İFTAR MI? İSRAF MI?

İFTAR MI? İSRAF MI?

Hayat kılavuzumuz Kuran’ı Kerim’in indirilmeye başlandığı bir ay olan Ramazân-ı Şerife kavuşmanın heyecanı içerisindeyiz.

Bu ayda hem midemize, hemde diğer organlarımıza oruçlu olduğumuzu hissettirecek  şekilde yaşamayı temennî ediyoruz.

Bu Ramazânda da, bol bol “amel-i sâlih” işlemeye, Kuran’ı Kerim’i hem okumaya, hem anlamaya gayret ederek kötü huylardan arınmaya ve tertemiz bir kul olmaya çalışacağız. İnşaAllah…

Rabbimiz Oruçlu İlgili Olarak;

“Ramazan Ayı, insanlara yol göstericisi, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kuran’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazan ayını idrâk edenler, o ayda oruç tutsun. Kim o ayda hasta veya yolcu olursa,(tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kazâ etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız, size doğru yolu göstermesine karşılık Allah’ı tazim etmeniz ve O’na şükretmeniz içindir.”
Bakara Suresi : 185.Ayet buyurmaktadır…

Dikkat edilirse, âyeti kerîmede Ramazan ayı için öncelikle Kur’ân’ın indirilmesine vurgu yapılıyor. Bunun için Ramazan’ı, Kur’ân’ın dünyayı şereflendirdiği kutlu bir ay olarak düşünüp bunun bayramını yapmalıyız.

Kurân’ı Kerîmi daha düzgün okumaya çalışmalı, ederler yapmalı, bilmeyene öğretmeli ve manâsını tefekkür ederek öğrendiklerimizle amel etmeye çalışmalıyız.

Günümüzde Ramazan denince, daha çok “oruç ibadeti” ön plâna çıkıyor. Ramazanda oruca odaklanmak da, sadece iftar ve sahuru beklemek gibi, yemek-içmek merkezli bir gündeme dönüşüyor. Bu da tüketim toplumu olmaya yeni bir katkı sağlıyor.

Teknolojik, ekonomik ve sosyal olarak modern hayatın getirdiği bütün yeniliklerden faydalanabilme imkânı, sınırsız harcamayı ve israfı beraberin de getiriyor.
Ramazan’da bu israf, katlanarak artıyor; adını da “cömertlik” ve ikram olarak değiştiriyor.

İsrâf; ölçüyü aşmak, sınırları zorlamaktır. O aynı zamanda gaflet cehâlet ve hata mânâlarına da gelir.
İsrâf denildiğinde akla ilk olarak yeme içmenin isrâfı gelse de sağlığın, zaman ve bilginin israfını da göz ardı etmemek gerekir.

Ramazan iftarları; akrabalarımız, dostlarımız ve bazen de mahallemizde beraber olduğumuz,kaynaştığımız en güzel anlardır.

Bu samimi sofraları:

Nefsimize yenik düşmeden, sınırları aşmadan hazırlamak, bizi hem zamanın, hem yeme-içmenin, hem de sağlığımızın israfindan kurtarır.

Maalesef Ramazanlar da gerek yemek çeşitleri, gerekse miktarları her geçen yıl artırılıyor: İftâriyelikler tatlılar ve içecekler derken, sofralarda tabak bardak koymaya bile yer kalmıyor.

İftar sofralarına hazırlık da ev hanımlarının saatlerini alıyor. Misafire hizmetler, iftardan arta kalan işler, bütün günü yorgunluk ve vakit israfıyla geçirmeye sebep oluyor. Bu durum nihayet “iftar sofrasını, israf sofrasına” dönüştürüyor.

Evlerin dışında bir de otellerde, lokantalarda vs. çeşitli müesseselerde verilen iftar davetleri var.
Buralar “41 çeşit iftâriyelik”, “yiyebildiğin kadar”,  “doyana kadar”, “açık büfe , “sınırsız menü” gibi ifadelerin geçtiği, israfın her çeşidinin görüldüğü mekânlar hâline gelmiştir.

Açlığın tesiriyle bol çeşitler doldurulmuş tepdi ebatıbba olan servis tabaklarındaki nîmetler tıka-basa mideye indirilirken, nasıl indirileceği hiç düşünülmüyor.

Hadi biraz tatlı, biraz meyve, ardından çay olmadı gazoz derken bir türlü geçmeyen şişkinlikler, reflüler, peşinden yükselen-artan tansiyonlar…

Sofralarda, yiyene kadar, belki bir o kadar daha fazla kişinin rahatça doyacağı, yarım bırakılmış, çöpe boşaltılmış, hesâbı ahirete kalmış yiyeceklerle dolu…

NASIL BİR SAHUR?

Oruç tutmakla, “çok yemek yemeyi hakettiğimiz” mânâsı çıkarılmamalıdır. Her hâlükârda Sünnete uygun olanı tercih etmeli ve bir öğünde çok çeşitli yemekten, tıka basa doymaktan kaçınmalıyız. Yine yemekten hemen sonra su içmenin, tatlı ve meyve yemenin doğru olmadığını artık bilmeliyiz.

Her türlü gazozun, aromalı içeceklerin de susuzluğumuzu gidermeyeceğini, gereksiz tatlandırıcı ve glikoz şurupları alarak susuzluğun azaltılamayacağını, aksine artacağını aklımızdan çıkarmamalıyız.

Seher vaktinde uyanıp abdest aldıktan sonra 2-3 bardak su içmeli, sonra iki rekât da olsa teheccüd namazını kılmalıyız. Bu hem bedeni uyku mahmurluğundan kurtarır, hem de su doğru zamanda içilmiş olur. Bu sâyede vücut, yemek yemeye hazır hâle getirilir.

Bol miktarda mineral, vitamin, protein, karbonhidrat, lif ve yağ barındıran hurmayı sahurda da yemek, bedenin daha zinde olmasını sağlar. Ayrıca tatlı olmasına karşın ölçülü olmak kaydıyla hurma ve üzüm kan şekerini yükseltmediği gibi susuzluğu da artırmaz.

Genellikle sahurlarda kahvaltı tavsiye edilir.

Bu kahvaltısını ne mânâda geldiğini iyi bilmek gerekir. Bol zeytin, tuzlu  peynir ya da bunlarla yapılmış hamur kızartmaları, patates kızartması , sucuklu-sosisli yumurtalar; elbette sahur sofrasına uygun olmayan yiyeceklerdir.

ÖRNEK SAHUR MENÜLERİ:

MENÜ -1

✔ 1 kadar yoğurt veya ayran
(Ev yapımı)

✔ 1 porsiyon sebze yemeği
(veya bulgur pilavı)

✔ Birkaç dilim tam tahıl ekmeği

✔ Açık siyah çay
(veya şekersiz yeşil çay)

✔ Ceviz veya çiğ badem
(3-5 adet)

MENÜ  -2

✔ 1 kâse çorba

✔ 1 haşlanmış yumurta

✔ 1 dilim tuzsuz peynir

✔ Bol yeşillik

✔ 4-5 kuru kayısı

✔ 2-3 dilim tam tahıllı ekmek

NASIL BİR İFTAR SOFRASI?

Peygamber Efendimiz Sallahu Aleyhi Vesssellem:

“Sizden biriniz orucunu açacağında hurma ile açsın. Çünkü o hurma, bereketlidir. Hurma bulamayan su ile iftar etsin, çünkü su temizdir.” buyurmuşlardır.
(Ebû Dâvud Sıyâm, 21 İbn-i Mâce, Sıyâm, 25)

O’nun Ramazan’ıyla İlgili Olarak:

“Rasulullah Efendimiz (iftar vakti girince) akşam namazını kılmadan önce, birkaç yaş hurma ile iftar ederdi. Eğer yaş hurma bulamazsa, birkaç kuru hurma ile orucunu
açardı. Şayet kuru hurma da bulamazsa, birkaç yudum su içerdi.” denmiştir.

Akşam namazı câmiye gidilmemiş ise, sofranın başında ezânı dua ile beklemeli; öncelikle 3-5 hurma ile iftar edilmeli, bir bardak su içilip namaz arası verilmelidir.

Aç bir mideye, aralıksız yemek doldurmak, mide başta olmak üzere sindirim sistemini ifsat edeceğinden, alışkanlığımız olmasa da akşam namazı arası verdikten sonra yemeğe devam etmek daha doğru olacaktır.

Namazı eda ettikten sonra yemeğe geçmeli, en fazla 25-30 dakika süresince âheste âheste yenilmelidir.

Ev yapımı ılık bir çorba ile başlayıp sulu bir yemek, pilav, hoşaf, yoğurt veya ayranla devam edilmelidir.

Alışık olsak da tatlıyı en az iki saat sonrasına bırakmalıdır. Kuru kayısı, karpuz kompostolar yemek aralarının tatlıları olabilir.

Çay yemekten en az bir saat sonra içilmelidir. Hâttâ çayın teravih namazı sonrasına bırakması iyi olur.Teravih sonrasında şekersiz çay ve bol miktarda su içilebilir.

Aralarında bir saatten az bir zaman dilimi olmamak şartıyla meyve tüketilebilir.

Özellikle yaz için karpuz gibi bol sulu meyvelerin tüketimi oldukça faydalı olacaktır.

Tatlı olarak ünlü tatlılar yerine sütlü tatlılar, kuru meyveler, pekmez ve bazen ideal olanıdır.

ÖRNEK İFTAR MENÜLERİ

MENÜ -1

✔ 1 bardak su

✔ birkaç hurma

✔ 1 kâse çorba

✔ 1 kâse salata

✔ 6-7 kaşık kıymalı veya etli sebze yemeği

✔ 1 kâse yoğurt veya câcık

✔ 2 küçük parça pide veya iki dilim tam tahıllı ekmek.

MENÜ -2

✔ 1 bardak su

✔ 1 hurma veya 1 zeytin

✔ 1 kâse çorba

✔ 1 kâse salata

✔ 2-3 köfte veya

✔ 2-3 dilim peynir
ya da bir el içi kadar kırmızı et.

✔ 4-5 kaşık zeytinyağlı sebze yemeği

✔ 4-5 yemek kaşığı bulgur pilavı

Afiyet Olsun…

Kaynak : Şebnem Dergisi

Hayırlı Sahurlar…

Hayırlı İftarlar

Açık ve Net Ailesi Olarak

Bütün İslâm Aleminin

Ramazan Ayı Mübarek Olsun Diyoruz.

Es-Selamu Aleyküm Ve Rahmetullah

 


"Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir." Hz. Mevlana

Bir cevap yazın