İLK DEDEKTİFLER: Bow Street Runners

” 4 BOW STREET ” belki de ”221B BAKER STREET” adresinden sonra dedektifle ilgili en bilinen ikinci adres. İkincisi, gözbebeğimiz Sherlock Holmes’ümüzün ev adresi. Peki ya ilki? İki adresin de Londra’da olmasına tesadüf demek biraz zor. Toronto Üniversitesi Tarih Bölümü profesörlerinden, 2017 yazında kaybettiğimiz J. M. Beattie’nin iddiasına göre, Bow Street dünyanın ilk dedektiflerinin doğduğu caddedir. 

Dedektiflik romanları okuyoruz. Dedektiflik dizileri izliyoruz. Bir konuda en ufak bir şüphe hissettiğimizde dedektif kesiliyor, ipuçlarından gidiyoruz. Kendimize gizli soruşturmalar başlatıyor, konuyla ilgili bulduğumuz kişilere havadan sudan gibi görünen ama aslında içimizi kemiren şüphelere dair sorular yöneltiyoruz. Fakat neden hiç dedektiflerle karşılaşmıyoruz.

Neden şehirler arası bir yolculukta yan koltuktakiyle başlayan sohbet sırasında o kişi dedektif çıkmıyor. Alışveriş torbalarını taşımasına yardım ettiğimiz beyaz saçlı teyze, oğlundan bahsederken ”dedektif” olduğunu neden söylemiyor? Neden gazeteyi açtığımızda ilk manşet bir dedektifin başarıyla aydınlattığı vakaya dair olmuyor? Neden hiç kimsenin kuzeni, baldızı, eltisi, eniştesi, kayınçosu dedektif değil? Annemizin altın gününde ki hanımlardan biri neden kızının dedektif olacağından bahsetmiyor? Çiçeği burnunda bir dedektif adayı apartman komşusu olan kıdemli dedektifin zilini çalıp, eğer atmadıysa dedektiflik kitaplarını ona verip vermeyeceğini neden sormuyor? Peki, barlarda ellerinde tuttukları resmi barmene gösterip, ”Bu adamı tanıyor musun?” diye soran adamlar… Hani? Neredeler? Hangi düğünde, taktıkça takıştırmış iki hanımdan biri diğerine kasıla kasıla, ”Damat da dedektifmiş!” diyor? Neden dergimiz 221B’de sadece suretleriyle yani edebiyat ve beyazperdede ki temsilleriyle varlar da kendi gerçek varoluşları, deneyimleri ve katkılarıyla yoklar? Aslında varlar da biz mi bilmiyoruz? Yoksa biz yıllardır kurgusal dünyaların uyurgezerleri gibi kitapların satırlarında gözlerimiz kapalı, ellerimiz ileri doğru uzanmış yürürken onlara mı dokunmaya çalışıyoruz? Peki, gerçeklikleri gibi tarihleri de bu kadar muğlak mı? ” 4 Bow street ” belki de ” 221B Baker Street ” adresinden sonra dedektiflikle ilgili en bilinen ikinci adres. İkincisi, gözbebeğimiz Sherlock Holmes’ümüzün evinin adresi. Peki ya ilki? İki adresin de Londra’da olmasına tesadüf demek biraz zor. Toronto Üniversitesi Tarih Bölümü profesörlerinden, 2017 yazında kaybettiğimiz J. M. Beattie’nin iddiasına göre, Bow Street dünyanın ilk dedektiflerinin doğduğu caddedir. ”Bay Fielding’in adamları ” ya da ”Bow Street Runners” olarak anılırlar. Dedektiflerin sosyal tarih yazımında ve polis tarihinde ki yokluklarından elbette onlar da mustariptirler. Dedektifleri bir muamma haline getiren, edebiyat ve sinema alanında dedektiflere böylesine ilgi yaratan belki de hem günlük hayatımızdaki hem de tarihçilerin çalışmalarında ki bu yokluklardır. Dedektiflere dair bilinmezlikler üzerine yapılan spekülasyonlar, sanat eserlerini zenginleştirirken bizim onlara dair merakımızı da kabartıyor.

Polis Dedektifliğinin Tarihi (2007) adlı kitapta Clive Emsley ve Haa Shpayer-Makov, 1750-1950 yılları arasındaki dedektiflik tarihine ayna tutarken onların tarih sahnesinde ki yokluklarıyla ilgili düşünüyor ve birkaç neden ortaya atıyorlar. Sinema ve edebiyat onlara zaten ilgi gösterdiğinden sosyal tarihçiler de doğal olarak başka konulara yöneliyor; çünkü onlar üniformalı polislere göre çok azlar; sosyal tarihçiler asıl üniformalı polislerin işçi sınıfıyla olan ilişkilerini merak ediyor. Sosyal tarih yazımında böylesine bir üniformalı polis memurları polislik kurumunun doğuşunda işçi sınıfından devşirildiği için üzerlerine yapılan çalışmalar politik olarak çok daha angaje görünüyor. Emsley ve Haia Shpayer- Makov, kitapta, İngiltere’ye odaklansa da Fransa ve Amerika’da ki dedektiflik birimlerini de karşılaştırmalı bir şekilde inceliyor. Polis dedektifliğinin özellikle İngiltere ve Fransa’da ki yıllarına dair belgeler ve fotoğraflar ortaya konuluyor. Ayrıca Avusturalya ve Yeni Zelanda’da uygulanan İngiliz modelinden de bahsediliyor. Dönemin ekonomik, sosyolojik, politik ve hukuksal özelliklerinin dedektiflik tarihini nasıl şekillendirdiği gözler önüne serilirken, dipnotlarda farklı dillerde ki metinler, belgeler ve sanat eserlerine dair geniş kapsamlı bir kaynakçaya yer veriliyor.

Polis dedektifliğinin tarihini yazmanın zorluklarından ilki, bu mesleği tanımlamanın başlı başına bir sorun olması. İkinciyse polis memuru dedektiflerin tarihi ile özel dedektiflerin tarihini birbirinden ayırma amacıyla yola çıkıldığında polis dedektifi ile özel dedektif arasında ki sınırın çok net olmadığını görmek. Kimdir dedektifler? Hem suçları araştıran ajanlar hem de suçlara ilişkin bilgi ve kanıt edinmekle yükümlü polislerdir. Bu bilgi ve kanıtlar dahilinde suçluları bulur, tutuklar ve mahkemede ellerinde ki verileri paylaşırlar. Devletin farklı kurumlarına ait başka ajanlar da bulunduğundan onların polis olarak sınıflandırılan kurumlarla bağları özellikle belirtilmelidir. Fakat kimi zaman onların birincil görevi, devleti düşmanlardan korumak ve devlet üyelerinin güvenliği için çalışmak olabilir. En nihayetinde polis dedektifi, ”polis kurumu içinde belirli bir dizi görev üstlenmiş bir ajan olarak düşünülmektedir.” Onlara özgü bir nokta daha var, o da üniformadan muaf olmaları. Emsley ve Shpayer Makov’a göre bu durum, dedektiflik mesleği etrafında örülmüş romantizm halesinin en birinci sorumlusudur.

Eugene-François Vidocq hem polis dedektifliğinin hem de özel dedektifliğin babası olarak kabul edeilir ve kitabın Fransa dedektiflik tarihini ayrıntılarıyla anlatan ”İpuçları, Tuzaklar ve Mecazlar: Devrim Sonrası Paris’in de Hırsız Yakalama” başlıklı ve ”Sabıkalıdan Uzmana: 19. Yüzyıl Fransa’sında Polis Dedektifi” adlı üçüncü bölümünde resmedilir. Fransa’da ilk dedektifler sabıkalılardan oluşturuldu ve bu bir skandaldı. İngiltere’deyse durum çok farklıydı. Kitabın ilk bölümünde verilen İngiltere tarihine dair gelişmeler bu yazının ana izleğini oluşturuyor.

İngiltere’de 18.yüzyılın ikinci yarısında en büyük kaygı kentsel güvenliğin sağlanmasıydı. Bu görev, üniformalı devriye memurları ve bekçiler tarafından sağlanmaya çalışılıyordu. Ünlü Rus asıllı Fransız Sosyolog Luc Boltanski (2011)’nin yazdığı gibi polisiye roman, ulus devletlerin güçlenmesi üzerinden modern toplumun analizine katkı sağlar. İlk dedektifler yani ”Bow Street Runners” aslında ulus devletleri güçlendirmek için vardı. Fakat devlet hesabına çalışmaları konusu henüz açıklık kazanmamıştı. Polis memuru, devletin temsilcisi olsa da onlar daha çok kendi hesabına çalışan kişilerdi; daha doğrusu, bireysel bir çabanın devletten aldığı destekle çalışanlar. Belki tam olarak böyle de denemez çünkü henüz devlet doğrudan onları desteklemeye karar vermemişti:  ”Roman ve hikayelerden öte gerçek, kimi zaman bilimsel olsa da kurmacadan hep daha zahmetli ve bürokratikti.” Mıntıka polisleri, semt papazları tarafından kiralanmış bekçiler ve başka devriyeler dışındaki birtakım kişiler suç tespiti ve takibine dahil olmaya başladılar. Bu kişilerin sürece dahil olmalarının nedeni konu hakkında konulmuş ödüllerdi. Bir tarafta devletin bazı suçluların yakalanması için koyduğu ödüller, diğer taraftan çalınan malların geri gelmesi için mal sahiplerinin duyurdukları ödüller vardı. Suçlar genellikle Londra’nın otoban ve caddelerinde gerçekleşen soygunlar, hırsızlıklar ve kalpazanlıklardı. 17.yüzyılın sonunda meclis bu suçluların yakalanması için 40 sterlin tutarında bir ödül koydu.

Zaman içinde hem özel hem devlet ödüllerinin sayısı o kadar arttı ki işler çığırından çıktı: ”Bir çeyrek yüzyıl sonra, 1720 ile 1745 arasında ve yeniden kısa süreliğine 1750 ve 1752 arasında Londra’da bir sokak hırsızının yakalanması için konulan ödül neredeyse usta bir işçinin üç ya da dört senelik gelirine yaklaşan bir meblağ, yani 140 sterlindi.” Devlet ödüllerine ulusal arşivlerden ulaşmak mümkün. ”Bow Streets Runners” Henry Fielding tarafından bir araya toplanan 6 kişiydi. Bildiğimiz, Mina Urgan tarafından dilimize çevrilen ve 18.yüzyıl İngiltere’sini anlatan Tom Jones’un yazarı Henry Fielding. Kendisi aynı zamanda Westminster başyargıcıydı. ”Runner’lar 1749-1839 yılları arasında Londra sokaklarında görünen ve tabii ki özgürce giyinen ilk polis dedektifleriydi. Evleri Sir Thomas de Veil’in eviydi ve Henry Fielding de oraya 400 sterlin gibi bir hükümet maaşı teşvikleriyle her an gelen suçluları yargılamak üzere hazır bulunmak için 1748’de taşınmıştı. 1751’de ”Son Dönemde Soyguncuların Artmasının Nedenleri Üzerine Bir Sorgulama” başlığı taşıyan bir broşür bastırdı. Bu metinde suçun idaresinde ki zorlukları gündeme getirdi. Broşürün asıl ilginç kısmı, Bow Sokağı’nda çalışan ve emekli olmuş polis memurlarından oluşan bir polis varlığı kurma önerisiydi ve en canalıcı sorun da onlara yapılacak ödemeydi. Verilen ödüllere güvenilmezdi. Fielding’in bu bireysel girişimine devlet desteği sonradan, Londra’da suç oranı ve nitelikleri kaygı yaratıcı noktaya erişince geldi. Ödüllerin etkin bir çözüm olmadığı çoktan ortaya çıkmıştı. Fielding, hükümete Bow Sokağı’nda kurduğu yeni polislik müessesesini desteklemeleri umuduyla bir plan götürmüştü. Burada kendi sulh yargıçlığı maaşından başka Bow Sokağı’ndaki adamlarına belirli bir meblağ ödenmesini istiyordu. Suçluların ve bulunan malların raporlanması, duyurulması (böylece tanıkları bulabilme) için mağdurların da biraz para koyması önerisini içeriyordu hükümete sunduğu plan. Plan kabul edildi ve kendisine 400 sterlin olan maaşının üzerine 200 sterlin daha verildi. Maalesef Henry Fielding’in sağlığı, planını uygulamaya yetmeyecek ve 1765’te görevi kardeşi John’a devredecekti.

John Fielding 19 yaşında geçirdiği bir deniz kazası yüzünde kör kalmıştı. İlk işleri soygunlara, mahkümlara, şüphelilere, suç işlediği sanılan kişilere, başka bir yere nakledilmesi emri çıkan suçluların izlenebilmesi için Old Bailey (Londra Ağır Ceza Mahkemesi) davalarının sonuçlarına dair alfabetik kayıt tutmaktı. Ellerindeki 600 sterlin, büro personeline de yetmeliydi. Düzenli olarak bir gazete çıkarıyor ve suçluların resimlerini dağıtıyorlardı. Bu çalışmalar aslında tarihteki ilk sabıka kaydı çalışmalarıydı fakat maalesef 1780’lerde yaşanan Gordon İsyanlarında kayboldular. 6 şef memur maaşa bağlandı ve sulh yargıçlarının yönlendirmelerine göre görev yapmaya başladılar. Onlar ”1770’lerim sonunda çoğunlukla sulh mahkemeleriyle cezaevleri arasında mahkumlara eşlik eden adamlar ya da icra memurları için çalışan, borçlarından dolayı tutuklanmışlara bir ”borçlular hapishanesine dek refakat edenler” olarak görünüyorlardı. Diğer tarafta üzerlerine ödül konulmayan suçlar da vardı. Fieldingler bünyelerinde ki ilk dedektifleri bu suçların soruşturması için de görevlendirdiler. İşleyiş şöyle oluyordu: Önce suç, ofise bildiriliyordu. Bu kişi, bir mağdur ya da gelen bir haberci oluyordu. Daha sonra iddialar tartışılıyor ve suçlu ya da suçluların eşkali belirlenmeye çalışılıyordu. Fieldingler için eşkal bilgisinin yayılması çok önemliydi; önce el ilanları basılır ve tefecilere dağıtılır, sonra gazetede (özellikle Daily Adviser) yayımlarlardı. İlanın parasını mağdurlara bırakmazlar, kendileri öderlerdi. Fielding’in devletten aldığı desteği nasıl harcadığına dair verdiği raporlarda bütçenin ”yüzde yetmişinin haydutların, yol kesen eşkıyaların, daha az da dükkan soyguncularının, yolcu vagonlarından çalan çetelerin ve kimi zaman da katillerin araştırılması gibi belli başlı işlere” harcandığı belirtiliyordu. Bilginin toplanması ve düzenlenmesi yolunda önemli adımlardı bunlar.

 

 

Www.acikve.net
Www.instagram.com/acikvnet
Www.twitter.com/acikve_net
Www.facebokk.com/acikvenet

 


Bir cevap yazın