Hüdhüd Kuşu ve Hz. Süleyman

Hüdhüd Kuşu

Hüdhüd (Upupa epops), ibibik ya da çavuşkuşu olarak da bilinir. Coraciiformes takımın Upupidae familyasının tek üyesi olan ve taraklı tepeliğiyle tanınmış olan kuş türlerindendir. Batı Palearktik ve Etiyopyen bölgelerde yaşar. Kuzeydekiler göçücüdür. Daha çok ağaçlıklı açık arazilerde görülür, 28 cm uzunluğunda olan ibibiğin kanatları ve kuyruğu siyah beyaz alacalı, öbür bölümleri pembeye çalan açık kahverengidir. Heyecanlandığında dikleşen tepeliğinin uçları siyahtır. İbibik uzun, aşağı kıvrık gagasıyla toprağı karıştırıp böcek ve öbür omurgasızları avlar. Yuvasını genellikle ağaç kovuklarına yapan bu kuşların dişisi yuvaya bahar sonunda 5-8 yumurta bırakır. Hüdhüd kuşu yazın Türkiye'nin her bölgesinde görülür.

Kur'an'ı Kerim'de Süleyman Peygamber kıssasında adı geçen Cennetlik hayvanlar arasında hüdhüd kuşu da vardır.

Hz. Süleyman Peygamber

"Şüphesiz biz Dâvûd'a ve Süleyman'a ve Sül da bir ilim verdik. Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun!" dediler."
Neml-15

15. Âyet Tefsiri

Hz. Dâvûd İsrailoğullarına gönderilmiş bir peygamber ve hükümdardır. Kur'an'da ilmi, hikmeti, adaleti ve güzel konuşmasıyla meşhur olduğu bildirilmektedir. Hz. Davûd'a dört büyük kitapdan biri olan Zebûr gönderilmiş, kuşlar ve dağlar emrine verilmiştir.

Süleyman da Dâvûd'un oğlu olup babası gibi İsrailoğullarına gönderilmiş olan bir peygamber ve hükümdardır.

Hz. Süleyman Kıssası

Neml Sûresi , 27/17-30

"Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan muazzam bir ordu, büyük bir düzen ve disiplin içinde yola koyulmuşlardı. Karınca vadisini henüz geçmişlerdi ki, ordunun kudretli komutanı Hz. Süleyman, Hüdhüd isimli kuşun orada bulunamadığını fark etti. "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mi karıştı?" diye sordu etrafındakilere. Ancak kimse onun nerede olduğunu bilmiyordu. Kendisine haber vermeden uzaklaşan bu kuş, Hz. Süleyman'ı çok öfkelendirmişti. "Eğer bana (mazaretini gösteren) apaçık bir delil getirmezse, ya onu ağır bir şekilde cezalandıracağım ya da kafasını keseceğim." dedi oradakilere.

Neyse ki, çok geçmeden Hüdhüd Hz. Süleyman'ın yanına çıkageldi. Üstelik kendisini affettirecek önemli bir haber getirmişti ona. "Senin bilmediğin bir şey öğrendim. (Yemen taraflarındaki) Sebe'den sana sağlam bir haber getirdim." dedi ve şunları anlattı, Hz. Süleyman'a: "Ben, Sebe' halkına hükümdarlık eden, kendisine her şeyden bolca verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadın gördüm. Onun vr halkının, Allah'ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlara doğru yolu bulamıyorlar." Bunun üzerine Hz. Süleyman, Hüdhüd'e, "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız." dedi ve ona bir mektup vererek, "Benim şu mektubumu götür ve onlara ver, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak." diye emretti.

Hüdhüd mektubu alıp vakit geçirmeden Sebe' kraliçesi Belkıs'a ulaştırdı. Mektubu alan Belkıs, halkının ileri gelenlerini toplayarak onu okumaya başladı. Mektubun ilk cümlesi şöyleydi:

"İnnehû min Süleymâne ve innehû bismillâhirrahmânirrahîm" (Mektup Süleyman'dandır ve Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla (başlamaktadır.)"

Neml, 27/17-30

Neml Sûresi

17-30 Âyet Tefsiri

Cin "ateşten yaratılmış, gözle görülmeyen, insanlar gibi iyileri ve kötüleri bulunan varlık" anlamına gelir. 17. âyetten Hz. Süleyman'ın cinlerle de irtibat kurduğu; ordusunun cinler, insanlar ve kuşlar olmak üzere üç sınıftan meydana geldiği anlaşılmaktadır. Cinleri gizli işlerde, insanları ülke savunmasında ve düşmana karşı savaşta, kuşları da haberleşme, su bulma vb. hizmetlerde istihdam ediyordu.
(İbn Âşûr, XIX, 240).

Tefsirlerde Karınca vadisinin Şam bölgesinde veya Taif'te yahut Yemen'de karıncası çok olan bir yerin adı olduğu bildirmektedir
(Elmalılı, V, 3667).

Bununla birlikte, böyle muayyen bir mekân olmayıp çok sayıda karıncanın bulunduğu herhangi bir yer de olabilir. Âyet, toplu halde yaşadığı bilinen karıncaların aynı zamanda bir topluluk düzeni içinde hareket ettiklerini de ifade eder. Süleyman üç sınıftan oluşan ordusunu düzenli bir şekilde yönetirken Karınca vadisi denilen yere gelmiş ve burayı geçerken de karıncaların başkanının onlara verdiği emri işitmiş, anlamış ve neşelenerek gülümsemiş, bütün bu nimetlerden dolayı rabbine şükür ve niyazını arzetmiştir.

Hüdhüd, çavuş kuşu denilen ve kendisine özgü nağmelerde öten bir kuş türünün adıdır. Bu âyette zikredilebln hüdhüdün ise Süleyman'ın emrine verilmiş özel bir yaratık olduğu anlaşılmaktadır.

Sebe' (Saba) aslında bir hânedan veya kabile ismi olup sonradan Yemen'deki Sebe' Devleti'nin ve başşehri Me'rib'in adı olmuştur.

(bilgi için bak. Sebe 34/15)

Tefsirler Hz. Süleyman'ın hüdhüdü bilhassa çöllerde su bulmada istihdam ettiğini belirtiyorlar. Birgün konakladığı bir çölde kuşları teftiş etmiş, su bulmak için görevlendireceği hüdhüdün ortadan kaybolduğunu anlayınca kızmış ve mazeretini gösteren bir delil getirmediği takdirde onu âyette belirtilen ceza şekillerinden biriyle cezalandıracağını ifade etmiştir.
(Elmalılı, V, 3670)

Hüdhüd çok geçmeden gelip Sebe' ülkesinden Hz. Süleyman'a bilgi getirdiğini, orada bir kraliçenin yönetimindeki milletin, şeytana uyarak güneşe taptığını haber vermiştir ( şeytanın insanlara, yaptıklarını güzel göstermesi ve onları doğru yoldan alıkoyması hakkında bk. En'âm 6/43; Nahl 16/63).

22. âyette, ilim ve hikmet sahibi olmasına rağmen Hz. Süleyman'ın bilmediği bir şeyi herhangi bir hayvanın bilebileceği hatırlatılmaktadır
(Râzî, XXIV, 190).

Ayrıca bu âyet, bilgili kimselere ârız olabilecek kendini beğenme duygusuna karşı insanı dikkatli olmaya çağıran bir uyarıdır
(Zemâhşerî, III, 143).

Müfessirler Sebe' ülkesinde hükümdar olan Kur'an'da adı anılmaksızın bahsi geçen kadının Belkıs bint Şürabbil olduğunu kaydetmektedirler
(Şevkânî, IV, 128).

Belkıs X . yüzyılda yaşamış olan, Hz. Süleyman'la çağdaş bir Arap kraliçesi olduğu söylenmiştir.

Hz. Süleyman, Hüdhüd'e, "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız." dedi ve ona bir mektup vererek, "Benim şu mektubumu götür ve onlara ver, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak." diye emretti. Mektubun besmele ile başlaması ve Sebe' halkının Süleyman'a teslim olmalarını istemesi, davetin hem siyasî hem de dinî olduğunu göstermektedir.

Kaynak: Ana Britannica,  Hadislerle İslam 1, Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir IV,

Selam ve Dua ile Kalın...

 

 


Bir cevap yazın