BEYNİNİZİ DOYDUĞUNUZA NASIL İKNA EDERSİNİZ ?
1 Kas, 2017 16:24 tarihinde eklendi

BEYNİNİZİ DOYDUĞUNUZA NASIL İKNA EDERSİNİZ ?

BEYNİNİZİ  DOYDUĞUNUZA NASIL İKNA EDERSİNİZ ?

 

BEYİN GİBİ KARMAŞIK  bir sistemde,onlarca farklı şekilde, iştah, açlık, tokluk, bağımlılık, gibi bir çok yaşamsal olay kontrol ediyor. Hal böyle olunca bu, mekanizmada her hangi bir aksaklığın ortaya çıkması bizi dolaylı yoldan çağın hastalığı obezitiye ve obezite ile birlikte gelen bir çok hastalığa götürüyor. Akla gelen soru ise şu: bu mekanizmalar beyini nasıl etkiliyor? Pozitif etkilemeyi başarabilirsek kontrolü elimizde tutabilir miyiz?

Vücudumuzun tüm faaliyetlerinin denge kurmaya ve bu dengeyi korumaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Karanlıkta daha fazla ışığın algılanabilmesi için göz bebeklerimizin büyümesi soğukta deri epitelindeki gözeneklerimizin vücut sıcaklığını korumak ve terleme ile ısı kaybını önlemek amacıyla daralması denge mekanizmasına en klişe örnekler olarak verilir. Açlık tokluk dengesinde ise bu örnekler daha komplike bir hale düşüyor.

Beynimizdeki açlık, tokluk, susuzluk iştah merkezi olarak bilinen bölüm; Hipotalamus, aynı zaman da beyin ödül sisteminin (Brain Renörotransmin  bir parçası. Yani bu demek oluyor ki. Beyin ödül sistemini etkileyen tüm uyaranlarda hipotalamusu etkileyebilir hatta hipotalamustan bağımsız olarak başka yollar üzerinden devreye girebilirler. (ÖRNEĞİN dopamin-serotonin gibi uyarıcı nörotransmitter maddeler, tat-koku algısı, stres…) Aslında en temel haliyle sindirim sistemindeki doluluk ve kan şekeri düzeylerinden etkilenen hipotalamus, mide ve bağırsak boşken veya kan şekeri düzeyi belli bir seviyenin altına inmişken “AÇLIK” mide ve bağırsaktaki doluluk, sindirim sistemi duvarlarında oluşan basınç veya kan şekerinin yükselmesi besin alımımızı yöneltiyor. Bu nedenle kan şekerinin yavaş ve kontrollü bir şekilde yükselmesi ve düşmesi ile hipolatamustaki tokluk sinyallerinin daha kararlı bir şekilde oluşmasını sağlanmış oluyor.

Aynı şekilde sindirim kanalında geniş yer kaplayacak, hacimsel açıdan doluluk sağlayabileek besinlerle (özellikle yüksek hacim düşük enerjiye sahip sebzeler, tam tahıllar, meyveler) tokluk sinyallerini uyarabiliriz.

Bunun yanı sıra sindirim sistemindeki besinlerin kalış süresinin, yani mide boşalmasının uzatılması da sindirim kanalı duvarlarına uygulanan basıncın uzun süre devam etmesini sağlayacak ve tokluk sinyalleri üretmeye devam edecektir. Bu süreyi protein, yağ, karbonhidrat öğelerinin hepsini içeren dengeli öğünlerle uzatabiliriz. Çünkü karbonhidrat grubu besinin tek başına tükedilğinde mide de kalış süreleri daha kısa, yağ ve protein grubu ile karbonhidratları dengelediğimizde tokluk hissinin kalıcılığını artırmış oluruz.

Ancak başta da söylediğimiz gibi bu temel açlık-tokluk mekanizmasının yanında değinilmesi gereken birçok değişken mevcut. Üstelik işin içine gideren bu mekanizmalar ile konu sadece “TOKLUK HİSSİ” olmaktan çıkıp “tat algısı, besin ile ödüllendirme, bağımlılık” gibi diğer beyinle ilişkili kavramları da içine alır hale geliyor.

ÖRNEĞİN son zamanlardq yapılan çalışmalar, beyinde birçok farklı görevde yer alan, en çok da psikolojik durum üzerindeki etkileri ile bilinen seroteninin hipotalamustaki iştah merkezi üzerinde etkisi olduğunu görüyoruz. Serotonin seviyelerindeki negatif değişikliğin “karbonhidrat açlığına” ( carbonhydrate craving) sebep olduğunu öne süren bilimsel gelişmeler bize, serotonin seviyeleri normal olan bireylerin daha kolay tokluk hissine ulaştıklarını ve şeker alımlarını daha iyi kontrol edebildiklerini söylüyor. Serotoninin bu etkilerini de kapsayan serotonerjik sistem’in özellikle şeker ve tatlılar ile ilgili kontrollü davranışlar üzerinde etkisi olduğunun altı çizilmiş. Ancak bu kanıtlanmış etkilerine rağmen serotonin yapay yoldan medikal anlamda uyarılması veya takviye edilmesi ile obezite tedavisinde istenen başarının elde edilememiş oluşu da dikkatlerden kaçmıyor. Bu nedenle Serotonin’in bu etkiler bilim insanları tarafından üzerinde hala çalışılan bir konu. İlerleyen dönemlerde teknoloji ve sağlık alanında gelişmeler ile bunun gibi, yaşam tarzı değişikliği ve diyet tedavilerini destekleyici, medikal takviyelerin tekrar gündeme gelmesi ihtimaller dahilinde. Serotonerjik sistem mantığında çalışan bir sisteme daha sahibiz;  Dopaminerjik Sistem. Adından da anlaşılcağı üzere Dopamin nörotransmitterinin başrolü oynadığı düzenleyici mekanizmalardan biri. Beyinde birçok önemli role sahip olan Dopamin, özellikle madde bağımlılıklarında, uyaran maddeler tarafından seviyelerinde değişikliklere yol açılması ile bağımlılıkların oluşulmasına sebep oluyor. İştah mekanizmasında da tıpkı serotonin’ de olduğu gibi Dopamin seviyelerindeki azalma ile “karbonhidrat açlığı” nın tetikleniyor. Dopamin eksikliğinin iştah kontrolü üzerindeki etkinliğini görmek için yapılan çalışmalar arasında dikkat eksikliği ve hiperaktiviteye sahip bireylerdeki iştah mekanizmalarının incelenmesi belki de en ilgi çekici olanı. Çünkü Dopamin eksikliği, dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin temel göstergelerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Bu biriylerde, her ne kadar hiperaktivite kişiyi enerji harcamaya itse de, bu kişiler de şaşırtıcı düzeyde obizeteye eğilim görülmüş. Tersinir ilişki olarak bakıldığında ise aynı şekilde obez biyerlerde dikkat eksikliği ve hiparaktivite görülme sıklığı oldukça yüksek bulunmuş. Sonuçlar bizi yine bir kısır döngüye götürüyor ancak bu iki mekanizmanın birbirini etkilediği ve Depamin’in iştah ve obezite üzerinde önemli bir rolü olduğu açık. Obezetenin her aşamasında beyin ile ilişki kuruldukça, bilim çevreleri, obezitenin patofizyolojisini beyin ve sinir sisteminde aramaya başladılar. Kim bilir belki de yıllar sonra obezite nörolejik bir hastalık olarak kabul edilir, ne dersiniz ?

 

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *