Kolajen Cildinizin Önemli Bir Yapı Taşıdır

Beslenmenin sağlığımıza doğrudan etki ettiğini biliyoruz. Sadece zayıf olmanın değil sağlıklı gözükmenin de temeli beslenmeden geçiyor. Sağlıklı bir cilt ne demek?

Cildimiz hücrelerden oluştuğu için ona da bir organ olarak bakmak gerekiyor. Zaten bağırsakları saymazsak, yüzey olarak 2 metrekare ile büyük bir alana sahip. Bir de cilt, karaciğer ve böbrek gibi değil… Karaciğer yağlanmanı görmezsin ama cildindeki kırışıklığı  görürsün. Dolayısıyla, yaşlanma açısından çok kolay reaksiyon aldığımız bir alan. Maalesef ki, cilt bir bariyer olduğu ve bizi dışarıya karşı koruduğu  halde çok umursamadığımız bir organ…

Halbuki cildin bağışıklığımız ile önemli bir bağlantısı var. Beslenme, vitaminler, yaşam şekli ve nasıl baktığımız ayrı bağışıklıklar olarak konuşulabilir. Eğer beslenmeden başlayacaksak ciltteki sedef, egzamalar, lekelenmeler, pullanmalar başka hastalıklarla da alakalı olabilir. Ama ne olursa olsun, her şey beslenme ile ilgili olarak başladığınızda önce bağırsaktan başlamanız lazım. Eğer biz bağırsak habitatımızda ki iyi bakterilerin oranlarını artırmazsak bu bağışıklık reaksiyonlarını cildimizde ki bağışıklığın da azalması olarak göreceğiz. O zaman daha çok kimyasallara reaksiyon vereceğiz, cilt rahatsızlıklarımız daha da fazla olacak.. O halde bağırsağımız için ne yapacağız; gelen iyilik konseptini orası için de kullanacağız. İşlenmiş ürünleri ne kadar az tüketirsek bağırsaklarımız o kadar rahat edecek. İşlenmiş ürünler dediğimizde markette satılan pek çok paketli ürün akla geliyor. Az çok bunları biliyoruz… Ama onun dışında spresifik olarak bildiklerimizin içine neler giriyor? Un ve şeker… Bunlar cildi çok bozuyor. Un ile şeker aşağı yukarı aynı sonuçta un da bir tür basit karbonhidrat… Peki, ne yapıyor bu?

Vücudun içerisinde ki basit karbonhidratlar yendiği zaman, yanında başak bir şey yoksa hızlı da yediğimiz için bir de bağırsaklar hasarlı ve geçirgen bağırsaklarsa, yani bağırsağın bariyeri azalmışsa hızlıca kana geçtiğinde, kan şekerini ani yükseltir. Biz diyabet olamayabiliriz, hipoglisemi olmayabiliriz, belli bir yaşa kadar kilo sorunumuz bile olmayabilir. Ancak bu yükselmelerin, yani bunları yemenin hep bir bedeli oluyor ve bedel şöyle ödeniyor; nasıl kanımızda çok yüksek şeker istemiyoruz, her baktırdığımızda normal bulmaya çalışıyoruz, vücudun o şekeri nereye depoladığının önemi var.

Kilo da yapabilir, karaciğerini de yağlandırabilir. Bunları yapmadığında da en çok gözden kaçan şeyi yapıyor; şekerle cilt arasında bir çapraz bağlanma gerçekleşiyor. Yani şekerin gidip de kendini karnında ki yağ gibi depolamayı sevdiği yerlerden biri cildin kollajenine yapışmak. Cilt kollajeni vücutta en fazla olan protein. Kollajen ciltte dişte, eklemlerimizde, kulak mememizden kıkırdaklara kadar var. En çok hedef aslında cilt… Şeker kollajenine geldiği zaman çapraz bağlanma dediğimiz bir durumu geçiyor. Şekerin cilde verdiği hasar ilaçla maalesef geri döndürülemiyor. Ancak tekrar iyi beslenerek bir sonraki yenilenme de düzeltilebiliyor.

Aylık cilt yenilenmesi 24 – 28 günde bir gerçekleşiyor. Cildin üstü kendini yeniliyor ve bebek hücreler geliyor. Ancak yaşlandıkça ve kötü beslendikçe bu süreç 48 güne kadar uzuyor. Başkasına göre 2 kat daha yavaşlamış bir iyileşme ve hızlanmış bir yaşlanma yaşıyoruz. Birçok insan yer çekiminden ya da genetikten cildi sarkıyor zannediyor. Hayır! Yaşlılık açısından baktığımızda cildin sarkmasının, kırışmasının ve ciltle ilgili problemlerin yüzde 40’ının sebebi şekerin, kötü beslenmenin, unluların, işlenmişlerin ve alkolün kollajen ile yaptığı çapraz bağlanma sonucu vücuttaki derinin esnekliğini kaybetmesinden kaynaklı meydana geliyor. Ekleminde ki rahatsızlık da aynı, cildin sarkması da aynı… Birçok hastalığın nedeni bu tip yiyecekler ama hiç umursamıyorsak bile dış görüntümüz için şekerin ne kadar zararlı olduğunu fark etmemiz şart.

Cilt sağlığımızı korumak için hangi besin ögelerine soframızda yer vermeliyiz? 

Ne kadar sebze yerseniz, cildinize gidecek antioksidanlar o kadar artacağı için leke, kırışıklık veya sigara içiyorsanız onun yaptığı hasar ve yaşlanma oranınız azalacaktır. Her türlü koyu renkli sebzeleri tüketebilirsiniz ki özellikle mor renkli olanların antioksidanları yüksektir, lekeleri temizler, cildin oksijenlenmesini artırır. Bunun dışında gündüz saatlerinde tüketeceğiniz kabuklu meyveler de faydalı olacaktır. Baharatlar, mesela zerdeçal antienflamatuardır.

Peki, anti inflamasyon ne demek? Sedef ya da egzamada gerçekleşen durumun adı da inflamasyon olduğuna göre biz baharatları, tarçını, zerdeçalı, zencefili, sumağı kullandığımız zaman inflamasyonumuz sakinleşecek, cilt ile ilgili reaksiyonlarımız azalacaktır. Cildin neminin dışında yağı da oldukça önemlidir. İyi yağlarla cildi beslersek tam olarak kırışıklık ve kuruluk  konusuna cevap bulabiliriz. Bir sürü insanın dizden aşağı kısmı pullu ve kurumuş durumda. Bu tiroit ile ilgili olabildiği kadar az yağlı yemekle de alakalı olabiliyor. Bizim sevdiğimiz yağlar nedir? Zeytinyağı, zeytinin kendi yağı, avokado, ceviz, badem, hindistan cevizi, tereyağı… Yağı kısıtlamak özellikle de diyet yaklaşımıyla bunu yapmak cilt için çok büyük problem. Örneğin, egzama türevi rahatsızlıklarda çuha çiçeği yağını destek olarak kullandığımız zaman iyileşmeler gözlemliyoruz. Omega 3’ü, balık yağlarını kullandığımız zaman da iyileşme belirtilerine rastlıyoruz.

Çörekotu, susam, küçük tohumların yağları, kuruyemişlerin yağları bunların hepsi cilde iyi gelen şeyler. Cildi bozan şeyler de unlular ve şekerler olduğu için bunları hayatımızdan çıkarttığımızda da sarkmalar azalıyor. Cilde iyi gelecek beslenme tüyoları alınmak istenirse bu dediklerime artı olarak kemik suyu, kelle paça çorbasında ki kıkırdaklar tercih edilebilir. Çünkü bu  besinleri aldığımız da aslında kollajeni zaten ağızdan almış kadar oluyoruz. Sindirimde bir miktar işe yaramaz hale gelse dahi bir miktarı yine de geçiyor. Annelerimizden ve anneannelerimizden bildiğimiz üzere sindirimden ekleme, saçtan cilde kadar kemik suyu çorbaları işe yarıyor. Burada da uzun kemiklilerin kemiği, organik tavuk suyu, kelle paça tercih edilebilir. Yurtdışında balık kollajeni çok yaygın. Bunlar oral olarak kullanıldığında balık kollajeni daha kolay emildiği ve daha kolay kana geçtiği için cildi daha yüksek bir şekilde nemlendirme olanağı sunuyor.

Bahsedilen iyi beslenme önerileri her zaman çalışır. Diyelim ki, gözümüzün etrafında bir morluk görüyoruz. Bu morluk ya da kızarıklık alerji ciltlerde, uykuyu az uyuyorsak, ya da oksijenlenmemiz azsa olabilir. Her gece 11.00’de yatıyor muyuz, karanlık oda da uyuyor muyuz, yatarken yenilenebilelim diye akşamları mümkün olduğunca az yiyerek aça yakın uyuyabiliyor muyuz? Bunlar bütün vücuda olduğu gibi cilde de nem katacak önemli ayrıntılar.

Herkes iyi uyuduktan sonra cildinin de iyi gözüktüğünü biliyor. Mesela kaşını aldırıyorsun ve  kızarıklık birkaç saat kalıyor. Bu hislerin deşarjı denen bir şey ve kolay alerji olan, imitasyon takı takmayan cilt tipleri mevcut, bunların kaynağı da bağırsak. Bağırsağa yine un, şeker ve işlenmişleri koyup iyi bakterileri koymaz ve bitkilerle onları desteklemezsek oradaki alerjiyi ciltte de görürsünüz. Gözün etrafında ki kızarıklık ile sedef hastalığı birbirinin sadece doz farkıdır, o nedenle beslenmenin her zaman dış görünüş ile bir bağlantısı vardır. Sigara içiliyorsa cilt oksijenlenmiyordur, ekstra destek olarak vitamin C almak anlamlı olacaktır. Tabii, sigara içmemek en  önemlisi… Kollajeni destekleyebilmek için de balık çorbası ve iyi yağları tüketmek gerekiyor. Benim rutinim cildimi güneşten korumak, iyi nemlendirmek, vitamin desteği olarak da kollajen destekleriyle iyi yağları bolca tüketmek…

Dışarıdan kullandığımız, takviye edici vitamin ve mineraller, doğru beslenme ile birleştiğinde cildimizde nasıl bir fark yaratır?

Diyelim ki domates tüketeceksiniz… Domateste likopen var ve cilt için iyi. Şimdi öncelikle o domatesin yetiştiği toprağa bakmak lazım. O  topraktan domatese gerçek mineralleri geçiyor mu, mevsiminde mi? Sonra, o domates koparıldıktan benim masama gelene kadar nasıl bir zaman geçiyor? Bu saydıklarımızın hepsine ideal olacak organik domates aldığını varsayalım…

Peki, senin bağırsağın o domatesteki maddeleri alabilecek kapasitede mi? Reflün var mı, mide asidin yetiyor mu, sindirime çiğnemen yeterli mi, kalın bağırsağında bir problem var mı? Yani kaynak iyi olsa bu sefer de emmekte sorun çıkabilir. Hadi emdi diyelim.. Peki, karaciğerin yağlı mı, yeterince iyi maddeleri kötü maddelerden ayırabiliyor mu? Onun da iyi olduğunu varsayalım… Dolaşımın nasıl?

Tansiyonun mu düşük, renksiz ve halsiz bir durumun mu var, hedefe kadar organların gitmiyor mu? Sigara içtiğin için dolaşımında darlık mı mevcut? Yani, hedefe göndermek ile ilgili ağıza koymanın ötesinde en iyi ürünü de bulsan bir sorun çıkabiliyor. Onun için benim gözümde günümüz modern hayatında ki destekler yiyecekler kadar önemli…

Liquid Collagen’den de bahsetmek istiyoruz. Diğer ürünlerden farkı nedir? Bu ürünü kimler kullanmalı?

Bu ürünlerin daha fazlası da çıkacaktır, sadece bunu adres ederek söylemiyorum. Konuyla ilgili genel olarak belirtmek istediğim bir nokta var; bunun en kolayı evde kemik suyu yapmak, kelle paça çorbasını bol limonlu içmektir. Ama ben bunu yapamıyorum, daha pratik bir çözüm istiyorum, daha konsantre olsun diyorsanız oral kolajenleri alabilirsiniz…

 

 

www.acikve.net
www.instagram.com/acikvnet
www.twitter.com/acikve_net
www.facebokk.com/acikvenetinternet

Bir cevap yazın