“Dünya Müminin Zindanı, Kafirin Cenneti” Ne Demektir?

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir hadislerinde “Dünya mü’minin zindanı, kâfirin cennetidir.” buyuruyor. Önce mü’min kim, kâfir kim ona bir bakalım. “Mü’min” iman eden, inanan, güvenilir kimse demektir. Terim olarak da, Allah’ın varlık ve birliğini kabul eden, Allah’a inanan, her şeyin yaratacısının Allah olduğunu tasdik eden kimse demektir. “Kâfir” kelime anlamıyla örten, kapatan, gizleyen demektir. Dini terim olarak da,  İmanın üzerini örten, Hz. Peygamber Efendimiz,  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)‘in Allah’tan alıp dini adına tebliğ ettiği konularda Peygamberi tasdik etmeyen, Allah’ın varlığına ve birliği başta olmak üzere iman esaslarını inkâr eden kimsedir. “Kâfir” bir Kur’ân kavramıdır, tekil olarak 5 yerde geçerken, çoğul olarak yüzlerce âyette yer alır. Konuyu hadisin anlaşılmasına getirecek olursak, gerçekten de kâfirlerin içinde bulundukları maddi rehafla mü’minlerin çektikleri sıkıntılara baktığımızda hadisi anlamak kolay olur. Dünya mü’minin hizmet yeridir. Zira sonsuz saadeti kazanmak için devamlı bir imtihanla karşı karşıyadır. İmtihan ise, beraberinde sıkıntıları getirir. Mü’min, dünyada ibadetin zorluklarına dayanarak, imanının üzerine yüklediği vazifeye kendisini uydurarak imtihanı kazanabilir.

Dünya âhirette göre zindandır.

İşlediği küçük günahlarına dünyada çektiği sıkıntılar ilaç  olur. Bu sıkıntılar, günahların affına vesile olur. Hatta bir hadiste yer aldığına göre, ayağına batan dikene varıncaya kadar her sıkıntı onun günahlarının silinmesine ve manevi makamının yükselmesine vesile olur. Bu bakımdan dünya, mü’min için bir tür ceza ve imtihan yeridir. Dünyanın mü’mine zindan olmasına bu noktadan bakılırsa doğru anlaşılır. Gerçekten de dünya, âhiretteki sonsuz mutluluk yanında Müslüman için zindan gibi kalır. Kâfirlere gelince; onların görüp göreceği nimet ve rahatlık yalnız bu âlemdedir. Yani onun bütün mutluluğu, kısa dünya hayatındaki rahat ve saadetine saklıdır. Bu görünürdeki mutluluk, aslında tam bir saadet sayılmaz. İnanmayan kimse sonsuza kadar cehennemde kalacağından yaptığı iyiliklerin karşılığını bu dünyada görür. Bu sayede dünya hayatında bir tür cennet hayatı yaşar. Cezası ise, kısa dünya hayatında çekmekle bitecek cinsten değildir. Bu yüzden çoğunlukla âhirete bırakılır. Dünyada da öyle olmuyor mu? Bazı küçük davalar yerel mahkemelerde görülürken, büyük davalar daha büyük merkezlere havale ediliyor. Bunun için kâfirler dünyada, kısa da olsa bir tür cennet hayatı yaşıyorlar.

Mü’min dünyada da cennet hayatı yaşar.

Hadiste geçer ‘zindan” gôrünüre bakar. Yoksa gerçekte mü’min dünyada da bir cennet hayatı yaşar. Kâfir de manen cehennem gibi ruhî sıkıntılar çeker. Gerçek mutlulukla görünürdeki mutluluk farklı şeylerdir. Vicdanen ve kalben yaşanan bir mutluluğu, hiçbir maddi servet ve saadettin sağlaması mümkün değildir. İlk başta ne kadar sıkıntılı görülürse görülsün mü’minin imanı, ruhunda manevi bir cennet hükmüne geçer. Kâfirin küfrü ise, onun kalbinde manevi bir cehennemi saklar. Evet, vücudun rahatı, her zaman ruhun ve vicdanın rahatı demek değildir. Nice maddi saltanat sahibi vardır ki, ruhî sıkıntılar kıskacında kıvranır durur. Buna karşılık, maddi sıkıntılar içinde bulunduğu halde ruhî açıdan rahat yaşayanlar çok fazla vardır. Bu meselenin günümüzdeki en büyük göstergesi, Avrupa’da giderek artan intihar olaylarıdır. Mesela İsviçre, kişi başına düşen milli geliri o kadar yüksek olmasına rağmen intihar olayında İlk sırada yer alıyor. Dıştan bakıldığında her tür konfor ve rahata sahip olan bu insanlar, aslında çok huzursuzdurlar. Çünkü insanın ruh ve kalbinin gıdası bunlar değildir. Başka şeylerdir. Çünkü madde, ruha bir şey veremiyor. Bunun içindir ki, akıl ve mantığı yerinde olan bir insan, içinde bulunduğu hayatın anlam ve içeriğini kavramayınca bin türlü manevi işkence içinde kıvranıyor. Sonuçta çareyi, düşüncenin yolunu kapayacak olan sefahatte ( dinen yasaklanan oyun ve eğlencelerde) bulmaya çalışır. Oysa sefahatin ruhsal acılara yaptığı tedavi, sadece geçici bir uyuşturmadan ibaret kalıyor. Etkisi geçince, ruhtaki acı bütün dehşetiyle açığa çıkıyor. Bu acı, insanı hayatına son vermeye kadar götürebiliyor. Mü’min ise, ne kadar maddi sıkıntı içinde olursa olsun, önünde sonsuz bir mutluluk olduğunu düşünerek sabreder ve tevekkül eder. Ondaki bu inanç ruh sakinliğine götürüyor, o da iki dünya saadetine vesile olur.

İman manevi Cennet çekirdeğidir.

Bunun içindir ki, Bediüzzaman; “Ehl-i sefahat ve dalalet, dünyada dahi bir manevi cehennem içinde azap çektiklerini ve ehl-i iman ve salahat dünyada dahi bir manevi cennet içinde İslamiyet ve İnsaniyet midesiyle ve imzanın tecelliyatıyla ulvî zevkler tadabilecekleri” söyler. Hata imanın derecesine göre, bu zevkin ve lezzetin artacağı bir gerçektir. Evet, iman, cennetin bir manevi çekirdeğidir. Küfür ise, cehennem zakkumunun bir tohumudur. Bunun için mü’min görünüşteki sıkıntılarına hiç aldırmadan Allah’ın çizdiği hayat programı içinde kalmaya, haram dairesinde girmemeye çalışıyor. Aslında “cennet ucuz olmakla beraber” helal dairesinde kalmakla kazanılan sonsuz mutluluk, o kadar pahalı değildir.

Özetle; Her kim hayat-ı faniyeyi (bu geçici hayatını) esas maksat yapsa, zahiren (görünürde) bir cennet içinde olsa da manen cehennemdedir. Ve her kim hayat-ı bakiyeye (sonsuz ahiret hayatına) ciddi müteveccih (kam olarak yönelmiş) ise saadet-i dareyne (iki dünya saadetine) mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını, cennetin intizar (bekleme) salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder. 

 

www.acikve.net
www.instagram.com/acikvnet
www.twitter.com/acikve_net
www.facebokk.com/acikvenetinternet


Bir cevap yazın