DEVLET-İ EBED MÜDDET KILANLAR: İSLAMLA İLK TANIŞMA

Teşkilat… Yönetimi eline almaya ne kadar çalışırsa çalışsın özellikle Çin hükmüne boyun eğen ve isyan etmeyen Türk boylarını bir araya toplamada sıkıntı çekiyordu. Türk nesli adeta uyutulmuş, eski köklerinden sanki koparılmıştı. Asya’nın doğusunda bunlar yaşanırken Maveraünnehir’e yani Türklerin batı sınırına Müslüman Araplar dayanmıştı. Bu Türklerin İslam ile ilk buluşmasıydı.

Peki… Müslüman Araplar neden Türk sınırına dayanmıştı? Peygamber efendimizin vefatının ardından Halifelik görevi Hz. Ebubekir’e geçmiş, peygamber efendimizin büyük ve vefalı dostu peygamberimizin vefatından iki yıl sonra hakkın rahmetine kavuşmuştu. Hz. Ebubekir’in yerine de Hz. Ömer gelmişti. Hz. Ömer devrinde İslam gelişip yayılırken adı Sebe olan bir Yahudi, Müslümanlar arasında fitne ateşini yakıyordu. Hz. Ömer bunu fark edince Sebe’nin yakalanması için emir verdi. Sebe bu durumu öğrenince kendisine inananlarla birlikte İslam topraklarından kaçmaya başladı. Peşinden gelen birlikten kaçma şansının bulunmadığını anlayan Sebe son çare olarak Türk topraklarına girerek korunma istedi. Bu sıralarda Hz. Ömer’in emriyle Sebe’nin peşinde olan birlik Türk topraklarına dayandı. Türk sınırını koruyan birliğin komutanı bu durumu fark edince Müslümanları durdurmak için birliğiyle birlikte atlarını üzerlerine sürdü. Bu karşılaşma, Türklerin İslam ile ilk buluştuğu an olarak tarihe yazılırken, bu durumun dünyanın geleceğine yön verecek kutlu bir buluşma olacağı o anda kimin aklına gelebilirdi ki!

İki birlik karşı karşıya gelmişti artık. Söze sınırı ihlal edilen Türk kumandan girdi. “Burası Türklerin sınırıdır. Eğer geri dönmezseniz bunu savaş sebebi sayar ve bedelini ödetiriz” dedi. Kumandanın sözlerinde gurur, cesaret ve tehdit vardı.

 

Arap birliğinin kumandanı cevap olarak;

“ Biz sizinle savaşmak istemiyoruz, buraya Halifemiz Hz. Ömer’in yakalama emri verdiği Sebe adındaki bir Yahudi için geldik. Sizin topraklarınıza sığındığını biliyoruz. Onu bize teslim ederseniz biz de kendi topraklarımıza geri döneceğiz” dedi.

Türk komutan yine gururla;

“Biz Türkler, bize sığınanı kimseye vermeyiz. Ne bilelim ki sizin zulmünüzden kaçıp bize sığınmadığını. Buna rağmen onu almakta ısrarcıysanız, karşılıklı tekli savaş yaparız ve kazananın dediği olur. Bu siz Arapların da âdetidir” dedi.

İki tarafta geri durmuyor, etraf güneşin sıcaklığının yanında da ısınmaya başlıyordu. Arap kumandan, “Türk komutan, sizinle savaşmak istemiyoruz lakin Halifemizin sözünü de yerde bırakmam. Gerekirse burada birliğimle birlikte ölürüm. O haini vermiyorsan, teklifini kabul ediyorum savaşalım” dedi. Bu sözün ardından Türk komutan, “hadi savaş başlasın, bakalım kim galip olacak? Sizin Allah’ınız mı yoksa bizim Gök Tengri’miz mi daha yüceymiş? Öğrenelim” dedi.

Artık savaş başlıyordu. Karşılıklı iki savaşçı meydana çıktı. Türk komutan en iyi savaşçılarından birini çıkarmıştı. Ama o neydi öyle! Arap kumandan zayıf, çelimsiz, yüzündeki kemikleri sayılan bir askeri öne çıkarmıştı. Türkler şaşkındı. Türk komutan alaycı bir tonla, “Ne oldu Müslüman kumandan, gönderecek gücü kuvveti yerinde bir askerin yok mu?” dedi.  Müslümanlar da gerginlik yoktu aksine gülüyorlardı. Ve artık savaş başlamıştı. Savaşın başlamasıyla ortamdaki sıcak hava buz kesti. O alay konusu çelimsiz asker tek vuruşla Türk askerini yere sermişti. Türk komutan hemen en iyi askerini meydana sürdü. O da ne? Çelimsiz asker Türk komutanın en iyi askerini de yere sermişti. Neler oluyordu? Tür komutan içinden, “Bu askeri bir şey değil, ilahi bir gücün onlara yardım ediyor” diyordu. En iyi askerini kaybeden Türk komutan askerlerine geri çekilmelerini ve Yahudi Sebe’nin Müslümanlara verilmesini emretti.

Daha sonra Müslüman kumandana doğru atını sürdü Türk komutan. Müslüman kumandana, “Doğrusu savaşmayı iyi bilen askerlere sahipsin. İsteğin adamı sana veriyorum. Bunu senden korktuğumdan değil, hem sözümü tutmak hem de senin haklı olduğuna inandığım için yapıyorum. Sizinle daha fazla savaşmayacağız, yurdunuza Allah’ınızın yardımıyla gidin” dedi.

O anda Müslüman kumandan, “Zaten siz bize savaş açmadan, biz size asla savaş açmazdık” dedi. Şaşırmıştı Türk komutan. Sadece, “Neden?” sözü çıktı ağzından. Müslüman komutan “Çünkü peygamberimiz yasakladı” dedi. Tür komutan “Sizin peygamberiniz kim?” diye sordu. O da “Adı Muhammed (SAV)” dedi. Türk komutan bu sefer “Size ne dedi ki?” dedi. Müslüman kumandan mütevazıydı ama içinde İslam ile ilk kez tanışan bu insana peygamberini anlattığı için çok büyük bir heyecan ve mutluluk vardı. O, bize; “Türkler sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın (Muaviye Bin Hudeyc)” buyurdu dedi. Türk komutan, “Bak, peygamberinizde bizim ne kadar güçlü olduğumuzu biliyormuş” dedi. Müslüman kumanda ise “Hayır, o sizin gücünüzden ötürü değil, bir gün sizin Müslüman olacağınıza ve tek olan Allah’a iman edeceğinize inanıyordu” dedi.   “Bizim ilahımız, Gök Tengri’dir” diye cevap verdi Türk komutan. Müslüman kumandan ise, “Bizim de Allah’ımız var lakin bil ki tek olan ve her şeye gücü yeten O’ dur” diye cevap verdi. Türk komutan tüm konuşmalar boyunca şunu geçiriyordu içinden, çelimsiz bir Müslüman en iyi iki askerimi yendi. Bu, ilahi bir gücün kalplere yerleştirdiği güçten olabilir miydi? Şu Müslüman kumandan, ne kadar da dinine bağlı ve teslimiyetçiydi. Dediği doğru olabilir miydi? Gerçekte tek olan inandıkları Allah mıydı? Peki dedi Türk komutan, bu dine herkesi alıyor musunuz? Diye sordu Müslüman kumandana. O da, bu din bizim değildir, Allah’ın dinidir. İsteyen herkes girebilir” deyince Türk komutan “Dininize nasıl girilir?” dedi. Bu söz Müslüman kumandanın yüzünde gülümseyemeye yol açmıştı…

Teşkilatın İslam ile tanışması nasıl oldu?

Türklerin İslam’ı kabulünde Teşkilatın payı var mı?

Türkler Çin hakimiyetine karşı isyan edecekler mi?

Hikayenin devamı bir sonraki yazımda sizlerle olacak… İnşallah.

 

www.acikve.net

www.twitter.com/acikve_net

 


Bir cevap yazın