Esmaül Hüsna İsminden El-Afüvv

Afüvv Esması

Afüvv İsminin Arapça Yazılışı

Afüvv: عفو

El-Afüvv: العفو

Ya Afüvv: يَا عفو

Afüvv ismi Arapça kökenli bir isimdir.

El-Afüvv İsminin Anlamı

El-Afüvv: Affı boldur, günahları bağışlar.

El-Afüvv: Allah günahları bağışlayan ve affedendir.

El-Afüvv - اَلـْعــَفـُوُّ (Affedici): Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

El-Afüvv: Allah çok affeden ve çok bağışlayandır.

El-Afüvv: Allah çok affeden ve bağışlayandır.

El-Afüvv Esmasının

Ebced Değeri ve

Zikir Saati

Zikir Adedi: 156

Zikir Günü: Pazar

Zikir Saati: Güneş

Sabah gündoğarken,

İkindi namazı sonrasında,

Bu esma-i zikir zikir saati olan vakitlerde ve diğer her vakitte de zikir adedince bu ismi şerif 'El-Afüvv' - 'Ya Afüvv' diyerek zikredilir.

Ya Afüvv İsminin Fazileti

Havas ve Esrarı

Allah rızasını kazanmak için, bu ismi şerif günlük 156 defa 'Ya Afüvv' diyerek zikredilir.

Kalbin huzura ermesi için, bu ismi şerif günlük 156 defa 'Ya Afüvv' diyerek okunmaya devam edilir.

Geniş rızık için, bu ismi şerif günde 156 defa' Ya Afüvv' diye zikredilmeye devam edilir.

Günahların affı için, bu ismi şerif günlük 5 vakit farz namazları sonrasında bu esma-i zikri 287 defa 'Ya Afüvv' diyerek zikredilir.

Korktuğu şeylerden selamete çıkmak için, günlük 287 defa 'Ya Afüvv' diyerek bu ismi şerif okunur.

Öfke anında öfkesini yenerek sakinleşmek için, bu ismi şerifi 10 defa 'Ya Afüvv' deyip sonrasında salat-u selâm okunur.

Güzel ve iyi ahlâk sahibi olmak için, bu esma-i zikri 'Ya Afüvv' diyerek bu ismi şerif günlük zikredilir.

El-Afüvv Esması

El-Afüvv : اَلـْعــَفـُوُّ Affeden O’dur.

El-Afüvv: Günahları silerek kullarını
cezalandırmaktan vazgeçen ve bağışlayarak affeden, çok affedici, çok bağışlayıcı, affı bol, günahları affederek bağışlayan demektir.

"Bir iyiliği açıklar vr gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz şüphesiz Allah da ziyadesiyle affedicidir; O her şeye kadirdir."
Nisâ-149

Kişilere kendilerini korumak, bunun için kötülük yapandan, hakka tecavüz edenden şikâyetçi olma, onun durumunu başkalarına açıklama imkânı verilmekle beraber, bu hukuka uygun bulunan bir başka davranış tavsiye
edilmektedir:
1- Taraflar için daha hayırlı olacaksa kötülüğü bağışlamak, üstünü örtmek, onu başkalarının duymasına imkân vermemek.
2- Duruma göre iyiliği açıklamak veya gizlemek.

"Kullarının tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilen O'dur."
Şûrâ-25

Allah Teâla'nın kulların tövbesini kabul etmesi ve kötülükleri bağışlaması ile ilgili ifadelerin mutlak oluşu, tövbe kapısının herkese açık olduğunu ve gerçekten pişmanlık duyup içtenlikle tövbe edenlerin her türlü günahının bağışlanabileceğini göstermektedir. Ancak, başka bazı deliller sebebiyle kul haklarına ilişkin günahlar bu kapsamın dışında görülmüş ve bunların bağışlanmasında ilgilileriyle helâlleşilmesi esas kabul edilmiştir.

"Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki O bor çoğunu da bağışlar."
Şûrâ-30

Musibet kelimesi "istenmeyen, kötü durumlar, felaketler" anlamına gelir. İnsanın başına gelen her musibetin kendi yapıp ettikleri yüzünden olduğu belirtilirken, gerek evrendeki fiziksel ve sosyal yasaları görmezden gelmesi ve gerekli önlemleri almaması, gerekse Allah'a isyan teşkil eden davranışlarda bulunması sebebiyle dünyada karşılaştığı sıkıntı, acı ve felâketlerin kendi kusurunun bir sonucu olduğuna dikkat etmesi istenmektedir. Fakat başka âyetlerde hatırlatıldığı üzere bütün insanlar kusurlarının tamamından dolayı dünyada bire bir cezalandırılmış olsa dünya altüst olurdu; işte âyetin devamında yüce Allah'ın bunların birçoğunu atfettiği, başka bazı âyetlerde de nihaî hüküm ve cezanın âhirete ertelendiği ifade edilmiştir. Sabırların sınanması, ruhen olgunlaşmalarına, sevap ve yüksek mertebe elde etmelerine yahut günahlarının bağışlanmasına vesile kılınması gibi sebeplerle, kusuru ve günahı olmadığı halde bazı insanların sıkıntı ve felâketlere maruz bırakılabildiğini gösteren âyetler ve hadislerde, burada belirtildiği anlamda yani son tahlilde o kişinin aleyhine sayılabilecek, gerçekten "kötü" olarak nitelenebilecek bir durum söz konusu olmadığı için, onları burada kastedilen "musibet"in kapsamı dışında düşünmek uygun olur. Bu noktaya açıklık getirmek amacıyla birçok müfessir burada sadece günahkârlara hitap edildiği yorumunu yapmıştır.
(Zemahşerî, III, 405; Beyzâvî, V, 412-413).

Muhammed Esed ise muhtemelen aynı kaygı ile yani Kur'an'ın diğer ifadeleri ve İslâmî öğretilerle çelişmeyen bir izah olması için buradaki musibeti öteki dünyada karşılaşılacak felaketler şeklinde yorumlamıştır.
(II, 989, 990)

De ki (Allah şöyle buyuruyor):
"Ey kendi aleyhlerine olarak haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu o çok bağışlayıcı, çok merhametlidir."

"Haddi aşmak"tan maksat günahlara dalarak Allah'ın hükümlerini çiğnemektir. "Kendi aleyhlerine olarak" diye çevirdiğimiz alâ enfüsihim deyimiyle, günah işleyen kişinin, her şeyden önce kendi ruhunu ve hayatını kirletmiş, kendisine zarar vermiş olacağına dikkat çekilmektedir.
(Râzî, XXVII, 4).

Bu âyet, Allah'ın rahmet ve affının asla ümitsizliğe izin vermeyecek derecede geniş olduğunu en açık bir şekilde ortaya koyan ilâhî müjde olarak değerlendirilir. Allah'ın iradesini sınırlayacak hiçbir güç bulunmadığı için O'nun bağışlama yetkisine belli şartlarla sahip olduğu gibi bir görüş de ileri sürülemez. Bununla birlikte âyetin "Allah bütün günahları bağışlar" meâlindeki bölümünü, O'nun bir taahhüdü olarak anlayıp, inanan, inanmayan, tövbe eden etmeyen, kendisine yönelen yönelmeyen herkesi bağışlayacağını düşünmek, kaçınılmaz olarak dinî ve ahlâkî gevşekliğe hatta anarşiye yol açar. Öte yandan kural olarak Kur'an'ın bir âyetini bütününden kopararak tek başına değerlendirmek cidfi yanlışlar doğurabilir. Nitekim bu âyette "Allah bütün günahları bağışlar" buyurulurken, Nisâ sûresinin 48 ve 116. âyetlerinde aynı ifadelerle, "Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse hakkında bağışlar" buyurulmuştur. Görüldüğü üzere burada Allah'a ortak koşanların bağışlanmayacağı açıkça belirtildiği gibi bunların dışında kalanları bağışlaması da mutlak olarak ifade edilmeyip Allah'ın dilemesi şartına bağlanmıştır. Yanlış anlama ihtimalini önlemek düşüncesiyle konumuz olan âyetin meâlinde bu şartı (dilerse) şeklinde göstermeyi yararlı gördük. Zümer 54. âyetin mealinde Allah'ın affına layık olabilmek için her şeyden önce O'na yönelip teslim olmak gerektiğine işaret etmektedir. Bununla birlikte Ehl-i sünnet âlimleri, affın tövbe şartına bağlı olmadığını belirtmişler; bu şartı ileri sürenlerin keyfi olarak âyetin kapsamını daralttıklarını savunmuşlardır.

Afüvv İsminin Geçtiği Ayetler

Kur'an'ı Kerim'de Afüvv ismi şu ayetlerde Rabbimiz şöyle zikretmektedir:

Bismillahirrahmanirrahim

Nisâ-43

اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ غَفُوراً ﴿٤٣

"İnnellâhe kâne afüvven ğafûra."

"Gerçekten Allah çok affeden ve bağışlayandır."
Nisâ-43

Nisâ-99

وَكَانَ اللّٰهُ عَفُواًّ غَفُوراً ﴿٩٩

"Ve kânellâhü afüvven ğafûra."

"Allah çok affeden çok bağışlayandır."
Nisâ-99

Nisa-149

فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ قَد۪يراً ﴿١٤٩

"Feinnellâhe kâne afüvven kadîra"

"Şüphe yok ki Allah çok affedicidir, her şeye kâdirdir."
Nisâ-149

Hac-60

اِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ ٦٠

"İnnellâhe leafuvvün ğafûra"

"Şüphesiz Allah çok affeden ve çok bağışlayandır."
Hac-60

Ey günahları silmeyi ve affetmeyi seven Afüvv!

Afüvv İsmi Duası

Ey affetmeyi çok seven

AFÜVV!

Affın olmasaydı,

günah denizinde boğulur giderdik.

Affın olmasaydı, kimden af dilerdik?

Affın olmasaydı,

gönlümüzde pişmanlık ateşi düşmezdi.

Affın olmasaydı,

günahlarımızı kim silerdi?

Affın olmasaydı,

kurtulur muyduk azaptan?

Affın olmasaydı,

Yunus çıkar mıydı balığın karnından?

Kusurluyuz, günahkârız affet bizi!

Affınla temizle günahlardan amel defterimizi!

Amin... Amin... Ecmain.

Es-Selamu Aleyküm ve Rahmetullah

Ebeden Daima...

Dualarınızı Eksik Etmeyiniz...

 


Bir cevap yazın