FİLM FESTİVALLERİ BAŞLIYOR

 

15-25 Şubat’ta İstanbul’da, 1-4 Martta ise İzmir ve Ankara’da düzenlenecek olan 17.!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterimi yapılacak filmler arasından kaçırmamanız gereken 2 filmi seçtik. İşte onları izlemeniz için üçer neden.

 

“AVA “

 

1. Yasak Elma

Ergenlik, kendini yeniden yaratım sürecidir;çocukluktan yetişkinliğe bir geçiş alanıdır. Belki de bu yüzden, “araf” ta olan tanımından dolayı, yetişkin değişen bir beden içinde çocuklaşan bir ruh hali taşımak çok zordur. Bu dönemde, haz ve dürtüler ile sınırlandırıcı, kural koyucu “üst- ben” karşı karşıya gelir, kılıçlar çekilir, kimin kime itaat edeceği üzerine “kanlı”savaş alanı kurulur. Savaş vardır ;çünkü” ben”lik bu savaşan tarafların dengesini sağlayacak kadar gelişmemiştir daha. Ulaşım zordur. Dolayısıyla yasak olan hazlar devreye girer. Hatta çocukluğun “yasak olmayan hazları” bile yasaklara dönüşür bu dönemde. Devlet, aile, din ve okul dörtgeninde itaat etmek zorunda kalınan kuralları, İranlı yönetmen Sadaf Foroughi, filmde ince ince işler. Ergenlik dönemindeki Ava’nın okulda çantasından “yasak” elmayı düşürmesinin detayında bu saklıdır belki.

 

2.Kırmızı

Bir kadının rahminden dünyaya atılan ilk adım gibi, bir kız çocuğunun da kadınlığa attığı ilk adım “kan” lıdır. Kan kırmızı olan, hem kadınlığı temsil eder hem de acılı bir çocukluğun kaybı sürecini. Kendi kadınlığının gölgesinde ailesel ve devletin koyduğu kurallarla suçlanmış ve özgürlüğü kısıtlanmış bir anne/ kadında, kendi kız çocuğu karşısında aynı kuralları devam ettirmeye çalışabilir. İşte böyle bir anne kız çift ile karşılaşırız filmde. Kadınlığa adım sürecini samimi bir şekilde paylaşan değil de, öfkeden kırmızıya dönmüş yüzleri ile birbirlerini ve kendilerini sabote eden bir anne kız.

3. AYNA

Psikanalitik literatürde Lacan’ın “ayna evresi” olarak tanımladığı evre, bebeklerin 6 aydan sonra aynada kendi imgelerini tanımlayabildikleri döneme denk gelir. Bebek aynada kendini görür ve yansıması ile karşı karşıya kalır. Fakat aynada gördüğü sadece bir yansımadır. Kendini bireysel bir özne olarak tanımlayabilmesi, yansımadan farklı olduğunu fark edebilmesi, dilin oluşumu ile devreye girer. Filmde de sıkça kullanılan “ayna” lar, Ava’nın kadınlığının yansıması olan annesiyle aynada karşı karşıya kalmasını ifade eder gibidir. Öznelliğinin tanımlanması ancak öfkenin diliyle olabilecek ve o zaman annesinden ayrışmaya gidebilecektir.

 

 

“TERAPİ”

 

1.İçimizdeki Şeytan

Film, Folsom Eyalet hapishanesindeki mahkumların her hafta katıldıkları grup terapisi seanslarına, yılda iki kez mahkum olmayan kişilerin katılımıyla dört gün süren yoğun grup terapisi seansını konu alıyor. Yönetmen Jairus McLeary’nin, mahkumlar için olağan olan haftalık seansları değil de, dışarısı ile içerisinin bir oranda birleştiği bu 4 günlük seansı belgeselde konu alması birçok açıdan önemli. Mahkumlar, iç dünyadaki “şeytan” a, katil olan parçalarına yenik düşüp eyleme döktükleri, yani birini öldürdükleri için cezaya çarptırılmış lardır. Ve her gün farkında olarak ya da olmayarak bu durumla yüzleşirler. Peki ya dışarıdakiler? Dürtülerinin, iç parçalarının bir silahı olarak gerçek silahı değil de kelimeleri kullanan, kendi içlerinde mahkum olmuş bizler? Biz iç dünyamızla nasıl yüzleşiriz?

 

2. Duygusal Bariyerler

Belgeselde, bu dört günlük seans başlamadan önce beklentileri duyarız. Bu beklentiler, savunmasız ve yaralanabilir olma etrafında yoğunlaşır. Kimse “güçlü ve sağlam” olabilmeyi arzulamaz. Bu noktada, duygusal olarak farkında olmadan koyduğumuz bariyerlerden söz edilebilir. İçeride saklanacak, saklanması gereken, yoğun incinebilirlik ile dolu bir kapsül barındırırız. Hapishane duvarlarıyla somutlaşmış içerisi bu kapsülün ortaya çıkmasına ve dağıtılmasına fayda sağlayabilir. Ancak güvenilir soyut bir ortam, alaşılacağımıza inandığımız bir çevre, bu kapsülleri açığa çıkarabilir. Ozaman yas tutabilir ve duygularla yüzleşilebilinir.

 

 

 

3.En Derin İhtiyaç

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’ a göre, bir insan bir yere bakıyorsa, orada ilgilendiği birşey vardır. Bir insan bir yere hiç bakmıyorsa, orada ilgilendiği birşey kesinlikle vardır. Bu bağlamda düşündüğümüzde, çoğu insanın çocukluk anılarını hatırlamaması ve anılara dair söylemleri gereksiz saçma ya da anlamsız bulmasında önemli bir nokta olduğu düşünülebilir. En derin ihtiyaçların üzeri farkında olmaksızın örtülmek zorunda kalındığında, “eksik parça” lı hayatımız bir plak gibi döner durur. Ta ki biz onunla gerçekten ilgilenenedek…

 

www.instagram.com/acikvnet

www.twitter.com/acikve_net

 


2 Comments

  1. Süpersiniz sizin yazılarınızda başka bir ahenk var içtenlik, özen, kalite var sadece sizin yazılarınızı takip ediyorum herkese öneriyorum harikasınız .Kısa yolumda ekli yazılarınız büyük bir zevkle okuyorum .Her zaman paylaşımlarını ben ve arkadaşlarım sabırsızlıkla bekliyoruz.Çok teşekkür ederim .

Bir cevap yazın