Hz.Muhammed’in kelimelerle çizilen resmi: Hilye-i Şerif Nedir?

HİLYE-İ ŞERİF

Hilye i şerif nedir? Hilye kelimesi Arapça’da “süs ve ziynet” anlamlarına gelmektedir. Hilye-i Şerif ise İslâm sanatında Hz. Peygamberin S.A.V fiziksel özelliklerini ve güzelliğini yazılı bir metin ile resmetmek demektir. Hilyeler ilk olarak küçük yazılı metinler halinde ortaya çıkmıştır.

Müslümanlar yüzyıllarca Hz. Peygamber Efendimizin aziz hatırasını taşıyan bu metinleri göğüs ceplerinde özenle taşımışlardır… İslamiyet putlaştırmaya ve resmetmeye izin vermediği için Osmanlılar da Peygamberimizi görsel tasvirlerle değil Muhammediye, Miraciye ve Mevlid-i Şerif gibi yazılı eserlerle, övgülerle anlatmışlardır.

              Hilye-i Şerif Örneği

Hilye geleneği de bu sanatın bir parçasıdır. Osmanlı döneminde hilyeler ihtişamlı levhalara hüsn-i hat (güzel yazı) ile yazılmaya başlanmıştır. Hilye-i Şerif denilen bu güzel yazılı levhalar üzerinde güzel ahlakının yanında Efendimizin fiziksel özellikleri de anlatılmaktadır. Osmanlı hattatlarının elinden çıkan ve günümüze kadar ulaşan onlarca Hilye-i Şerif örneği vardır.

Hilyei Şerif İçin En Güvenilir Kaynak Nedir? Hz. Ali, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in Fiziksel Özelliklerini Nasıl Tarif Etmiştir?

Hilye yazıcılığının en ünlü ve güvenilir kaynağı Hz. Ali’nin R.A rivayetleridir.

Bu Hilye-i Şerif de Hz. Ali’nin R.A rivayetlerinden yararlanılarak  yazılmıştır.

Hz. Ali; Efendimizi şöyle tarif etmektedir:

“Peygamber Efendimiz, ne aşırı derecede uzun, ne de iç içe girmişcesine kısa idi; O, bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Tombul yüzlü ve yumru yanaklı değildi; yüzünde hafif bir değirmilik vardı. Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz, gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun, kemiklerinin eklem yerleri ile omuz başları iri yapılı idi. Vücudu tüysüz olup göğsünden göbeğine doğru inen ince bir tüy şeridi vardı. El ve ayak parmakları kalınca idi. Yürürken meyilli ve engebeli bir yerde yürücesine ayaklarını sertçe kaldırırlar  (sürümezler) ve adımlarını genişçe atarlardı. Bir kimseye baktıkları zaman, yalnızca başlarını çevirerek değil, bütün vücutları ile o tarafa yönelirlerdi. Sırtında, kürek kemiklerinin arasında “Nübüvvet Mührü” vardı. Bu, onun, Peygamberler zincirinin son halkası oluşunun nişânesi idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, onun heybeti karşısında sarsıntı geçirirler, fakat üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, onu her şeyden çok severlerdi. Onun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan  kimse: Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibisini görmedim, demek suretiyle, onu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. Allah’ın salât-ü selâmı onun üzerine olsun!”

Hilye-i Şerif’in yüzyıllardır korunup muhafaza edilmesi, İslâm sanatının en nadide örneklerinden biri haline gelmesi ve yoğun alaka ile karşılanmasında şüphesiz Peygamber Efendimizin “Hilyemi gören beni görmüş gibidir. Beni gören insan bana muhabbetle bağlanırsa Allah  ona cehennemi haram kılar; O kişi kabir azabından emin olur, mahşer günü çıplak olarak haşredilmez” sözleri etkilidir.

Hilye-i Şerifler ile Peygamber Efendimizin aziz hatırası her daim yaşatılmış ve asırlar boyunca nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir.

Hz. Muhammed Sallahu Aleyhi Vessellem buyurmuştur ki;

“Hilye-i Şerif’im hangi evde bulunursa o eve cinni, haram, şeytan giremez. Ona sihirbazlık edemezler. O evde Halil İbrahim bereketi olur. Gam ile tasa görmezler. Benim Hilye-i Şerif’imi okuyan cehennem azabından emin olur ve cümle beladan kurtulur.”

Seni Seviyoruz Ya Rasulallah…

Ey Sevgili…

En Sevgili

Sevgilimiz…

Salat Sana Selam Sana

Ey Yüce! Rasul…

Salat Sana Selam Sana

Ey Nebi! Ey Resul…

Salat Sana Selam Sana

Ya Habibal Alemin…


"Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir." Hz. Mevlana

Bir cevap yazın