancho. “bu adamın doğru söyleyen parçasını bıraksınlar serbestçe geçsin; yalan söyleyen parçasını da assınlar; böylece geçiş şartı harfiyen yerine getirilmiş olur.”

“O zaman saygı değer vali.” dedi haberci, “adamın doğrucu, yalancı diye iki ayrı parçaya bölünmesi gerekir; bölünürsede mecburen ölür; bu durumda kanunun gereği hiçbir şekilde yerine gelmemiş olur; oysa kanuna uyulması kesinlikle şart.” Bana bakın, arkadaşım, diye cevap verdi. Sancho,  “ben salağın teki değilsem, bu söylediğiniz yolcu, yaşayıp köprüden geçmeyi ne kadar hak ediyorsa, ölmeyi de o kadar hak ediyor; doğru söylemesi onu ne kadar kurtarıyorsa, yalan söylemesi de o kadar mahkûm ediyor. Bu böyle olduğuna göre de, sizi bana gönderen o beyefendilere söyleyin, benim fikrim şu: Adamı mahkûm etmek için ne kadar sebep varsa serbest bırakmak için de o kadar sebep olduğuna göre, serbest bıraksınlar adamı, geçsin; çünkü iyilik daima kötülükten daha fazla takdir toplar; imza atmayı bilsem, bunun altına imza bile atardım.”

“Doğru,” dedi kâhya, “bana kalırsa, Spartalıların kanun koyucusu Lykurgos bile, büyük Pamza’nın verdiği hükümden iyisini veremezdi. Bu sabahlık mahkeme bununla kapansın; ben sayın valinin istediği gibi bir yemek hazırlanması için talimat vereyim.”

-Miguel de Cervantes, Don Quijote

www.instagram.com/acikvnet

www.twitter.com/acikve_net


Bir cevap yazın