KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ) SEBEPLERİ VE KORUNMA YOLLARI

 

Bugün ki yazımızda kemik erimesinden bahsedeceğiz. Sadece yaşlılarda olabileceği düşünülen kemik erimesinin, gençlerde de olabildiğini bu yazımızda göreceğiz.

Belki de bir hapşurmanın sonucu yaşlı bir kadında ağrılı bir kaburga kırığına neden olabildiğini duymuşsunuzdur. Genç bir erkeğin sokakta, buzlu bir zeminde kayarak düşükten sonra ayağa kalkıp çoğu kez hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmesine karşın biraz sonra aynı yerde yaşlı bir kişinin düşmesinin büyük bir çoğunlukla hastaneye kaldırılmasını gerektirecek şekilde önemli kırıklara neden olabileceğini de görmüş veya duymuşsunuzdur.

Kuşkusuz gençliğimizin en hareketli yıllarında sahip olduklarımızın bazen farkında olamayız.

Yaşlanma, sadece güzel anılarla değil, onarımı daha güç sağlık sorunlarıyla karşılaşmamıza sebep olmaktadır. Kemiklerimiz, ayaklarımızın üzerinde dik durmamızı, hareket etmemizi, bir eşyayı kavramamızı sağlamaktadır.

Kemiklerden, eklemlerden ve kas sisteminden oluşan hareket sistemimiz önemli görevler üstlenmiştir. Kemikler, kalsiyumla sarılmış bir protein çatıdan oluşmaktadır.

Kemikler, durağan yapılar olmayıp, sürekli bir yapım ve yıkım ile birlikte, vücudumuzun diğer sürekli yenilenen dokuları gibi, canlılık göstermekte, yenilenmektedir. Bu yenilenme işlemi yaşam boyunca devam etmektedir.

Her omurgadaki çökme, boyumuzda 1 cm kadar olabilen kısalmalara neden olabilmektedir. 66 yaşındaki bir kadında boyda 4 cm’lik bir kısalma, yaklaşık olarak 4 omurda çökme kırığı olasılığını göstermektedir. Boydaki kısalma ve sırtta kamburlaşma biçimsiz omurganın ortaya çıkması ve daha ciddi kırıkların gelişmesiyle ağrılarda yaşamın bir parçası haline gelmektedir.

 

KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ) NEDİR?

Kemik erimesi (Osteoporoz); kemiklerin azalarak, kalitesinin bozularak dayanıklılığının azalması, küçük bir zorlanma da bile kırıklarla karşı karşıya kalmasına neden olabilen ve bazen bu kırıklar yüzünden de yaşam kalitesini düşüren ve hatta öldürücü olabilen metabolik bir kemik hastalığıdır. Santimetreye düşen kemik dokusu ve ağırlığı azalmıştır.

Osteoporoz sadece kadınlarda değil erkeklerde de gözlenebilir. 50 yaşın üzerindeki her 8 erkeğin birinde Osteoporoz vardır. Osteoporoz, gençlerdede gözlenebilmektedir. Gençliğinde yeterince oluşmamış kemik kütlesine sahip olanlar da ileride daha sık ve şiddetli kırıklarla karşılaşma riskine sahiptirler.

Yaşlanmayla birlikte vücuttaki yapısal değişiklikler de osteoporozun gelişimine katkıda bulunur. Osteoporoz önlenebilir, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tedavi ne denli erken olursa başarı o denli daha yüksek olur. Osteoporozdan korunmak çok genç yaşta hatta çocuklukta başlayan önlemlerle sağlanır.

 

OSTEOPOROZUN SONUÇLARI NELERDİR?

En sık olarak omurga ve kalça kırıkları görülür.

Ancak 1/3 oranında gözlenen kalça kırıkları daha iyi yaşamsal öneme de sahiptirler.

Omurga kırıkları ile omurga çökme ve bazen omurga ileri düzeyde bir yassılaşma şeklinde gözlenir. Boyda kısalma, kamburlaşma, ayakta kalmakla belirginleşen ağrı yakınması gözlenir.

Kaburgalar karın içi organlara temas ederek zarar verebilir.

Sindirim sistemi sorunlarının ortaya çıkmasına neden olur.

El bileği kırıkları kadınların yüzde 20’sinde görülmektedir.Gündelik işlevlerini yerine getirilmesinde zorluklarla karşılaşılmasına neden olur.

 

KİMLER RİSK ALTINDADIR?

Osteoporozun gelişiminde de önemli riskler vardır. Riski saptamak ve gereken önlemleri almak çıkabilecek sonuçlarla karşılaşmamızı azaltır.

Riskler değiştirilebilir ve değiştirilemeyenler olarak iki gruba ayrılır;

Değiştirilemeyenler

1.Kadın olmak (kadınlar erkeklere göre daha az ve ince bir kemik dokusuna sahiptirler)

2. İlerlemiş yaş (50 yaş ve üstü) kemik kalitesinde ve yoğunluğunda azalmaya neden olmaktadır. 35 yaşından sonra ortalama olarak her yıl sadece yaşlanmaya bağlı olarak, yüzde bir kadar kemik kütlesinde kayıp gözlenir. 50 yaşın üstündeki kadınların yüzde 40’nda erkeklerin ise yüzde 13’ünde osteoporoz vardır.

3. Beyaz ve sarı ırklarda, osteoporoz daha sık gözlenmektedir.

4. Ailede kırıklı osteoporoz öyküsünün bulunması.

5.Daha erken yaşlarda ortaya çıkmış bir kırık öyküsünün varlığı .

6. Bunama (demans)

7. Sağlıksız veya beden kitlesi olarak ileri düzeyde zayıf olmak, ince yapılı olanlar, kilolu olanlara göre daha sık olarak osteoporoz riski taşırlar.

8. Bazı genetik kökenli hastalıklar (kromozom hastalıkları), doğuştan kaynaklanan bazı kansızlıklar ve metabolizma hastalıkları gibi.

Değiştirilebilenler

1. Ostrojen yetersizliği

2. Sigara kullanımı

3. Yoğun düzeyde alkol alımı

4. Kafeinli ve kolalı içeceklerin yoğun tüketilmesi

5. Yaşam boyunca yeterince kalsiyumun alınmamış olması

6. Hareketsiz biri yaşam.

7. Görme bozukluğu.

8 Yeterince güneşlenmemek.

9. Tekrarlayan düşmeler.

Risklerin birden çok olması kırık gelişme şansını artırır. Daha yakından takip ve tedaviye bir an önce başlanmasını gösterir.

Hastalıklara bağlı olarak da osteoporoz görülebilir, buna tıp dilinde sekonder osteoporoz denilmektedir. Aşağıda buna örnekler verilmiştir.

✅ D vitamini eksikliği iki bağırsak ve mide cerrahisi öyküsünün bulunması

✅ Erkeklerde, testislerde erkeklik hormonu olan testesteronun daha az üretilip salgılanmasına neden olan hastalıklar

✅ Uzun süreli yatağa bağlı yaşamak
(6 ay veya daha fazla bir süre)

Kortizon ve benzeri ilaçları kullanmak.
Tiroid bezinin aşırı çalışması veya yüksek dozda tiroid hormonunun alınması.

✅ Şeker hastalığı

✅ Romatizmal hastalıklar

✅ Süregen karaciğer hastalıkları

✅ Kalsiyumun olması gerekenden daha fazla atılmasına neden olan bazı böbrek hastalıkları

Aşırı tuzlu veya yoğun protein içerikli beslenme şekilleri

✅ Bazı ilaçlar sara /epilepsi ilaçları, kanser ilaçları, pıhtılaşmayı önleyen ilaçlar (heparin, warfarin gibi), mide ilaçları, alüminyum uzun süreli kullanımı da sayılabilir.

✅ Tiroid bezinin arkasında yer alan paratiroid bezlerinin birinin veya birinden fazlasını aşırı çalışması.

✅ Ayrıca bazı hormonal hastalıklar (Cushing gibi)

Şişmanlık, kemik kütlesini koruyan olumlu bir etkendir. Şişmanlarda zayıflara göre osteoporoz daha az rastlanır.

 

KEMİK DANSİTOMETRESİ

Osteoporozun teşhisinde bütün dünyada kabul edilen tanı yöntemi kemik dansitometresi denilen, kemiğin mineral yoğunluğunu ölçen yönteminin kullanılmasıdır.

Dansitometre denilen cihazlarla tanı işlemi gerçekleştirilmektedir. Günümüzde DEXA denilen, çok düşük şiddetteki, kemikte tutulabilen X- ışınlarını kullanan, gelişmiş modeller tercih edilmektedir.

Teşhiste olduğu kadar tedavi etkinliğinin takibinde de etkili bir yöntemdir.

Erken teşhis önemlidir. Ancak ileri yaşlarda ölçüsünde yetersiz kaldığı en önemli durum, omurgadaki aşırı kireçlenmenin, kemikteki density azalmasını maskelemesidir.

Ultrasonla da kemik yoğunluğu ölçülebilir. Özellikle ayak topuğundan kemik mineral yoğunluğunu ultrasonik olarak ölçülür. Radyasyon içermeyen, ucuz, taşınabilir bir sistemdir. Ancak hassasiyeti DEXA’dan daha azdır.

NE KADAR SIKLIKLA ÖLÇÜM YAPILMALI?

Menopozun ilk yıllarında yılda bir kez DEXA ölçümü, daha sonraki dönemde de 2-3 yılda bir defa ölçümü yeterlidir .

Hızlı kemik yıkımı olan vakalarda örneğin yoğun ve uzun süreli kortizon tedavisi gören hastalarda DEXA ölçümleri altı ayda bir yapılması önerilmektedir.

Tedavide hastanın katılımı ve uyumu önemlidir.

Tedavi yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Osteoporoz tedavisi bu konuda uzman olan bir hekimin kontrolünde olması gereken bir tedavidir.

Osteoporoz bir metabolizma hastalığıdır. Tedavisi de endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanınca yapılır. Endokrinoloji uzmanı yoksa genel dahiliye uzmanı tedaviden sorumludur.

Endokrinoloji uzmanı veya genel dahiliye uzmanı, gereğinde birçok değişik uzmanlıktaki hekimden konsültasyon isteyebilir.

Kırık varsa ortopedi uzmanından, rehabilitasyon gerekiyorsa fiziksel tedavi uzmanından, östrojen tedavisi gerekecekse kadın doğum hastalığı uzmanından konsültasyon alınır.

Hastanın uyumu, verilen tedavi programını uygulaması önemlidir. Yoğun sigara içen, ilaç tedavisini aksatan, egzersiz yapmayan bir hasta tedavi programından yeterince yarar sağlayabilir. Belirli aralıklarla kontrollerinin yapılması, tedavi ajanlarının tedaviyi izleyen hekimce verilip doz ayarının yapılması önemlidir. Hasta kendi başına ilaç almamalı veya ilaçlarda değişiklik yapmamalıdır.

Nedene yönelik olarak tedavinin düzenlenmesi önemlidir.

Bütün osteoporozlularda standart olarak kalsiyum ve gereğinde ağzından alınan D vitaminleri tedavide ilk basamağı oluşturmaktadır.

Günlük olarak besinlerle alınan kalsiyuma ek olarak 500 -700 mg arası elementer kalsiyuma ihtiyaç duymaktadır.Ek olarak alınan kalsiyum ayrıca osteoporoz tedavisi için verilen birçok ilacın etkisini de artırmaktadır. Günlük ihtiyacımız olan D vitamini 400-600 ünite kadar olup menopoz sonrası bu ihtiyaç günlük olarak 800 üniteye kadar çıkabilmektedir. Yaşlılarda da D vitamini ihtiyacı artmaktadır. Böbrek ve karaciğer hastalığı olanlarda ya da ileri derecede kırığı olan bazı hastalarda aktif D vitamini olan kalsitriolun verilmesi daha yararlıdır.

HORMON REPLASMAN TEDAVİSİ

Kadınlarda osteoporozun en sık nedeni menopozdur. Menopozda yumurta oluşumu kesilir ve kemik yapısına da katkısı olan ostrojen hormonu düzeyinde azalma gözlenir. Kadınlarda östrojen ve progesteron tedavisinin birlikte verilmesi bir yerine koyma tamamlama tedavisidir. Bu tedavi ile menopoza girenlerde gözlenen al basmaları, ateş basması, terleme, titreme, depresif mizaç değişikliği veya cinsel sıkıntılar ortadan kaldırılabilmektedir. Draje, tablet, yapıştırılan bantlar, burun spreyleri, krem – jel gibi değişik uygulama şekilleri halinde bulunurlar. Progesteronun ostrojeni eklenmesi ostrojenin rahim üzerindeki olası olumsuz etkilerini azaltır.

Erkek hastalarda daha bazen erkeklik hormonu olan testosteron düzeyinde yaşla uyumlu olmayacak şekilde düşme gözlenebilir. Kasa uygulanan deriyi yapıştırılan yama bantlar ve hap şeklinde bulunan hormon tedavisi ile osteoporoz dışında cinsel isteksizlik, kas kitlesinde azalma, yaşam kalitesindeki bozulma da düzeltilir.

Kadınlarda östrojen tedavisinin bazı sakıncaları da vardır. Meme ve rahim kanseri geçmişi olanlarda veya 1. derece yakınlarında meme veya rahim kanseri öyküsü olanlarda hormon tedavileri verilmez. Belirli aralıklarla mamografi, karın ultrasonoğrafi, jinekolojik muayenenin, pap-smear tetkikinin yapılması önemlidir. Ayrıca belirli aralıklarla lipit düzeyleri, karaciğer fonksiyon testleri, açlık kan şekeri gibi testlerinde bakılması gereklidir.

Çok erken yaşlarda başlanan egzersiz doruk kemik kitlesinin artmasını sağlar.

KEMİK ERİMESİNDEN KORUNABİLİR MİYİZ?

Doruk kemik kütlesinin olabildiğince yüksek olması önemlidir. Doğal olarak önleme tedavi etmeden daha da önemlidir. Önleme bebeklikten başlar yaşam boyunca da sürer. Korunmada çok erkenden risklerin saptanarak önlemlerin alınması önceliklidir.

İdeal vücut ağırlığında yer almak. İleri derecede zayıf olmamak önemli bir risk etkenidir. Gençler için bu önemli bir uyarıdır. Moda ve özenti olarak çöp gibi zayıf olmak, özellikle kızlarda, menopoz sonrası ağrı bir kemik erimesine davettir.

Sigara içmemeli, içiyorsa kesinlikle azaltmalı, en doğrusu da tamamen kesmeliyiz. Sigara, doğrudan kemik yapımını azaltmaktadır.

Kahve tüketimi gün içerisinde üç fincanın altında olmalıdır. Kahve ve kafein içeren gazlı içecekler idrarla kalsiyumun atılımı kaybını artırırlar.

Egzersiz önemlidir. Çok erken yaşlardan itibaren egzersiz ve spor gündelik yaşamın bir parçası haline getirilmelidir. Doruk kemik kitlesinin erken yaşlarda artmasını sağlar. İleri yaşlarda dengenin sağlanması kemik kitlesinin ve kas kitlesinin korunması açısından da egzersiz gereklidir.

Gün içerisindeki 2 kilometrelik düzenli yürüyüş osteoporozdan korunmada önemli bir adımdır( gün içerisinde 30-60 dakikalık yürüyüş).

Beslenmede yeterli kalsiyumun yer alması. Ergenliğe kadar gün içerisinde en az 1200 mg kadar kalsiyum, erişkin yaş grubunda ise 800-1000 mg kadar ve menopozdaki kadınlarda 1500 mg kadar kalsiyum ihtiyacı vardır. Süt ürünleri düzenli olarak ihtiyacımız olan kalsiyumun dörtte üçünü sağlar. Süt ürünleri Ayrıca D vitamini de içerir.

Yeterli D vitamini alınız.

D vitaminin en önemli üretim kaynağı derimizdir.

Yaklaşık olarak D vitamininin yarısından fazlası deri dokusundan sağlanır.

Bunun için yeterli genişlikte derinin güneş görmesi gereklidir.

Camdan gelen güneş, cam ultraviyoleyi süzdüğünden yararlı olmaz.

Doğrudan güneş ışığı etkilidir.

Her iki kolun iki saat kadar güneş görmesi kabaca günlük D vitamini gereksinimini karşılamaktadır.

Bunu sağlamanın en iyi yolu da bolca güneşlenmektir. Kışın bile güneşlenmek önemli bir gereksinimdir. Kapalı ortamlar, kapalı giyim yeterli D vitamini sağlamanızı engeller.

Günlük D vitamini ihtiyacımız en az 400 birim kadardır. Doktorunuza danışarak gereğinde D vitamini içeren bir tablet alabilirsiniz. Ancak unutmayın, D vitamini yağda eriyen ve fazlası vücut için zararlı olabilen bir vitamindir. Deride oluşan D vitamini ise vücudun kontrolünde olduğundan tehlikesiz ve zararsızdır.

Yeterli flor, selenyum, magnezyum, çinko gibi iz elementler, kemiğin gelişimi için gereklidir. Sudan veya meyvelerden, tahıllardan sağlanabilirler.

Aşırı alkolden kaçınınız.

 

 

Www.instagram.com/acikvnet

Www.twitter.com/acikve_net


Bir cevap yazın