Dünyanın İlk Fenerleri

BİLİNEN İLK DENİZ FENERLERİ, denizciler için kıyılarda ve liman boylarında yakılan odun kuleleriydi. Çatırdayarak yanan bu ateşten kuleler, gemiler için çok tehlikeli olan sığ suları ve geceleri bir katil gibi suyun içinde saklanan kayalıkları işaret ederdi. Denizci halk olarak tarihe geçen Fenikeliler, Mısırlılar ve Romalılar deniz ticaret yollarını daha güvenli hale getirmek için sadece korsanlarla değil çetin deniz koşullarıyla da mücadele ediyordu. MÖ 297'de İskenderiye Limanı açıklarında ki Faros (Pharos) Adası açıklarına dikilen Faros Feneri dünyanın bilinen ilk deniz feneriydi ve Roma parasının arka yüzüne resmi konacak kadar değerliydi. O dönemin en yüksek yapısı kabul edilen Faros, yani bilinen adıyla İskenderiye Feneri'nin ışığı 35 deniz mili öteden görülebiliyordu. Yazık ki 956 yılında ki büyük depremde hasar gören ama yine de ayakta kalmayı başaran fener, 1302'de ki başka bir depremde tamamen yıkıldı. Ama o günden beri deniz fenerleri onun ismiyle anılır oldu. Çünkü Yunancada pharos ''deniz feneri'' demektir.

Dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Rodos Feneri ise 117 metre yüksekliğiyle neredeyse 40 katlı bir bina boyundaydı. Fenerin ilk yapılışlarında en tepe noktasında Tanrı Poseidon'un görkemli bir heykeli vardı. Ancak günümüze ulaşamadı.


Denizcilere yol göstermek için yakılan dev odun yığınlarının açık denizden görülebiliyor ve önemli bir iş görüyordu. Gelgelelim bu yüksek boylu ateşler sert rüzgarlara uzun süre dayanamıyordu. Üstelik bir nöbetçinin ateşin başında bekleyip yeni odunla ateşi beslemesi şarttı. Zamanla içinde dev mangalların bulunduğu taştan kuleler yapılmaya başlandı. Bunlar kuşkusuz daha pahalı ama ateşin uzun süreli ve işe yarar olması için daha yararlıydı.

18. yüzyıl itibarıyla deniz fenerlerini mühendisler inşa etmeye başladı. Yeni teknikler geliştiren mühendisler, denizcilerin de görüşlerini alarak fenerlerin içine aynalar ve reflektörler yerleştirmeye başladı. İlk parabolik reflektör bir tersane ustası olan William Hutchinson tarafından 1777'de tasarlandı. Reflektörün döndükçe anlık ışıklar saçtığını fark eden İsveçli Jonas Nordberg buna çark ve zembereği de ekledi ve günümüz fenerlerinin modern benzerlerini kıyılarda kendilerini göstermeye başladı.

Sanayi devrimiyle gelişen teknik fenerlere yeni ilaveler de getirdi. 1862'de Britanya açıklarında ki deniz fenerlerinde ilk ez karbon arklı elektrikli lamba ve yedek olarak asetilen ışığı kullanılmaya başlandı. Bugün deniz fenerleri neredeyse insana gerek duymadan görev yapıyor.

Maltepe'de ki Dilekkayalığı Feneri'nden de söz etmeden geçmeyelim. Küçükyalı ile Adalar arasında ki kayalıklardaki Dilekkayalığı Feneri önemli bir vazife görüyor. 1913'te inşa edilen fener, denizin içinde, kayalıkların hemen üstünde yapayalnız hizmet veriyor. Can ve mal kurtaran ışıkları 8 mil öteden görülebiliyor.

AHIRKAPI FENERİ

Ahırkapı Feneri, 1755'te yaşanan bir deniz kazasının sonucudur: Mısır'dan yola çıkan 40 tonluk un yüklü bir gemi İstanbul'a giriş yapmıştır. Karanlık çökmüştür ve geminin kaptanı Hacı Kaptan, yolculuğun verdiği yorgunluktan ve yükten kurtulmak ümidiyle bir an önce limana yanaşmak istemektedir. Gemiciler birden kara diye bağırmaya başlar. Kaptan gemiyi toparlayamaz ve boğazın acı karanlığında rotadan çıkan gemi karaya oturur. Zarar büyüktür. Çılgına dönen Hacı Kaptan kadıya varır ve durumdan şikayetçi olur. Kadı durumu muhakeme eder, ölçer biçer, devleti haksız bulur ve geminin tüm zararının ödenmesine hükmeder. Önüne geminin ağır faturası konan Padişah III. Osman, Sadrazam Said Paşa'yı huzura çağırır ve durumu araştırmakla görevlendirir. Sadrazam kazadan kurtulan gemicilere kulak verir. Onlardan biri cesaretle sadrazam karşısına dikilip şöyle der: ''Paşam bu kaza zifir karanlıkta önümüzü göremediğimizden oldu. Kıyıda bir kandil olsaydı hiç kaybeder miydik yolumuzu?'' Devlet, Hacı Kaptan'a yeni bir gemi verir. Ahırkapı'ya 12 kandilli bir fener dikilir. Bu öyle bir fenerdir ki bir yılda 1.200 kilo zeytinyağı ve yarım altınlık fitil harcamaktadır. Çünkü Ahırkapı'nun yağı ve fitili Topkapı Sarayı'ndan yani Padişah'ın kesesinden gelecektir. Cumhuriyet dönemi öncesinde Türkler tarafından yapılan ilk fener işte bu fenerdir. Yıllar sonra 1857'de yerine daha modern bir fener inşa edilir. Çağdaşı olan diğer fenerler gibi o da Fransızlar tarafından yapılır, 26 metrekarelik boyuyla çok yakışıklıdır ve pırıl pırıl ışığı 16 milden görülür. Üstelik bugün hemen altındaki lokantaya gidip yemek yiyebilirsiniz.

YEŞİLKÖY FENERİ 

İstanbul'un girişine konan ilk fenerdir Yeşilköy Feneri. Bizans ve Osmanlı döneminde Ayastefanos olarak anılan köyün tam karşısında ki deniz feneri de aynı adı taşıyor. Yani ilk daı Ayastefanos. Padişah Abdülmecid'in emriyle Fransız mühendisler tarafından 1856'da yapıldı ve ilk ışıklarını asetilen gazıyla üretti. Denizden yüksekliği 23 metredir ve mimarisiyle İstanbul'un en güzel fenerlerinden biridir. Osmanlı döneminde ciddi bir onarım görmeyen fener, 1945, 1971 ve 1988 de restore edildi. İki katlı lojman ve idare binasının ortasından yükseler bu fener, Yeşilköy'ün camdan gökdelenleri, AVM'leri ve balık lokantaları arasında 161 yıldır değişmeyen görüntüsüyle eskinin rakipsiz güzelliğini anımsatıyor. Her on saniyede bir çakan parlak ışığı 15 deniz milinden görülebiliyor.

BEBEK FENERİ 


İstanbul'un çoğu feneri gibi kıyıda ya da liman ucunda değil Kız Kulesi gibi denizin içindedir. 1856'da Fransızlar tarafından yapılarak yerine konmuştur ve ışığı 5 deniz miline ulaşır.

RUMELİ HİSARI - AŞİYAN FENERİ 

İşte Boğaz'ın harika manzarasına bakan ve yalnızlığını hissetmeyen bir fener. Sırtını Tevfik Fikret'in Aşiyan'ına dayayan bu fener Boğaz'ın  akıntılarına ve gemiler için tehlike arz eden keskin virajlara dikkat çeker; 1861'de yapılıp yerine konan fener, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile aynı malleyi paylaşır. Yanından geçen arabalar, çevresinde ki lokanta ve çay bahçeleri onu görmezden gelse de fenerimiz buna aldırmaz. İşini yapar duru ve 8 deniz milinden görülür.

ARNAVUTKÖY FENERİ

İstanbul Boğazı hem dar hem de çok akıntılı bir su yoludur. Gemiler için zor olan bu yolda İstanbul'un fenerleri önemli görevler yapar. Arnavutköy Feneri 1967'den beri, dokuz metrekarelik boyuyla İstanbul'u Avrupa yakasından seyreder ve yaydığı ışık geceleri 11 deniz milinden görülür. Kuruçeşme Feneri 1961'den bu yana hizmet verirken Ortaköy'de ki Defterdarburnu Feneri'nin yağım yılı 1968'dir.

KİREÇBURNU FENERİ 

Fransızların İstanbul'a inşa ettiği fenerlerden biridir; 1861 yılında tamamlanan fener dokuz metre boyundadır ve gemiler onun ışığını 11 milden görür. Balıkçı tekneleriyle yan yana duran Büyükdere Feneri 1969 tarihlidir. Sarıyer'de ki Dikilikaya Feneri denizin 100 metre açığındadır ve sığ suları işaret eder.

KARABURUN FENERİ

Fenerlerin ortak özelliğidir, bulundukları yerler soğuk, rüzgarlı, rutubetli ve uzaktır. Uzaklık, yalnızlığı getirir. Soğuk ve rüzgar onları dayanıklı kılar. Karaburun Feneri'ne vardığımızda aklıma bunlar geldi. Denizden yüksekliği 43 buçuk metre olan bu fener, betonarme yapısı ve çepeçevre donatılmış pencereleriyle gerçekten dikkat çekici. Gemileri selamlayan bu yakışıklı yapı, 1964'ten bu yana hizmet veriyor ve 10 mil öteye göz kırpıyor. Saldığı ışık sadece denizi değil karayı da aydınlatıyor. Karayı yalayan ışık huzmesi köyde oturanları rahatsız etmesin diye merceğin karaya bakan tarafı perdelerle örtülmüş. Bu bir denizci inceliği. Aynı noktada Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri'nin bir tahliye istasyonu da var.

RUMELİ FENERİ

Rumeli Feneri, tam karşısında kardeşi gibi yükselen Anadolu Feneri ile birlikte İstanbul'un girişinde nöbet tutan iki asker gibi duruyor. Adıyla sanıyla İstanbul'un en bilinen fenerlerinden biridir ve yaşadığı köye adını vermiştir. İstanbul'dan düzenli otobüs seferlerinin yapıldığı köye vardığımızda dikkatimizi ilk çeken şey fener çevresinde ki her dükkanın onun adını taşımasıydı. Tam 30 metrekarelik kulesi  ve radarıyla Türkiye'nin en yüksek feneridir.

Fenere geldiğimizde bizi Metin Çalışkan karşıladı. On sekiz yıldır kıyı koruma memuru olarak görev yapan Çalışkan, bulundukları mevkinin İstanbul'un girişi olması nedeniyle kazalara açık bir nokta olduğunu söyledi. Gerçekten de öyle. Fransız gezgin Jean Thevanot 1655'te şunları yazmış: ''Rumeli Feneri köyünde bulunan bir kulede geceleri gemilere yol gösteren bir fener bulunur. Çünkü bu deniz çok tehlikelidir. Hiçbir yıl geçmemiştir ki burada bir deniz felaketi olmasın...''

İlk yapıldığında fenerin ışığı sabitti ve açıktan geçen gemileri yanıltarak onları karaya çekmek isteyen korsanlar bu durumu kötüye kullandı. Istranca Dağları'nda ateş yakan korsanlar gemi kaptanlarını yanıltmış, karaya fazla yaklaşarak kıyıya oturmalarına neden olmuşlardı. Sonrasında korsanlar için çok değerli mallarla yüklü gemileri soymak pek kolaydı Osmanlı idaresi bu duruma son vermek için Rumeli Feneri'nin ışığını döner hale getirildi. Ardından 1856'da fener yeniden inşa edildi, ışığı değiştirildi, bugünkü haline kavuştu. Fenerin tepesine çıktığımda bizi harikulade bir deniz ve Avrupalıların pitoresk dediği, tablo gibi bir köy manzarası karşılıyor. Denizcilerin yalnızlığına ortak olan görevli Metin  Çalışkan fenerin çalışma mekanizmasını anlatırken yakın zamanda meydana gelmiş bir kazadan söz ediyor. Ekip bu nedenle her daima tetikte. Ama burada yalnız sayılmazlar. Fenerin kapısını yazın binlerce turist aşındırıyor. Bunun iki önemli nedeni var. Biri, fenerin konumu ve sahip olduğu tarihi miras, diğeriyse ev sahipliği yaptığı türbe. Fenerin hemen girişinde bulunan Sarı Satuk Dede'ye adanan yatır, burası dünyada bir türbeye ev sahipliği yapan ilk ve tek fener haline getiriyor ki, görülmüş şey değil. Buraya sadece dua etmek için gelenler bile var. Sarı Satuk Dede, Anadolu ve Rumeli'nin fethi sırasında savaşlara katılmış, büyü kahramanlıklar göstermiş bir ermiş. Vefatından sonra buraya defnedildiği söylenir. Fenerin hemen yanında onun adına yapılan ama akmayan bir çeşme de bulunuyor.

İSTANBUL FENERLERİ

Bizans döneminde Boğaz'ın girişinde, Adalar çevresinde, farklı noktalarda deniz fenerleri vardı. Osmanlı döneminde, Boğaz ve Marmara'nın tehlikeli olabilecek yerlerine fenerler eklendi; 19.yüzyıl ortalarında Türkiye sularında ki bütün fenerlerin yönetimi, ''Fener İdaresi'' adını taşıyan Fransız şirketine verilmişti; Cumhuriyetten sonra tümü devletleştirildi.

www.acikve.net
www.instagram.com/acikvnet
www.twitter.com/acikve_net
www.facebokk.com/acikvenetinternet

Bir cevap yazın