Kadınlara Dair Kur'ânî Hükümler

Kadınlar Dair Kur'ânî Hükümler

Evlerde Vakarla Oturmak, Açılıp Saçılmamak

Eûzubillahimineşşeytanirracim

Bismilahirrahmanirrahim

"Ey peygamber hanımları, siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takva ile korunacaksanız, (yabancı erkeklere karşı) sözü çekici bir eda ile söylemeyin ki kalbinde bir hastalık bulunan kötü bir ümide kapılmasın. Güzel ve doğru söz söyleyin."
Ahzâb-32

"Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki câhiliyet devri çıkışı gibi süslenip çıkmayın, namaz kılın, zekat verin, Allah ve Resûlüne itaat edin. Ey ehl-i beyt, Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor."
Ahzâb-33

"Oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti düşünün, anın. Şüphe yok ki Allah her şeyin iç yüzünü bilendir, her şeyden haberdardır."
Ahzâb-34

Nûr sûresi 31. ayet de inanan kadınlara göz ve iffetlerini korumalarına ilâve olarak, görünen kısımlar dışında süs yerlerini açmamaları ve başörtülerini yakaları üstüne salıvermeleri emrediliyor. Ayette; el ve yüz dışındaki süslerini ve süs yerlerini görebilecek erkek hısımlar şöyle sıralanıyor:

"Ey Muhammmed! Mümin kadınlara söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar, görünmesi zarurî olanlar hariç zinetlerini göstermesinler. Baş örtülerini yanlarına sarkıtsınlar. Ziynetlerini kendi kocalarından veya babalarından veya kocalarının babalarından veya kendi oğullarından veya kocalarının oğullarından veya kendi kardeşlerinden veya kardeşlerinin oğullarından veya kız kardeşlerinin oğullarından veya kadınlarından veya sahip oldukları cariyelerden veya cinsi iktidarı olmayan hizmetçilerden veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak çağda olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerini başkalarına bildirmek için ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allaha tevbe edin ki, kurtuluşa eresiniz”
Nûr-31

Kadınların da erkeklere şehvetle bakması yasaklanmıştır. Ancak alım-satım, iş, muhakeme gibi günlük medeni münasebetler gereği, şehvetle olmamak şartıyla kadının, karşı cinsten birine tesettürlü olarak bakmasında bir sakınca görülmemiştir. Çünkü, bir bayram günü Habeşli oyuncular Medine’de, mescidin yanında kılıç-kalkan oynarken, Hz. Peygamber (s.a.s) onları seyrediyordu. Aynı zamanda Peygamberin arkasında duran Hz. Âişe de bıkıncaya kadar seyretmiştir.

“Bir de sizden olan bekarları ve kölelerinizden, cariyelerinizden salihleri evlendirin; eğer fakir iseler Allah onlara fazlından zenginlik verir! Allah çok lütufkârdır, herşeyi bilendir!”
Nûr-32

Kurtubî, kadınların başörtülerinin yakaları üzerine gelecek şekilde örtünmesi ile ilgili ayeti tefsir ederken şöyle der:

“Tesettür ayeti inmeden önce müslüman kadınlar, başörtülerini iki omuzları arasından salıverirler, kulakları ve boyunlarıyla göğüslerinin önemli bir kısmı açık kalırdı. Saçlarının da bir bölümü görünürdü. Yüce Allah, ilgili ayetle bu şekil örtünmeyi yasakladı ve başörtülerinin iyice örtecek şekilde bağlanmasını emretti."

Kadınların Dış Kıyafeti

"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına hep söyle de, cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler. Bu, onların tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir."
Ahzâb-59

Bu âyete binaen dışarıya çıkıldığı takdirde ev içindeki kıyafetler haricinde, baştan topuklara kadar, kadının tesettürünü sağlayan bir "dış kıyafet"in kadınlar tarafından giyilmesi emredilmiştir. Bu kıyafet kadının bütün bedenini kaplamalıdır. İçini belli etmeyecek şekilde kalın olmalı, erkeklere benzeyen özellikler olmamalı ve gayri muslim kadınların kıyafetine benzememelidir. Ayrıca "şöhret elbisesi" yani dikkat çeken cezbeden, gösterişli, pahalı kıyafetler olmamalıdır.

Günümüz şartlarında müslüman mümin kadınların tercihi, dış örtüsü olarak şunları kullanırlar. Çarşaf, pardesü ya da ferace dediğimiz tüm bedeni topuklara kadar örten dış örtüyü tercih etmeleri gerekir. Baş örtülerini de göğüslerinin üstünden yakalarını tamamiyle örtecek olan bir baş örtüsü tercih edilir.

Bir müslüman mümin kadın evinden dışarı çıkmadan önce, evinde dış kıyafetlerini Kur'a'nı Kerim'in emrettiği gibi giyer, başörtüsünü yakasının üstünden yapar ondan sonra evinin kapısından çıkarak dışarıya gider.

Zıhar

"Allah kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan o kadının sözünü işitmiştir. Allah da sizin konuşmanızı dinliyordu, çünkü Allah işitir ve görür."
Mücâdele-1

"İçinizden "zıhar" ile kadınlardan ayrılmaya kalkışan kimseler bilmelidirler ki, o kadınlar, (ziharla) onların anaları değildir. Anaları ancak onları doğurmuş olanlardır. Şüphe yok ki onlar, gerçekten çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlardır. Bununla beraber Allah'ın affının, bağışlamasının çok olduğunda da şüphe yoktur."
Mücâdele-2

"Kadınlardan "zıhar" ile ayrılmaya kalkıp da, sonra dediklerini geri almaya kalkanların (keffaret olarak) eşleriyle temas etmezden önce bir köle azat etmeleri gerekir. İşte siz bununla öğütleniyorsunuz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır."
Mücâdele-3

"Buna gücü yetmeyen de, temas etmeden önce peş peşe iki ay oruç tutsun, ona da güç yetiremeyen altmış yoksulu doyursun. Bu hafifletme, Allah ve Resûlüne imanınızdan dolayıdır. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kâfirler için ise acı bir azap vardır."
Mücâdele-4

Ensar'dan Evs bin Sâmit, bir sebeple kızıp hanımını Havle veya (Huveyle) binti Sa'lebe'ye zıhar yapmıştı.

" -Sırtın anamın sırtıdır!" demişti. (Onu, annesine benzetmiş ve câhiliye dönemindeki uygulamayla karısını bu şekilde boşamış oldu.)

Çok geçmeden söylediğinden pişmanlık duydu ve evliliğine dönüş yapmak istedi. Bu, müslüman topluluğun karşılaştığı ilk zıhar uygulamasıydı. Kadın Arap geleneğine göre yasak olan evliliği bu hâlde sürdürmeyi kabul etmedi. Sonunda duruma bir çare bulması için Resûlullah'a başvurdu.

Gençliğini kocası uğruna tükettiğini, ona çocuklar verdiğini, ama şimdi yaşlanınca yoktan bir sebeple kapı dışarı edildiğini dertli dertli anlattı. Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu konuda ilâhî bir hüküm/vahiy gelmediğini ve hâlen uygulanmakta olan hükümden (evliliğin devamının haram oluşundan) başka bir çözüm yolu bulunmadığını söyledi.

Kadın durumun çok vahim olduğunu tekrar tekrar ifade ettiyse de farklı bir cevap alamadı. Daha sonra kadın Allah'a yalvarmaya ve hâlinden yakınmaya başladı.

Kısa bir süre sonra bu âyetler indi. Rasûllullah- sallâllâhu aleyhi ve sellem- onu müjdeledi be kendisine yeni gelen âyetleri okudu. Ardından kocasını çağırtıp onun durumunu öğrendi. Köle âzâd edemeyeceğini, iki ay peş peşe oruç tutamayacağını ve altmış fakiri doyuracak kadar mâli imkânınında bulunmadığını anlayınca ona bir mikdar yardımda bulundu ve bereketlenmesi için duâ etti. Hâdiseye şâhit olan Hazret-i Âişe radıyallâhu anhâ

-Allah'ım! Çok yalnızım. Bu ayrılık bana çok acı verecek!.. Küçük çocuklarım var; onları babalarıns bırakırsam perişan olurlar. Kendime alsam aç kalırlar. Hâlimi Sana arz ediyorum, beni bu sıkıntıdan kurtar; Rasûlü'ne bir vahiy inzâl buyur!" diye duâ ediyordu.

"-Bütün sesleri işiten Allah, ne kadar yüce! O kadar durumunu anlatırken ve Allah'a yalvarırken öylesine yavaş ve fısıltıyla konuşuyordu ki, dediklerininin bir kısmını, yanında olduğum hâlde ben bile işitemiyordum." demiştir.
(Ebû Dâvûd, Talâk 17; Nesâî, Talâk, 33

Kocalarından Kaçıp Hicret Eden Kadınlar

"Ey iman edenler! Mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman kendilerini imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların mü'min kadınlar olduğunu anlarsaniz artık kendilerini kâfirlere geri çevirmeyin. Mü'min kadınlar kâfirlere helâl değil, kâfirlerde mü'min kadınlara helâl olmazlar. Bununla beraber (kocalarının onlara) sarfettikleri mehri o kâfirlere geri verin. Sizin onları nikâh etmenizde, kendilerine mehirletini verdiğiniz takdirde üzerinize bir günah yoktur. Kâfir kadınların ise nikâhlarına yapışmayın (onlarla evli kalacağız diye İslamdan çıkmayın) ve sarfettiğinizi (mehirleri) isteyin, kâfirler de (hicret eden kadınlardan kendilerine) sarfettiklerini istesinler. Bunlar ise Allah'ın hükmüdür. Aranızda O hükmeder, Allah bilendir, hikmet sahibidir."
Mümtehine-10

"Eğer eşlerinizden biri (dinden çıkarak) kâfirlere kaçar da, siz de savaşta (galip gelip) ganimet alırsanız, eşleri (kâfire) gitmiş olanlara harcadıkları mehir kadar (ganimetten) pay verin ve kendisine iman ettiğiniz Allah'tan korkun."
Mümtehine-11

Hudeybiye hâdisesinin ardından yapılan anlaşmada, Mekkeli müşriklerden kaçıp müslümanlara sığınanların müşriklere geri iade edilmesi kararı verilmişken, hicret ederek müslümanlara sığınan kadınlar, bu âyet-i kerîmelerle istisna tutuldu.

Bu kadınların kocalarından serkeşlikle mi yoksa îmanları sebebi ile mi kaçtıklarının imtihan edilip araştırılmasını, kocalarına serkeşlik edip gelmişlerse iâde edilmemeleri emredilmiştir.

Müslüman oldukları için kaçmışlarsa, müslüman bir kadının kâfir bir kocanın nikâhında bulunmasının haram olduğu ifade edilerek, önceki kocalarına ödedikleri mehirlerin teslim edilmesi ve bu sayade kocalarıyla aralarındaki maddî-manevî bütün bağlarını kopararak tamamiyle boşanmış oldukları bu âyet-i kerîmelerle açıklanmıştır.

"Biz Kur'an'dan öyle bir şey indiriyoruz ki, o mü'minler için şifâ ve rahmettir. Zâlimlerin ise sadece ziyânını artırır."
İsrâ-82

Buyuran Cenâb-ı Hakk kadınlara özel ayetler indirerek rahmet ve merhametini bir kez de bu şekilde ifade etmiştir.


Bir cevap yazın