Kahvenin Keşfi

Kahvenin anavatanı Habeşistan olarak bilinmektedir. Ancak Yemen’e, Habeşistan’dan mı gittiği yoksa kahvenin, Arabistan’ın da yerli mahsulü mü olduğu hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kahvenin, literatüre ilk gelişi 10. asırda Arap fizikçisi Razi aracılığıyladır.

Kahvenin keşfine dair en önemli rivayet ise bugün bile geçerliliğini sürdüren yorum, tarihçi Ahmet Efendi ile aynı olan Şazeli tarikatının Piri Ebu’l Hasan eş Şazeli’dir. 15. yüzyıl başlarında kahvenin dervişler tarafından işlevsel bir amaçla içildiği kesindir. 1418 yılında vefat eden Ali Bin Ömer eş Şazeli’nin Emir Sadettin tarafından Moka yöresine sürgün gönderildiği dönemde, bu içeceği çevresindekilere tanıttığı ve böylece tarikat mensupları arasında yaygınlaştığı bilinmektedir. Kahvenin tasavvuf kültürü içinde rağbet bulmasının başlıca nedeni, içerdiği kafein maddesinin zihni açık tutucu ve uyku giderici özelliğidir. Bu nedenle bilhassa uzun süren zikir meclislerinde Dervişler zinde kalmak için kahveyi tercih etmektedir.


Kahve, Etiyopya’nın dışına çıkarak kısa süre Yakındoğu’nun tamamına yayılmasını tarikatlara borçludur. Bu, Şeyh Şazeli inanışı o kadar yaygın ki Osmanlı folklorunda “kahvecilerin piri” olarak geçmektedir. Öyle ki, Osmanlı kahvehanelerinin duvarlarında, “Her Seherde Besmele ile açılır dükkanımız, Hazreti Şeyh Şazeli iyidir pirimiz, üstadımız,” yazılıdır.

Türkiye’de ise daha önce Mersin Anamur ilçesinde kahve ekimi denenmiş fakat başarısız olmuştur. 1960 yılında Alanya bölgesinde tekrar denenmiş fakat yine bir sonuç elde edilememiştir.

Bir cevap yazın