Keşfedilmemiş Anadolu: ÇATTEPE HÖYÜK

Dicle ve Botan nehirlerinin birleştiği alanda, her iki nehre hâkim bir noktada bulunan Çattepe Höyük, MÖ 4. binyıldan başlayarak Orta Çağa kadar yerleşim görmüştür.

Çattepe Höyük, Siirt ili sınırları içerisinde bulunan Dicle ve Botan nehirlerinin birleştiği alanda, her iki nehre hâkim bir noktada bulunan bir höyüktür. Höyüğün üzerine Geç Roma Döneminde büyük bir kale inşa edilmiştir. Kazılar sonucu elde edilen verilere göre yerleşim yeri MÖ 4. binyıldan başlayarak Orta Çağa kadar yerleşilmiştir. Kalenin içinde kuzey tarata bulunan höyük, kalenin sur duvarları ve mekanların yapımı nedeniyle büyük oranda tahribata uğramıştır. Yerleşim Geç Roma Dönemi surları ile çevrelenmiştir. Geç Roma Dönemi yapıları kalenin kuzeyinde bulunan geniş bir alana da yayılmaktadır. Farklı dönemlerde tadilat geçirerek kullanılmış olan kale duvarlarının korunan yüksekliği bazı alanlarda 10-15 metreye kadar ulaşmaktadır. Özellikle Dicle Nehri’ne bakan batı tarataki kule ve duvarlar sağlam durumdadır. 1989 yılında Çattepe´de bulunmuş ve halen Diyarbakır Müzesinde korunan bir sunak, Geç Roma Dönemine aittir. Antonius Domittianus adlı, Roma ordusunun yardımcı birliklerinden emekli olmuş bir askerin Zeus Olympius için yaptırdığı eserin üzerinde Yunanca-Aramice çit dilli bir yazıt bulunmaktadır. Kazılarda ortaya çıkartılan sikkeler ise Lucius Verus (MS 161 – 166) ile II. Konstantius (MS 337-361) dönemleri arasında olmasına rağmen ortaya çıkartılan sikkelerin büyük çoğunluğunun II. Konstantius dönemine tarihlendiğini söyleyebiliriz.Yapılan kazı çalışmaları sonucu kaleye ait iki kapı ortaya çıkartılmıştır. Bunlardan birincisi ve olasılıkla ana giriş kapısı, kuzey tarataki surların ortasına gelen bir alana yapılmıştır. Sur duvarının ana toprağa oturduğu tabandan biraz yüksek yapılmış kapı girişinden girdikten sonra kalenin içerisinde her iki tarafında kuzey-güney eksende yapılmış mekanların arasında avluya benzer geniş bir alana ulaşılmaktadır.

Bu alanda sur duvarı ile kalenin içindeki yapılar arasındaki boşluk, kale içindeki ana mekanların sur duvarına bitişik olarak değil, biraz daha geride yapıldığını göstermektedir. Olasılıkla kalenin içeriksindeki surlardan biraz geride ve yüksekte yapılmış olan mekanlar bu alanda bulunan höyüğün üzerine yapılmış olmalıdır. Kazılar sonucu ortaya çıkartılan bir sütun altlığı, bu bölgede sütunlu yapıların olduğunu göstermektedir. Kaleye girişi sağlayan diğer kapı ise Dicle tarafında ortaya çıkartıldı. Bu kapı, bir asma köprü ile Dicle Nehri’nin batı tarafına geçişi sağlamaktadır. Kapının tam karşısında, Dicle Nehri’nin ortasında bulunan bir taş duvar da muhtemelen bu köprü ayağının Dicle Nehri’nin karşı kıyısında bulunan diğer ayağı olmalıdır. Kapı girişi ile karşı kıyıdaki köprü arasındaki mesafe yaklaşık 60 metredir. Günümüzde Dicle Nehri’nin ortasında kalan batı tarataki diğer köprü ayağının, Geç Roma Döneminde karşı kıyıda karada olduğunu düşünmekteyiz. Ayrıca bu alandaki sur duvarının içeri çekilerek kavisli bir şekilde yapılmış olması da batı bölgelerden karayoluyla veya Dicle Nehri’nden su yoluyla taşınan malların boşaltma ve yükleme işleminin bu alandan yapıldığını göstermektedir.

Çattepe´de ortaya çıkartılan kale ve diğer buluntulara göre yerleşim, Geç Roma İmparatorluğu’nun doğu savunma sistemin bir parçasıdır. MS 4. yüzyılda doğudaki İran-Sasani İmparatorluğu’nun kültürel ve siyasi etkileri Çattepe’ye kadar ulaşmıştır. Botan Vadisi’nin güneyinde Dicle boyunca Part ve Sasani döneminlerine ait bazı kaya kabartmaları ve kaya mezarları bu etkinin bölgeye kadar ulaştığının önemli bir kanıtıdır. Ayrıca yine Geç Roma Dönemine tarihlenen ve Dicle tarafında bulunan Liman Yapısı nehirler üzerinde kazısı yapılmış olan ilk liman yapısıdır. Çattepe’nin Orta Çağa tarihlenen Arapça yazılı belgelerindeki adı Tell-Fafan olarak geçer. İslâm coğrafyacıları Tell-Fafan’ı bir şehir ve Dicle üzerinde gemi taşımacılığının başladığı ilk yer olarak kabul eder. Bu kayıtlardaki bilgilere göre Botan ve Dicle’nin birleştiği noktada bulunması nedeniyle özellikle 10. yüzyıl boyunca el-Cezire’nin
önemli ticari şehirlerinden ve limanlarından biridir. Yapılan kazı çalışmalarında Çattepe’nin üst tabakalarında bu döneme tarihlenen çok sayıda yapı ortaya çıkartılmıştır.

Orta Çağa ait Arapça yazılı belgelerinde bahsi geçen liman yapısı ise yerleşimin güneybatı tarafında Dicle Nehri’nin kenarındadır. Doğu ve güney tarafı kısmen konglemera tabakası kazılarak inşa edilmiş olan liman yapısına höyüğün yamacında yer alan idari yapıların içerisinden
ve buradan aşağıya taş merdivenler aracılığıyla ulaşılmaktadır. Limanın arka kesiminde kalan merdivenler yüksek ve kalın bir kemerli tuğla duvarın önüne yapılmıştır. Liman yapısının Dicle Nehri’ne doğru uzanan kesimi büyük kireçtaşı bloklarla örülmüştür. Yapının üst kısmı ise tuğlalardan yapılmış bir kemerle kapatılmış olmalıdır. Bu yapı erken evrede tatlı su biriktirmek ama-
cıyla sarnıç olarak kullanılmışken, Dicle Nehri’nin daha sonraki bir aşamada yatağını değiştirmesiyle birlikte geç evrede tadilat geçirmiş ve bir liman yapısı olarak yeniden düzenlenmiştir. Duvarların üzerinde bulunan iskele babaları, kelek veya sal gibi taşıma araçlarının, yükleme ve boşaltmayı bu alanda yapmış olduklarını göstermektedir. Arap coğrafyacıların yazılı kaynaklarında bu liman kenti halkının neredeyse tamamının 915-916 yılında kılıçtan geçirilikten sonra ateşe verilerek yakıldığıbelirtilmektedir.Yapılan kazı çalışmalarında şehrin tamamını kapsayan bu yangın tahribatı açığa çıkartılmıştır. Yazılı kaynaklar aktif bir liman şehri özelliği taşıyan TellFafan’ın MS 11. yüzyıldan itibaren bu özelliğini koruyamayıp sıradan bir köy haline geldiğini göstermektedir. MS 11.-14. yüzyıllarda Selçuklu hükümdarları ise Van Bölgesi ve Kuzey Mezopotamya arasındaki stratejik önem taşıyan yolları kontrol altında tutmak amacıyla, Botan ve yan kolları üzerine köprüler ve hanlar inşa ettirmiştir. Çattepe´nin Dicle tarafında bulunan Geç Roma Dönemi surlarının bir bölümü bu dönemde tamir edilerek kullanılmıştır. Bu döneme tarihlenen yapıların büyük bölümü asma köprünün güneyinde ortaya çıkartıldı. Selçuklu Döneminden sonra Çattepe üzerinde bulunan yerleşim stratejik önemini kaybetmiş, günümüze kadar iskân edilen küçük bir köy olarak kalmıştır.

Kaynak : Aktüel Arkeoloji Dergisi


Bir cevap yazın