HÜNKAR HACI BEKTAŞ-I VELİ KİMDİR?

Hünkar Hacı Bektaş Veli, 13.yüzyılda yaşamış bir evliyadır ve en bilge kişilerdendir. Anadolu’da yaşanan Alevilik inancına eşik atlatmış ve sağlam temellere oturtulmasını sağlamış bir seyyiddir (soyu peygambere dayanır). Neredeyse bütün Anadolu’yu etki eden Bektaşi tarikatının inanç lideridir. Selçuklu döneminin bitip, Osmanlı Devleti’nin kuruluş zamanında hayatını sürdürmüştür. Osmanlının askerleri olan yeniçeri ocağı kurulurken onun fikirlerinden yararlanılmış ve askerlerinin piri olmuştur. Kerametlerle dolu hayatı, düşünceleri, hayat felsefesi onun izlediği yolu bir inanç haline getirmiş, kendinden sonraki insanları aydınlatmış ve onlara örnek olmuştur. Kaynaklar farklı tarihlere işaret etse de, doğum tarihinin ağırlıklı olarak 1209-1210 yılı olduğu ve Horasan’ın Nişabur kentinde (İran’ı kuzeydoğusu, Türkmenistan sınırındaki Meşhed şehri yakını) doğduğu düşünülmektedir. Annesi, Nişanbur’un din adamlarından Ahmet Amil Nişaburi’nin kızı, Hatem Hatundur. Babası, soyu On İki İmam’dan, İmam Musa el-Kazım’a dayandığı söylenilen Seyyid İbrahim Sani adıyla da anılan Seyyid Muhammed’dir. Menteş adında bir kerdeşi vardır. Günümüzde Hacı Bektaş Veli hakkında net bilgiler veren bir kaynak ulaşmamıştır fakat Bektaşilerin en güvenilir nitelikte gördüğü kaynak, Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi’dir.  Bu velayetnamede ki bilgiler, Hacı Bektaş Veli’nin yaşadığı zamandan beri ağızdan ağıza dolaşarak 15. yüzyıla gelmiş ve bu yüzyılın son çeyreğinde kaleme alınmıştır. Bu velayetname de Hacı Bektaş’a soyu sorulduğu vakit şöyle yanıtlamaktadır: ”Horasan erenlerindenim. Aslım Muhammed-Ali soyundan; Türkistan’dan geliyorum. İbrahim Sani diye tanınan Seyyid Muhammed’in oğluyum. Mürşidim 99 bin Türkistan pirlerinin ulusu Sultan Ahmet Hoca Yesevi’dir. Meşrebim Muhammed-Ali’dendir; nasibim Allah’tan.” çeşitli kaynaklarda Hacı Bektaş Veli’nin Ahmet Yesevi’den eğitim aldığı belirtse de doğum ve ölüm tarihleri göz önüne alındığında bu bilginin doğruluk değeri bulunmamaktadır.

Hacı Bektaş Veli’nin asıl adı Seyyid Muhammed bin Seyyid İbrahim Ata ya da Muhammed İbrahim Bektaş olarak bilinmekte fakat ufakken yalnızca Bektaş olarak çağırılmaktadır. Çocukluğu han sarayında, kölelerin arasında geçmiştir. Öğrenimini tamamlarken bir yandan da babası Seyyid Muhammed, boş zamanlarında Bektaş’ı alıp yürüyüşe çıkmaktadır. Demircileri, neyzenleri, hamallık yapan işçileri gösterip, çalışmanın en büyük ibadetlerden olduğunu öğretmektedir. Aradan vakit geçtikten sonra Hacı Bektaş Veli, Hoca Ahmet Yesevi dergahına adım atar. Burada Ahmet Yesevi’nin halifesi Lokman Perende’den aldığı eğitimle bir Yesevi dervişi olarak eğitilir.

HACI İSMİ 

Hünkar Hacı Bektaş Veli ismi Bektaş’ın yaşamında ki kerametleri sonucunda sahip olduğu isimdir. Ahmet Yesevi dergahında üç yıl hizmet eden Bektaş’ın menkıbeleri velayetnamede şöyle aktarılmaktadır: Yine kerametlerinden birisinin sebep olduğu ”Hacı” sıfatı da velayetnameye göre şöyle eklenmiştir adına: Bir vakit Lokman Perende Kabe’ye gider, Arafat’a çıkar. Yannda ki müritlerine ”Şu anda Türkistan’da bayram sabahıdır, herkes ”bişi” pişiyordur” der. O anda gerçekten de Türkistan’da bayram yemekleri hazırlanmaktadır. Lokman Perende’nin bu sözü Hacı Bektaş’a malum olur ve yanına alığı ”bişi”yi göz açıp kapayıncaya kadar Lokman Perende’ye götürüp sunar. Lokman Perende bu bayram sofrasından yemiş bulunur ve Kabe’den döndükten sonra onu karşılamaya gelen müritleri ona ”Haccın kabul olsun” dediklerinde Lokman Perende Bektaş’ın kerametini anlatır ve ”Asıl hacı olan Bektaş’tır” der. Bu kerametin üzerine adına ”hacı” kelimesi de eklenir.

HÜNKAR İSMİ 

Hacı Bektaş Veli bir gün, Ahmet Yesevi Dergahındayken hocası Lokman Perende, ondan abdest almak için su getirmesini ister. Hacı Bektaş da ”Hocam bir nazar etseniz, mektebin içinden su çıksa da dışarıdan su getirmeye muhtaç olmasak” der. Lokman Perende ”Buna gücüm yetmez” der ve bunun üzerine Hacı Bektaş ellerini açıp dua etmeye başlar. Ellerini yüzüne götürüp secdeye eğildiği sırada, mektebin ortasından bir pınar akmaya başlar. Bu kerameti gören Lokman Perende ”Ya Hünkar!” demekten kendini alamaz ve bu olay sonrasında Hacı Bektaş Veli anılırken adının başına Hünkar sıfatı da eklendi.

VELİ İSMİ

Hünkar’ın adında yer alan ‘veli’ sıfatı ise Alevi inancına özgü bit olgudur. Bu inançta, Veli sıfatı velayet yükünü taşımakla yükümlü olan en ulu kişiye verilmektedir. Alevi yaşamında, yalnızca iki kişi bu sıfata sahiptir. Birincisi Hünkar Hacı Bektaş Veli, ikincisi ise Şah Safiyüddin (Safevi) yolundan olan Şah İbrahim’dir.

Hacı Bektaş Veli, hem Moğolların yaptığı baskılar sebebiyle, hem de Anadolu’yu İslamlaştırmak adına, 12 yaşlarındayken kardeşi Menteş ile birlikte 1221 yılının Mart ayında Nişabur’dan ayrılarak Anadolu’ya doğru yola çıkan Horasan Erenlerinin arasına katılır. Çıktığı yolda Necef’te Hz. Ali, Kerbela’da Hz. Hüseyin türbelerini ziyaret eder ve Mekke’de Kabe’ye giderek hac görevini yerine getirir. Kardeşiyle birlikte Anadolu’ya vardıklarında dağ tepe dolaşıp, evlere misafir olup sohbetlerde bulunur, ders verirler. Daha sonra Çat köyündeki (bugünkü Amasya’ya 15 km uzaklıkta olan İlyas köyü) Baba İlyas’ın yanına gelip buradaki zaviyede kalmış ve Baba İlyas’a intisap etmişlerdir.

NEVŞEHİR’E GELİŞİ 

Anadolu topraklarında birçok yöreyi gezen Hacı Bektaş Veli, en son Nevşehir’e yedi evden oluşan, küçük bir köy olan Suluca Karahöyük’e yerleşir. Hacı Bektaş Veli, o zamanlarda geçimini köyün sığırlarını güderek sağlamaktadır. Bir süre sonra kendi medresesini inşa etme kararı almıştır. Zamanla kendini çevreye kabul ettiren ve kerametleriyle dikkatleri üzerinde toplayan Hacı Bektaş Veli, kendine mürit edinmiş, dergahı kalabalıklaşmaya başlamıştır. Çevresinde ona hasetlik besleyenler olsa da Hacı Bektaş ”Düşmanının dahi insan olduğunu unutma” düşüncesiyle hareket etmiş ve kimseye karşı art niyetle yaklaşmamıştır. Ahi Evran, Seyyid Mahmudi Hayrani gibi büyük velilerle yakınlıklar kurmuş, Mevlana ile haberleşmiş ve çevresinde ki gayrimüslimlerle de yakın ilişkiler içine girerek onları İslam’a davet etmiştir. Dergahının yanından akan derenin yanına bir de tel değirmeni inşa etmiş, böylelikle köylülerine ekmek de sağlamıştır.

İnancını yaymaya çalışan Hacı Bektaş Veli, halifelerini de farklı şehirlerde görevlendirmiştir. Hünkarla birlikte Horasan’dan gelmiş olan Sarı Saltuk Rumeli’de, Abdal Musa Sultan Elmalı’da, Barak Baba Bigadiç’te, Karaca Ahmed Sultan İstanbul ve Akhisar’da, Geyikli Baba Bursa’da, Tapduk Emre Sakarya’da inançlarının yayılması için çabalamışlardır. Hünkar adına kurulan  Bektaşilik Tarikatı; Hz. Muhammed’i mürşit, Hz. Ali’yi rehber, Hacı Bektaş Veli’yi de pir olarak kabul etmektedir. Varlığın birliğini ve bunun en mükemmel parçası olan insanın kutsallığı üzerine kurulmuştur. Bektaşiliğin aslı doğruluk, cevheri ise yumuşak huylu olmaktır. Hazinesi bilgi ve marifet gibi olmak, meyvesi ise dostluk ve sevgidir. Dil, din, ırk, kadın, erkek fark etmeksizin herkesin bir can olduğu görüşünü savunmuş; bilimin gerçeğe giden yolu aydınlattığı söylemiş, eline, beline, diline, hakim ol felsefesiyle inancının kapısını yetmiş iki millete de açmıştır.  Bu düşünceleri Hacı Bektaş Veli’nin vefatından neredeyse 300 yıl sonra bir tarikat haline getiren Balım Sultan’dır ve bu sebepten ötürü Bektaşilik Tarikatı’nın ikinci piri kabul edilmektedir.

” Dostumuzla beraber yaralanır kanarız,  Her nefeste aşk ile Yaradanı anarız. Erenle meydanına vahdet ile gör de gör, Kırk budaklı şamdanda kırkımız bir yanarız. ” Felsefesiyle, inancıyla hitap ettiği insanların gönlünde taht kurmuş, yolunu takip eden insanları aydınlatmış ve halkın kendini sazlı sözlü şekilde ifade ediş biçimi türkülerimize dahi konu olmuştur. Günümüzde Alevi – Bektaşi inanışı sahipleri tarafından, ibadet önemi taşıyan ve cemlerde bağlama eşliğinde dönülen semahların önemini ”Semah, ariflerin aleti, muhiplerin ibadeti, taliplerin maksududur. Bizim Semahımız oyuncak değil, ilahi bir sırdır. Bir kimse ki Semahı oyuncak sayar o cahildir” sözüyle belirtmiştir. İnanç önderi olmasının yanında yolunu ve erkanını anlatan deyişler yazılmış ve halk kültüründe önemli bir yere sahip olmuştur.

Hacı Bektaş’ın ölüm tarihinde çelişen kaynaklar olsa da en çok kabul gören tarih 1070-1271 tarihleridir. Hacı Bektaş Veli, yetiştirdiği diğer halifelere de vefatından önce, icazetnamelerini verir ve Anadolu’nun farklı yerlerinde görevlendirilir. Hünkar’ın mezarı, Hacı Bektaş Dergahının üçüncü avlusu olan Hazret Avlusu’nun girişinin karşısında ki bölümdedir.

14. yüzyılda Hacı Bektaş Dergahında şeyhlik yapan Abdal Musa, beraberinde ki birkaç Haydari dervişiyle birlikte henüz kurulmakta olan Osmanlı beyliklerine gitmiş, burada Orhan Gazi’nin hizmetine girerek fetihlerde başarı yakalamıştır. Bu esnada da beraber savaştığı erlere Hacı Bektaş Veli’yi anlatarak geniş bir kesim tarafından tanınmasını sağlamıştır.

Www.instagram.com/acikvnet

Www.twitter.com/acikve_net


Bir cevap yazın