GÖNÜL TAHTININ MİMARLARI 4 ALİ ULVİ KURUCU

ALİ ULVİ KURUCU

Mühim Bir Alim: Ali Ulvi Kurucu
Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun hatıraları bize hem yakın tarihimizin bilinmeyen yüzünü öğretiyor, hem meşhur şahsiyetleri daha yakından tanıtıyor hem de bu güzel insanların örnek hayat hikayelerini önümüze seriyor.

Toplam 800 sayfayı bulan eserde ilim var, sabırla fedakarlık var, gurbette yaşanan ve sıkıntılarla dolu bir mücadele var, vatan özlemi var… Örnek ve önder şahsiyetlerin mücadele azmi, örnek ahlakları ve hizmetleri var…. Herşeyden önemlisi Ali Ulvi Kurucu’nun 56 yıl kaldığı Medine’nin aşkı ve kokusu var.

Hatıraları okuyunca Ali Ulvi Kurucu’nun dedesi Hacı Veyis Efendi’yi, Amcası hacı Mustafa Efendi’yi, babası İbrahim Efendi’yi, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’yi, Mustaf Runyun’u, Ali Yakup Bey’i, İhsan Efendi’yi ve daha nice güzel insanları Ali Ulvi Kurucu’nun dilinden tanımış oluyor insan. Ve bu insanların ilim, hizmet aşkı ve heyecanı sarıyor sizi.

İlmin, aşkın, sabrı ve fedakarlığın, şükür ve güzel ahlakın, halkla iç içe olmanın ve hizmetin birleştiği bir hayatı okumak isteyenlere ısrarla tavsiye ediyorum Ali Ulvi Kurucu’nun hatıralarını…

BİR GÜZEL İNSAN: Ali Ulvi KURUCU

1922 yılında Konya’da doğan Ali Ulvi Kurucu, seksen yıllık ömrünün 18 yılını Konya’da, 6 yılını Mısır’da (Kahire’de), 56 yılını da Medine’de Hz. Peygamber (a.s)’in yanıbaşında geçirir. Diğer bir ifade ile 1922’den 1939’a kadar Konya’da, 1939’dan 1946 yılına kadar Mısır’da ve 1946’dan 2002 yılına kadar Medine’de yaşar. İsmi’ni “yüce” anlamında Ali koyarlar ancak daha sonra çok sevdiği “Ulvi” ismini de Ali’nin yanına ekler. Ve böylece hem Ali hem Ulvi olur. Soyadı kanunu çıkınca amcası “Kuran, müesses, tesis eden” anlamında “Kurucu” soyadında karar kılmış. Böylece Hem Ali hem Ulvi hem de Kurucu olmuş. Adına soyadına yakışır bir ömür süren Ali Ulvi Kurucu 1,5 yaşında annesi Sare hanımı kaybetmiş ve anneliği Aliye hanımın elinde büyümüş.

Ali Ulvi Kurucu’nun hayatında dedesi Hacı Veyis Efendi, amcası Hacı Veyiszade Mustafa Efendi ve babası İbrahim Efendi’nin önemli bir yeri vardır. Her üç zat da ilim ve hizmet ehli insanlardır ve Ali Ulvi’nin yetişmesinde belirleyici olmuşlardır. Ali Ulvi Kurucu’yu tanımak için önce bu örnek şahsiyetleri yakından tanımak gerekir ki zaten üstad da hatıratında bu insanlara önemli bir yer ayırmıştır.

DEDESİ HACI VEYİS EFENDİ:

Dedesi Hacı Veyis Efendi, Konya’da Dolav mahallesi Ulu Camiinde 50 sene maaşsız imamlık yapmış, ilmi ve irfanı ile örnek bir alimdir. Tarlasını ortağa verdiği için oradan gelen para ile yıl boyu geçinmiştir. Üstad’ın bahsettiğine göre dedesi yıllarca iki camide görev yapmış. Üç vakit bir camide, diğer iki vakit başka bir camide hizmet vermiştir. Tabi bu cami hizmetinin gün boyunca öğrenci okutmak, çocuklara Kuran öğretmek, kitap mütalaa etmek, halka cami sohbeti yapmak ve akşamları ev sohbetleri yapmak şeklinde yoğun bir tempoda olduğunu belirtelim.
Üstadın belirttiğine göre dedesi Kuran’ı olduğu gibi Arapça Sarf ve Nahiv kitaplarını da ezbere bilirdi. Dedesinden ders okuyan Ali Ulvi, dedesinin zamanın kıymetini çok iyi bildiğini belirtir ve dedesinin abdest alırken kendisinin sarf ve nahiv kitaplarını okuduğunu söyler. Abdestini uzun sürede alan dedesine bunun sebebini soran torununa şu cevabı verir:

“Oğlum ben abdest suyunu semadan inen manevi bir bulut olarak kabul ederim. Semalardan manevi bir bulut geliyor, günahlarımı yıkıyor. Senin günahın yok. Onun için şimdi hatırlamana gerek yok. İlerde lazım olur diye söylüyorum.”
Sünnetlere özel ihtimam gösteren Hacı Veyis Efendi’nin şu sözünün altını çizmek gerekir:

” Sünnetin ihyası, kerametten üstündür. En büyük keramet İslam’a hizmettir.”
Misvak kullanmaya önem verir ve “Kuran-ı Kerim çıkacak ağzın temiz olması gerekir.” derdi. Sulukule’de Mevlana Türbesinin karşısındaki gazinoda çalgılar çalınır ve dansözler oynardı. Bunların sesi ezan sesini bastırırdı. Bu üzüntülü durum ortada iken gazino sahibi gelir ve Veyis Efendi’nin bitişiğindeki daireyi kiralar. Gece geç saate gazino dağılır, gazinocu kızlarla gelir, sarhoşlar kapıya dökülür, gürültü, patırtı derken gece boyu uyutmazlar Hocaefendi’yi. Hacı Veyis Hoca bir gece düşünür:

“Ya Rabbi! Bu adam beni yarın sana şikayet ederse: Allahım! Ben cahildim, hoca komşum idi, beni irşad etmedi, derse; ben ne cevap veririm.”

Ertesi gün eşine : “Şu adamın hanımıyla bir temasa geç” der. Ertesi gün hocanın eşi gazinocu adamın evine peynir götürü ve tanışırlar. Diğer gün ise kadın tabağa kiraz koayrak hocanın evine tabağı getiri. İçeri girer konuşurlar. Hocanın eşi hocaefendinin üzüntüsünü dile getirir. Kadın olanları evde kocasına anlatır. Adam:
“Bu ne hal böyle? Biz nerdeyiz, komşumuz nerde. Hanım! benim elimden başka iş gelmez. Bu hocanın bedduası bizi uçurur. Gel biz bu evden çıkalım.”


1932 senesi… Konya ilim erbabının davetli olduğu bir yemeğe gider Veyis Hoca. Yemekte vaktiyle Konya’nın meşhur vaizi olan sert mizaçlı Aksekili Mehmed Efendi de vardır. Yemekten sonra Veyis Hoca, sofrada dökülmüş ekmek kırıntılarını toplar. Bunun üzerine Mehmed Efendi sert bir biçimde :

“Hacı Veyis Efendi! Bırakın canım. Herkes kendi döktüğünü toplasın. Sofranın huzurunu kaçırıyorsunuz.” diyerek hocayı azarlar.

Bunun üzerine oradaki herkes üzülür. Ancak kimse bir şey söylemez. Ertesi gün komşulardan biri Hacı Veyis efendi’ye bir tabak taze yoğurt getirir. Bunun üzerine hocaefendi:

” Aksekili hocayı gücendirdik. Yoğurdu ona götürsem de barışsak”” der ve yoğurdu torunu Ali Ulvi ile onun evine götürür. Yaşlı olan Aksekili hoca kapıyı açar, önce Veyis hocayı tanıyamaz. Hoca selam verir ve :
“Efendim! Komşulardan biri yoğurt getirmiş, boğazımdan geçmedi. Size getirdim onu” der demez Aksekili Hoca gözyaşları ile Veyis Hoca’ya sarılır ve şöyle der:
“Hacı Veyis Efendi! Sen beni her şeyde geçtin yahu. Nedir bu kemalat. Nedir bu ahlak-ı peygamberi…”
O onun elini öpmek ister, o, onun elini öpmek ister. Kucaklaşır ağlaşırlar.

Hacı Veyis Efendi’nin üzerine titrediği bir peygamber tavsiyesi vardır ki Üstad Ali Ulvi Kurucu bunları şöyle sıralar:
Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurur:

“Rabbim bana dokuz ahlakla ahlaklanmamı, dokuz huyu edinmemi emretti. Ben de size bu dokuz huyu ahlak edinmenizi emrediyorum.

Birinci haslet: Her zaman ve her yerde Allah’tan korkmaktır.

İkinci haslet: Daima adalet üzere olacak, hakkı söyleyeceksin.

Üçüncü haslet: Fakirlikte ve zenginlikte iktisattan ayrılmayacaksın.

Dördüncü haslet: Sana zulmedeni, haksızlık yapanı affedeceksin.

Beşinci haslet: Sana gelmeyene gideceksin.

Altını haslet: Vermeyen vereceksin.

Yedinci haslet: Konuştuğun, zikir olacak.

Sekizinci haslet: Susman tefekkür olacak.

Dokuzuncu haslet: Bakışın ibret almak için olacak.”

Üstad bu dokuz haslete dedesinin önem verdiğini ve bunları hayatında yaşadığını belirtir. Ardından da bunlardan üçüne dikkat çeker:

“Zulmedeni affet, gelmeyen git ve vermeyene ver”

Üstad bunlar için:

“Üçtür, üçü de güçtür” der.

Mekanı cennet olsun


Bir cevap yazın