Hz. Muhammed (SAV)’in Tasviri

Peygamber Efendimiz (sav)’in Tasviri

Hz. Peygamber’in resmini çizmek İslâm toplumlarında hiçbir zaman tasvip edilmemiştir. Bunun yerine hadis ve siyer kaynaklarındaki Resûlullah’ı tavsif ve tasvir edeb rivayet metinlerinden hareketle Kâinatın Efendisi’ni tanımak ve tanıtmak cihetine gidilmiştir.

Hadis kaynaklarında başta Enes b. Mâlik olmak üzere Hz. Ali, Ebû Hüreyre ve Berâ b. Âzib gibi sahâbîler vasıtasıyla nakledilen Hz.Muhammed Resûlullah’ın bedenî vasıfları ve kişiliğine ilişkin tasvirler genel hatlarıyla burada zikretmekte yarar var:

Resûlullah Efendimizin,

Adı;

“Muhammed, Ahmed, Mahî, Hâşîr ve Âkib/ Mukaffî; Nebiyyü’t-tevbe ve Nebiyyü’r-rahme.”

(M6105, M6108 Müslim, Fedâil, 124-126.)

Hz. Muhammed ‘in Yüzü;

“Yüzü çok güzel,
Güleç yüzlü,
Sevecen çehreli idi.”

(M6071 Müslim, Fedâil,98; M6066 Müslim, Fedâil,93.)

Hz. Muhammed ‘in Boyu;

Boyu ne uzun ne de kısa idi.

(M6066 Müslim, Fedâil, 93; TŞ26, M6069 Tirmizî, Şemâil, 17.)

Hz. Muhammed ‘in Saçı;

“Saçları kıvırcık değil düz de değil, dalgalı; bazen kulak memelerini geçer, kimi zaman omuzlarına kadar uzanırdı.”

“Saçlarını bazen dağınık bırakır, bazen ikiye ayırarak toplardı.”

“Saçında ve sakalında çok az beyaz kıl bulunurdu.”

(M6067, M6069 Müslim, Fedâil, 94-96)
(M6062 Müslim, Fedâil, 90.)
(B3548 Buhârî, Menâkıb, 23; M6073 Müslim, Fedâil, 100.)

Hz. Muhammed ‘in Elleri;

“Elleri ipek gibi yumuşak ve çok hoş kokulu; yolda rastladığı çocukların yanaklarına dokunarak sever; kokusu günlerce sürerdi.”

(M6052 Müslim, Fedâil,80.)

Hz. Muhammed ‘in Gülüşü;

“Ağız dolusu/kahkasıyla güldüğü asla görülmemiştir.”

Abdullah b. Hâris,

“Resûlullah’ın (sav) gülüşü sadece tebessüm şeklindeydi.” demiştir.

“Sadaka olarak nitelendirdiği tebessüm yüzünden” yüzünden hiç eksik olmamıştır.

Nitekim Cerîr b. Abdullah,

“Müslüman olduğum andan itibaren, Allah Resûlü (sav), evine girmeme her zaman izin vermiş ve beni nerede görse gülümsemiştir.” demiştir.

(T3642 Tirmîzî, Menâkıb, 10; TŞ229 Tirmîzî, Şemâil, 99
(T1956 Tirmîzî, Birr 36.)
(B3035 Buhârî, Cihâd, 162; TŞ231 Tirmîzî, Şemâil, 100.)

Hz. Muhammed ‘in Oturuşu;

“Oturduğu zaman bazen kalçaları üzerine oturarak dizlerini dikip ellerini önden bağlar,”

“Bazen de bağdaş kurarak otururdu.”

“(Mescitte istirahat ederken) ayaklarından birini diğeri üzerine koyarak sırt üstü uzandığı görülmüştür.”

(D4846 Ebû Dâvûd, Edeb, 22.)
(D4850 Ebû Dâvûd, Edeb, 26.)
(EM1185 Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 405.)

Hz. Muhammed ‘in Yürüyüşü;

“Hızlı yürürdü; öyle ki arkasından gelenler ona yetişmekte zorlanırdı. Yürüyüşü çarşıda işi olan bir insanınki gibiydi; tembelce değildi. Yürürken arkasına bakmazdı. Adeta yokuş aşağı iniyormuş gibi adımlarını sertçe kaldırırdı. (Kibirli bir eda ile) sağına soluna meylederek değil bir yokuştan iner gibi, hafifçe önüne eğilerek yürürdü.”

(ST1/379 İbn Sa’d, Tabakât, I, 379.)
(TŞ124, TŞ125, TŞ126 Tirmizî, Şemâil, 55.)

Hz. Muhammed ‘in Giyimi;

“En sevdiği giysi kamîs (gömlek) idi.”
“Gömleklerinin kol uçları bileklerine kadardı.”

“Berâ b. Âzib, en çok kırmızı desenli elbisenin ona yakıştığını söylemiştir.”

“O, sıradan bir insan gibi davranırdı; söz gelimi kıyafetlerinin bakımını gözden geçirir, koyunun sütünü sağar ve kendi işini kendisi görürdü.”

Giyim kuşamında sadeydi. Şöyle diyordu:

“Kim dünyada şöhret elbisesi giyerse Allah da ona kıyamet gününde onun benzerini giydirir.”

(TŞ56 Tirmizî, Şemâil, 29; İM3575 İbn Mâce, Libâs, 8.)
(TŞ58 Tirmizî, Şemâil, 30.)
(TŞ65 Tirmizî, Şemâil, 32.)
(TŞ343 Tirmizî, Şemâil, 154.)
(D4029 Ebû Dâvûd, Libâs, 4; İM3606 İbn Mâce, Libâs, 24.)

Hz. Muhammed ‘in Konuşması;

“O, sözlerin en latîfini, en veciz ve en anlaşılır biçimde söylerdi. Anlatırken dinleyenler rahat kavrasın diye tane tane konuşurdu.”

“Sözlerinin anlamı geniş; yapmacılıktan uzak ve zorlamadan berî idi.

O, ağzını doldura doldura konuşmayı kınar, avurtlarını şişire şişire laf edenlerden uzak durur. Uzun konuşulması gereken yerde uzun; kısa olması gereken yerde ise kısa konuşur. Bilinmeyen ve yadırganan ifadelerden kaçınır, heyecanlandırıp galeyana getiren üslûptan özenle sakınır.

Hikmetle konuşmuş; ilâhî lütufla korunmuş, desteklenmiş, anlaşılması kolay sözler sarf etmiştir. Onun sözlerine Allah sevgisi lütfetmiş, kabule kuşatmış; hem kolay anlaşılır kılmış hem de tatlılık ve heybet bahşetmiştir. Tekrarlamaya gerek olmadığı gibi dinleyenlerin tekrarını istemesine de hacet yoktur. Ne bir sözcük eksiktir ne de onu dillendiren bir ayak sürçmüştür. Ne tekide ihtiyacı vardır ve ne de ona karşı durmak olanaklıdır.

Hiçbir söz ustası onu mahcup edememiştir.

O, son derece kısa cümleciklerle uzun ifadeler irad etmiş; muhalifelerini ancak onların tanıyıp itiraf edeceği bir uslûpla alt etmiş, sadece doğruyu delil getirmiş ve yalnızca hakikati dillendirerek üstünlük aramıştır. Hileden medet ummamış; kandırmaya yeltenmemiş; kaş göz oyununa asla meyletmemiştir.

Konuşurken ne ağır kalmış ne de acele etmiştir; ne uzatmış ne de kısa kesmiştir. İnsanlık onun sözlerinden/konuşmasından daha yararlı, daha düzgün, daha tertipli, daha akıcı, daha heyecanlandırıcı, daha tesirli, daha selis, daha anlaşılır ve daha açık söz/konuşma duymamıştır.”

(T3639 Tirmizî, Menâkıb, 9; TŞ224 Tirmizî, Şemâil, 97.)
(CB221 Câhız, el-Beyân ve’t-tebyin, s. 221)

Hz. Muhammed ‘in Yemesi içmesi;

“Yemek yerken bir yere yaslanmazdı. (hiç kalkmayacakmış gibi( iyice yerleşmezdi.”

O (sav) şöyle derdi:

“Ben, sıradan bir kulun yediği gibi yer, sıradan bir kulun oturduğu gibi otururum…”

“Zemzem suyunu ayakta içerdi.”

“Normal suyu hem ayakta, hem de oturarak içtiği görülmüştür.”

“Su içerken üç kez nefes alır.”

ve şöyle derdi:

“Bu hem hazmı hem de susuzluğu çabuk keser.”

(D3769 Ebû Dâvûd, Et’ıme, 16; MA 5247 Abdurrezzâk, Musannef, III, 184.)
(MA19543 Abdurrezzâk, Musannef, X, 415.)
(B1637 Buhârî, Hac, 76; M5280 Müslim, Eşribe, 117.)
(T1883 Tirmizî, Eşribe, 12; HM1140 İbn Hanbel, I, 136.)
(B5631 Buhârî, Eşribe, 26.)
(M5287 Müslim, Eşribe, 123; TŞ211 Tirmizî, Şemâil, 91.)

https://acikve.net/hilye-i-serif-nedir/
Hz.Muhammed’in kelimelerle çizilen resmi: Hilye-i Şerif

Hz. Muhammed ‘in Ahlâkı;

“Resûllullah (sav) ahlâkı en güzel insandı.”

” Hanımlara karşı son derece kibar ve nazik,”

“Aile fertlerine karşı çok şefkatliydi; oğlu İbrâhim Medine’nin yaylasında bir süt anneye verilmişti. Resûllullah (sav) de zaman zaman o eve giderdi. Ev tüterdi, Ibrâhim’in süt babası demirci idi. Allah Resûlü oğlunu alır, öper, sonra dönerdi.”

“Çocuklarını öpüp okşamayanların kalplerinden rahmet duygusunun sökülüp atıldığını söyler; insanlara mermamet etmeyene Allah’ın merhamet etmeyeceğini hatırlatıldı.”

“Örtüsüne bürünmüş bakire bir kızdan daha utangaçtı.”

“Kaba ve kötü sözlü değildi.”

“Allah yolunda cihad hâriç ne bir hizmetçiye ne bir kadına ne de herhangi birisine vurmuştur.”

“Kolay olanı seçer, günahtan alabildiğine uzak durur, kendisi için asla intikam almazdı.

“İnsanların en güzeli, en cömerdi ve en yüreklisiydi.”

“Kendisinden yapılan hiçbir talebe “hayır” demezdi.”

“Kavmini, baskın yemek üzere olan bir orduya karşı uyaran bir kişi misali, apaçık bir uyarıcıydı.”

“Pervane böceklerini ateşten korumaya çalışan adam misali insanlığı dehşetli günün tehlikelerinden korumaya adanan bir uyarıcı gibi”

“Nübüvvet binasının ikmal taşı misali”

“Bereket yağmur misali insanlara faydalı idi.”

Eğer, hoşgörü ve alçak gönüllülüğüne ilişkin sadece Mekke’nin fethi günü takındığı tutuma bakılsa bile bu, onun mükemmel şahsiyetinin ve nübüvvetinin en açık göstergesi olarak yeter. Zira o, Mekke’ye büyük bir güçle girmişti vr bir vakitler Mekkeliler onları Mekke’nin sokaklarında abluka altında tuttuktan sonra; amcalarını, amca çocuklarını, dostlarını ve kendisine arka çıkanları öldürmüş, arkadaşlarına işkencenin her türünü reva görmüşlerdi. Kendisini yaralamış, türlü baskıları tattırmış; hakaretler yağdırmış, suikast için işbirliği yapmışlardı. İstekleri hilafına Mekke’ye girdiği; onlar zelil vaziyette aşağılanırken oraya egemen olduğu vakit, onlara bir konuşma yapmış ve Allah’a şükredip onu övdükten sonra şöyle demişti:

“Kardeşim Yusuf’un dediği gibi diyorum; bugün sizi kınamak yok; Allah sizi affetsin, çünkü O, rahmet edenlerin en merhametlisidir.”

(M6017 Müslim, Fedâil, 55.)
(M6036 Müslim, Fedâil, 70.)
(M6026 Müslim, Fedâil, 63.)
(M6027, M6028 Müslim, Fedâil, 64-65.)
(M6032 Müslim, Fedâil, 67.)
(M6033 Müslim, Fedâil 68.)
(M6050 Müslim, Fedâil, 79.)
(M6045 Müslim, Fedâil, 77.)
(M6006 Müslim, Fedâil, 48.)
(M6018 Müslim, Fedâil, 56.)
(M5954 Müslim, Fedâil, 16.)
(M5955 Müslim, Fedâil, 17
(M5959 Müslim, Fedâil, 20.)
(M5953 Müslim, Fedâil, 15.)
(CBS227 Câhıx, el-Beyân ve’t-tebyîn, s. 227)

https://acikve.net/hz-muhammedin-adaletli-olusu/
Hz.Muhammed (sav)’in ahlakından adalet

Hz. Hüseyin Hz. Muhammed ‘i anlatıyor:

“Babama (Hz. Ali’ye) Resûllullah’ın dost vr arkadaşlarıyla olan münasebetlerini sordum. O da şöyle cevap verdi:

“Resûllullah (sav) her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve nazikti. Asla kötü huylu, katı kalpli, bağırıp çağıran, çirkin sözlü, kusur bulan ve cimri bir kimse değildi. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir, kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz ve onların isteklerini boşa çıkarmazdı…”

(TŞ352 Tirmizî, Şemâil, 160.)

Hizâm b. Hişâm b. Hubeyş b. Hâlid b. Huleyd b. Rebîa el-Huzâî’nin, babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre, adı Âtike bnt. Hâlid el-Huzâiyye olan dedesinin kız kardeşi Ümmü Ma’bed şöyle anlatmaktadır:

” … (Eşim Ebû Ma’bed) ‘Bana onu Resûllullah’ı tasvir et.’ dedi. Ben de ‘Elbette’ dedim.

‘O, tertemiz görünümlü ve latîf birisiydi; yüzü aydınlıktı. Vücut yapısı güzeldi. Güler yüzlüydü. Ne şişman, ne de zayıftı. Çok uzun boylu ve siyah tenli değildi. Beyaz tenliydi. Güzel ve ahenkli bir görünüme sahipti. Ağırbaşlıydı. Gözlerinin siyahı ve beyazı belirgindi. Kirpikleri uzundu…”‘

(ŞM3485 Ebû Bekir eş-Şeybânî, el-Âhâd ve’l-mesânî, V, 629-631)

Abdullah b. Abbâs (ra) Resûllullah’ın (sav) üvey oğlu olan Hind b. Ebû Hâle et-Temîmî’ye,

“Resûllullah’ı bize tasvir et, zira muhtemelen aramızda onu en iyi bilen sensin.”

deyince Hind,

“Anam babam ona feda olsun!”

dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti:

“Resûllullah (sav) genelde sessizdi; daima düşünceli ve hüzünlüydü. Az ve öz konuşurdu. Uzatmazdı, kısa da kesmezdi. Konuştuklarını (gerektiğinde) tekrarlardı. Öğüt verdiğinde ciddi dururdu, kederlenirdi. Kendisine karşı çıkıldığında yüz çevirir giderdi, ashâbıyla konuşarak rahatlardı. Nimet az bile olsa ona saygı gösterirdi. Hiçbir yiyeceği kötümsemezdi. Tebessüm ederek güler ve güldüğünde (bembeyaz dişleri) dolu tanesi gibi (gözükürdü.)”

(ŞM1231 Ebû Bekir eş-Şeybânî, el-Âhâd ve’l-mesânî, II, 418.)

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Sizden biriniz beni annesinden-babasından, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.”
(Buhârî, Sahih, İman, 2/8 I, 9.)

Enes b. Mâlikten rivayet edildiğine göre;

Resûlullah Efendimiz (sav)’e bir adam geldi ve:

“… Ya Resûlullah! Kıyamet ne zamandır?”  diye sordu.

Peygamber Efendimiz (sav);

“… Kıyamet için ne hazırladın?”

Buyurunca  o da,

“… Allah Resûlü’nün sevgisini…”

Cevabını verdi.

Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (sav)

“… Öyleyse sen sevdiğinle beraber olacaksın.” buyurdular.

Salat ve Selam Yüce Resûlü sevgililer sevgilisine olsun.

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin nebiyyül ümmiyil ve ala alihi ve sahbihi vessellim…

🌹Seni canımızdan ve herşeyden çoooooook Seviyoruz Ya Resûlullah🌹

Es-Selamu Aleyküm ve Rahmetullah

Ebeden Daima…

Dualarınızı Eksik Etmeyiniz…


"Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir." Hz. Mevlana

Bir cevap yazın