BİR OSMANLI BÜROKRATI VE KARİKATÜRİSTİ YUSUF FRANKO BEY

 

Yusuf Franko Bey

Bir Osmanlı bürokratı ve karikatüristi Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Merkezi (ANAMED) çok ilginç bir sergiye ev sahipliği yapıyor: “Yusuf Franko’nun İnsanları – Bir Osmanlı Bürokratının Karikatürleri”.

Imanlı bürokratı, hariciye nazırı, mutasarrıf, cemiyet adamı ve aynı zamanda bir karikatürist olan Yusuf Franko Kusa Bey’e ait karikatürler 19. yüzyıl sonunun Pera’sına, Yusuf Franko’nun da parçası olduğu sosyal çevreye, dönemin zenginlerine, yüksek cemiyet mensuplarına, Osmanlı
paşaları, Levantenler, sanatçılar ve diplomatların hiciv yüklü portrelerine odaklanıyor. Ömer M.Koç koleksiyonu’dan hazırlanan bu sıra dışı
serginin küratörlüğünü Bahattin Öztuncay yapmış. Sergi, karikatürlerin yanı sıra İstanbul’un  küresel mekânlarını, Pera’nın gelişimini ve dönemin önemli olaylarını çeşitli fotoğraf, metin ve belgelerle anlatarak ziyaretçilere kapsamlı bir deneyim sunuyor.Borda renkli kadife  giydirilmiş duvarlar.

 

 

Yusuf Franko’nun çizimiyle, Fransa büyükelçilik sekreteri Mösyö Jarosjisnski oryantal salonunda, 1886 (üstte). Ömer M. Koç Koleksiyonu’nda
bulunan Youssouf albümü..

Eski ses kayıtlarının cızırtıları, bazı
karikatürler için yapılmış özel canlandırmaların yarattığı atmosfer
izleyicileri geçmişe götürmeyi başarıyor.

Yusuf Franko 1884-1896 yılları
arasında, karikatürlerini topladığı ve bu
sergi ile ilk kez izleyici karşısına çıkan
albümüne Types & Charges adını vermiş
Karikatür kelimesinin latince “Carrus”
kökünden türemiş olduğunu, “carrus’un
araba anlamına geldiğini, arabayı yüklemek için “caricare” yüklemi
kullanıldığını, bu sözün zamanla avrupa
dillerinde dönüşerek “charge” yani suçlama, saldırı, iğneleme,hiciv, ve sorumluluğa kadar uzanıp bir yandan da
caricature”e, yani anlam yüklemeye vardığını sergiyi gezerken öğreniyoruz.
Yusuf Franko Kusa’nın İstanbul’da yıllarca Osmanlı Devleti’ne hizmet etmiş
Melkit bir ailede, 1856 yılında dünyaya geldiğini 18 yüzyılda Katolik kilisesinin himayesine giren Suriyeli, Arapça konuşan Hıristiyanlara Melkit dendiğini, Yusuf Franko’nun babası Nasri Kusa’nın
ailede devlet görevine ilk giren kişi olduğunu sergi metinlerinde yer verilen
yaşam öyküsünden anlıyoruz. Yusuf Franko’nun yaşamı, 1860’ta Lübnan’da Dürzilerin Maruni Hristiyanlara uyguladığı zulüm üzerine. Avrupa devletlerinin soruna taraf olması, 1861 yılında bölgenin Şam vilayetinden
ayrılarak doğrudan İstanbul’a bağlı olacak Hıristiyan bir mutasarrıf tarafından yönetilmesi kararı ve bu
kişinin Avrupa devletleri tarafından onaylanması şartı gibi önemli olaylar ile
çakışıyor. Asıl ilginç bilgi ise bu kararların doğrultusunda yapılan seçimler sonunda 1861-1915 yılları  arasında Lübnan’da bu görevde bulunan sekiz kişinin üçünün aynı aileye mensup olması: Nasri Kusa Paşa (1868 -1873), Naum Duhani Paşa (1892 -1902) ve Yusuf Franko Paşa (1907- 1912)
Yusuf Franko 17 yaşında devlet
görevine girmiş, Hariciye Muhaberat Dairesi müdürlüğü yapmış ve 1907’de
Lübnan’a gidene kadar Hariciye Nazırı
Tevfik Paşa’nın özel kabinesini yönetmiş. 1901 yılında Fransa ile yaşanan Midilli
Adası krizinde müzakereleri yönetip
adanın Osmanlı topraklarında kalmasında atmış oldukları önemli işler gibi karikatürü anlamayı kolaylaştıracak bilgilere yer verilmiş.

Bu açıklamalar çizimlerde yer alan detayların ve objelerin anlamlandırılmasına yardım ediyor. İzleyicinin biri olarak gidip, birçok yeni bilgiyle ve oldukça eğlenmiş olarak geri dönmesine olanak veriyor.Dönemin önemli uluslararası olaylarından biri olan ve Yusuf Franko’nun da sekretaryada görev yaptığı 1885 İstanbul Konferansı’nın adeta bir resim detayı ile çizilmiş karikatürü, sanatçının ustalığı, konferansa ait bilgiler de Osmanlı’nın Rumeli’nde yaşadığı sorunlar açısından oldukça aydınlatıcı.

Albümün son karikatürü “Kefaret” ise
üzerinde çokça düşündürtüyor. Bu çizimde albümde yer alan kişilerin bir
kısmı darağacında sallanmakta olan Yusuf Franko’nun ipini çekerken diğer
yanda aile fertlerinin ağladığı, bazı diplomatların ise kayıtsızca durumu
izlediği görülüyor. Bu betimleme Yusuf Franko’nun karikatürlerini, Osmanlı’da mizah basınının nizamnamelerle denetlenip, cezalarla engellenmeye
çalışıldığı bir dönemde yaratmış olduğunu anımsatıyor. Yusuf Franko’nun
sanatının özellikle bir devlet görevlisi
için oldukça istisnai ve riskli varlığının altını bir kez daha çiziyor. “Yusuf’un İnsanlarını Haritalandırmak” adlı çalışma sergide yer alan kişilerin birbirleri ile olan coğrafi, ailevi ve iş ilişkilerinin yakınlığını, Pera’daki parlak
yaşantıların ne kadar ilintili ve iç içe olduğunu görselleştiriyor. Serginin İstanbul İstiklal Caddesi’nde olması ise salondan çıkar çıkmaz bu insanlara ve mekânlara rastlayacakmışız duygusu yaratarak bir sanat eserinin yaşamına doğduğu coğrafyada devam etmesinin anlam ve önemi hakkında bir kez daha düşündürtüyor.


Bir cevap yazın