Aile Huzuru Nedir?

Toplum

Aile Nedir?

Aile, toplumu oluşturan en küçük birimdir. Çekirdek aile anne-bana çocuklardan, geniş aile de bunlarla birlikte büyükbaba, büyükanne gibi yakın arabaların birlikte yaşamaları ile oluşur. Aile toplum yapısının küçük modelidir. Sağlam aile yapısı sağlam toplumun önemli bir göstergesidir. Çünkü aile, karşılıksız sevgi ve fedakarlığın ilk ve en yoğun hissedildiği; bilgi ve görgünün, örf ve adetlerin yalın biçimde öğrenildiği, hayata ilişkin en önemli kodların yüklenildiği yerdir.

Ailenin Oluşumu

Ey gençler sizden evlenmeye güç yetirenler evlensin. (Buhari, “Nikah”, 3)

Ailenin oluşumu önce anne ve babanın bir araya gelmesiyle başlar.Daha sonra buna çocuklar eklenir. Anne babanın bir araya  gelmesi evlilik ilişkisiyle oluşur. Evlilik amacı olmaksızın bir araya gelen anne ve baba adaylarının birlikteliği aile olarak nitelenmez. Çünkü aile birlikteliği, geçici heves veya ihtiyaçların karşılanması amacıyla değil, ölünceye dek üzüntü veya sevinçleri birlikte paylaşmak, ortaya çıkabilecek tüm zorluklarla birlikte paylaşmak niyetiyle bir araya gelmeyi gerektirir. Bu yüzden evlilik kararını vermek büyük cesaret gerektirir, evliliği sürdürmek de büyük kararlılık.

Kuran-ı Kerim’de ve Peygamberimizin hadislerinde evlenip aile kurmak tavsiye edilmiştir. İslam dininin kadın ve erkek ile ilgili genel prensibi, birbirlerinden uzak kalmaları değil, Allah’ın koyduğu sınırlar çerçevesinde birlikte yaşamalarıdır.

Toplumun temelini oluşturan aileyi kuracak fertlerin taşıması gereken özelliklerle çok önem verilmesi gerekir. Zira bu fertler birbirlerinde huzur ve sükûn bulup (Rûm, 30/21),birbirlerine elbise olacaklardır.(Bakara, 2/187) Buradaki elbise benzetmesi çok dikkat çekicidir. Elbise, kışın soğuktan yazın da sıcaktan korur.Evlilikte eşler de iyi veya kötü (zor) günde beraber olacaklardır. Elbise vücudun yüzeyinde hoş gözükmeyen yara bere izlerini görüntüleri örter, dışarıyı rahatsız etmeyecek bir görüntü sağlar,  ayrıca kişiyi süsler, güzelleştirir. Eşler de birbirinin kötü huylarını, özelliklerini gizleyip yok edecek iyi yönleri ortaya çıkaracaktır. Elbise mahrem yerlerini örter, günahtan korur. Eşler de birbirlerini için öyle bir örtü olacak ki bu örtü onları günahlardan koruyacak. Yani, eşler birbirlerine çok işlevsel birer elbise gibi olacaklardır.

Birbirinde huzur ve sükûn bulunacak ve birbirlerine elbise olacak aynı zamanda toplum için çok önemli olan bir kurumu, aileyi kuracak eşlerde  aranacak özellikler ne olmalıdır?

Peygamber Efendimiz bunun ölçütlerini vermektedir:

“Dünyanın hepsi meta, eşyadır. Dünyanın en hayırlı varlığı ise saliha bir kadındır.”(Nesai, “Nikâh”, 15; Müslim,” Rada'”, 64)

“Kadın dört özelliğinden dolayı nikâhlanır:

Malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı; eli toprak olasıca (hayır bulasıca), sen dindar olanını tercih et.”

(Buhari ,”Nikâh”,16; Müslim, “Rada”,53)

Peygamberimizin kadın için saydığı bu özellikler erkeklere de dönüştürülebilir:
Bir kadın için en hayırlı varlık salih bir eştir.

Kadınlar bir erkeğin evlenme teklifini dört özelliğinden dolayı kabul edebilir:

1- Yakışıklılığı

2- Zenginliği

3- Asaleti 

4- Dindarlığı

Kadınların yapması gereken dindar ve iyi huylu olanını kabul etmesidir.

Niçin evlenilecek kişide aranacak özelliklerden en önemlisinin dindarlık, dindarlığın da içinde bulunması gereken iyi huy ve güzel ahlâkın, olduğu konusu üzerinde biraz durmak gerekir. Soyluluk; zenginlik veya güzellik/yakışıklılık Kadın ve erkeğin birbirine yakınlaşmaları için kendiliğinden cazip özelliklerdir. Bu özellikler çoğu zaman bireyin iradi çabası olamadan kazanılır. Yani soyluluk ve güzellik kişinin kendi çabası ile kazandığı bir özellik değildir. Zenginliğin de büyük kısmı aile zenginliğinden gelir. Bu özellikleri olan kişinin evliliği süresince eşine nasıl davranacağını, ailenin gelecekte karşılaşacağı olaylara nasıl tepki vereceğini anlamak kolay olmaz. Ama dindarlık, iyi huy ve güzel ahlâk kişinin kendi kazanımıdır. Dolayısı ile bu kişinin neleri yapacağı veya yapmayacağını önceden tahmin etmek mümkündür. Çünkü onun davranışlarını yönlendiren inanç ve ilkeler bellidir.

Haramlardan ve yanlışlardan kendisini koruyan kişinin, eşinin ve çocuklarınnın aleyhine sonuçları olacak işlere girmesi ve aileyi kötü bir geleceğe sürüklemesi beklenmez. Dindar ve huyu güzel bir aday, evlilik kararını verirken karşı tarafa büyük güven verir.

Atalarımızın da dediği gibi;

Kendi güzele doyulmuş, huyu güzele doyulmamış.”

Burada evlenilecek kişilerde aranacak bu özelliklerden (zengin,güzel/yakışıklı, asıl ve dindar-iyi huylu) birbiriyle örtüşebileceği de göz ardı edilmemelidir. Bir insan hem zengin, hem güzel/yakışıklı, hem de dindar olabilir. Bu durumda karar vermek daha kolay olmaktadır.

Peygamberimizin tavsiyesi, özellikle bu özelliklerin örtüşmediği hatta çeliştiği durumlarda  büyük önem taşımaktadır. Dindar insanların, dine kayıtsız güzel/yakışıklı veya zengin kişilerden uzak durmaları, onların cezbedici bu özelliklerine kapılmamaları, aile saadetler bakımından fevkalâde önemlidir. Zenginlik iflas, kumar v.s gibi nedenlerle elden gidebilir, güzellik de zamana karşı dayanıksızdır ama dindarlık öyle değil.

Bu yüzden kadın ve erkek bir ömür boyu birlikte yaşamayı düşündükleri eşleri seçerken önceliklerini iyi belirlemelidirler ki, sonuçta daha az hayal kırıklığı, daha çok mutluluk bulsunlar. Kendisinde  olmayan özellikleri başkasınınkiyle kapatma arzusu, bu düşünceyle kendisine denk olmayan kişilerle evlenme girişimi, mutluluk getirmesi beklenen evliliği kötü bir kâbusa dönüştürebilir.

Ailenin Önemi

Aile, kötülüklerin barınmadığı en muhteşem ve sağlam kaledir. (Andrew Wilson)

Eşlerin seçimine gösterilecek özen, kişilerin mutluluğu kadar aile kurumunun sürekliliği ve sağlamlılığı bakımından da önemlidir. Güçlü bir aile yapısı da toplumun gücünü ortaya koyar.
Ailenin en önemli özelliklerinden birisi, neslin devamının güvenli bir biçimde sağlamasıdır. Aile kurumunun zayıf ve değersiz olduğu toplumlar da, sağlıklı bireyler yetiştirmek pek kolay değildir.
Batı toplumlarında nüfus hızla yaşlanmaktadır.

Aile kurmadan günlük geçici ilişkilerle yaşayan bireyler, çocuk yapma ve çocuk yetiştirme sorumluluğunu tek başlarına yürütmek istememektedirler. Bu da toplumun devamını sağlayacak, ihtiyaçların karşılanması amacıyla gerekli üretimi gerçekleştirecek yeterli yeni neslin yetişmemesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle bu ülkeler aile kurumunu yeniden canlandırma ve değerli kılma politikaları uygulamakta, çocuk yapıp büyüten ailelere özel teşvikler vermektedirler.

Günümüzde yakınlaşma önemli bir problemdir. İnsanda psikolojik (ruhsal) veya biyolojik (bedensel) problemlere sebep olabilir. İnsan mutluluğunu da,üzüntüsünü de birileriyle paylaşmak ister. Aile ortamı, eşler arasında veya anne-baba  ve çocuklar arasında, çocukların birbirleriyle sevinç ve üzüntülerini paylaşma ihtiyacını karşılar, yalnızlaşmadan korur. Aile fertlerinin birbirlerine maddî ve manevî destek ve dayanışma içerisinde olmasını sağlar.

Aile  Toplum  Dünya – İlişkisi

İyi bir aile kurumu sadece bugünümüz için ve kendini oluşturan bir kaç üye değil, bulunduğu toplum, ülke ve hatta dünya için önemlidir. Aileler neslin yeniden üretildiği merkezlerdir. İyi bir nesil de ancak iyi oluşturulmuş ailelerden meydana gelir. Yani neslin yetiştirilmesinde ailelere düşen sorumluluk büyüktür.

Toplum için önemli olan, herhangi bir fert değil, o toplumun devamını sağlayacak, kurallara uygun yaşayan, ortak amaçlada uygun çaba gösteren, çevresindekilere sürekli bedel ödetmeyen, elinden geldiğince, yetenekleri ölçüsünce katkı  sağlayan bireyler yetiştirmektir.

İki ayrı aile düşünün, ikisinin de henüz dünyadan habersiz ve herşeyi ile başkalarına muhtaç birer küçük bebeği var. İkisinden de sevecen, üretken işbirlikçi, insan ve hayvanları seven, çevreye duyarlı, hak-hukuk bilen, adaletli, görevinin bilincinde, sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmesi bekleniyor.

Bunlarda birisi çok titiz davranıyor, bebeğini iyi bir insana dönüştürmek için gereken tüm özeni gösteriyor, tüm imkânları kullanıyor ve bu amaçla gerekli tedbirleri alıyor. Diğeri ise rastgele büyütüyor.

Dahası “Saldım çayıra, Mevla’m
kayıra.” diyor.

İkisinin yetiştirdiği çocuk bir olur mu?

Her ne kadar sapmalar olabilirse de, birinci ailenin çocuğunun istenilen özelliklere daha yakın olma ihtimali büyüktür.

Anneler babalar kendilerine emanet olan çocuklarının hem beden hem de ruh sağlığını ancak mutlu bir aile ortamında koruyabilirler.

Ailenin Korunması

Hem birey hem de toplumun huzur ve mutluluğu için ailenin korunması son derece önemlidir. Ailenin korunması , evliliği teşvik etmek ve ailenin dağılmasını önleyici tedbirler almakla olur. Bunun için herkesin sorumlu davranması gerekir.

Ailenin kurulması ve korunmasını tehdit eden en büyük tehlikelerin başında zina ve fuhuş gelmektedir. Dinimiz zinayı kesin biçimde yasaklamıştır. Birçok toplumlarda zina ve fuhuş özendirici değil, kınayıcı ve dışlayıcı tutum ve davranışlar saygınlık taşımaktadır. Zina ve fuhuş  ahlâken kınandığı gibi hukuken de uygun görülmeyen faaliyetler arasındadır.

Aileyi tehdit eden bir diğer unsur, aile içi şiddettir. Sözlü iletişim ve diyalogla sorunlarını çözümlenemediği yerde şiddet devreye girer. Şiddet, sorunlara çözüm bulma yolu değil, taraflardan birinin diğerine baskı kurmasıdır. Başka bir deyişle şiddet, haksız yere güç kullanımıdır. Bütün şiddet türleri yıkıcıdır. En yıkıcı olanı aile içi şiddettir. Çünkü bireylerin kendilerini en çok güvende hissettikleri kurumun aile olması beklenir. Bu ortamda şiddet gören bireylerin umutları çöker, güvenleri kaybolur. Kişilikleri şiddet görerek tahrip olan bu bireyilerin  toplumun diğer bireylerine veya kurumlarına güvenmesi pek kolay olmaz. Eşlerin…

Ailede Görevler

“En hayırlınız, ailesine hayırlı olandır.”
(Tirmizi, “Rada”, 11)

Aileyi oluşturan üyeler genelde; anne, baba ve çocuklardır. Ailenin, tüm fertler için huzur kaynağı hâline dönüşmesi için, aileyi oluşturan fertlerinde görev ve sorumluluklarının gereklerini yerine getirmeleri gerekir.

Ailedeki sorumluluklar ve haklar konusunda hem Yüce Allah C.C hem de Peygamber s.a.v Efendimiz bizi uyarmıştır:

“Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır.”

Bakara Suresi : 228. Ayet

” (Ey erkekler) Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi kadınlarınının da sizin üzerinizde hakları vardır.

(” Tirmizi, “Tefsir”, 10)

Ailedeki görev ve sorumluluklar genelde;

1- Eşlerin birbirlerine karşı görev ve sorumlulukları,
2- Ebeveynin çocuklarına karşı sorumluları
3- Çocukların da anne ve babalarına ve birbirlerine karşı görev ve sorumlulukları
4- Çocukların birbirlerine karşı sorumluları

Eşlerin Birbirleri Üzerinde Görev Ve Sorumlulukları Nelerdir?

Erkeğin tüm aile fertlerine karşı önemli bir görevi, helâlinden nafakakarını sağlamaktır. Bir erkek için aile kurmanın en önemli şartılarından biri, kendisinin yanı sıra evleneceği kişiyle birlikte kuracağı ailenin geçimini sağlayabilecek bir gelire sahip olmaktır. Böyle bir gelir elde etme imkânı olmayan birisinin uzun soluklu bir aile kurması zordur. Peygamberimiz s.a.v aile için harcanan paranın hayır için harcanmış faziletli bir para olduğunu buyurmaktadır.

(Müslim, “Zekat”, 39)

Harcama konusunda ne cimrilik ne de israf edilmelidir.

Ayrıca, erkek kadına kaba davranmamalı; hiçbir şekilde şiddet uygulamamalıdır.

Kadın ailenin ama kurucusudur. Tüm yetenek ve imkanları ile eşinin yanında olmalı, eşinin ailesinin bütünlüğü için yaptıklarını takdir etmeli, meşru taleplerini karşılamaya özen göstermelidir.

“Bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, iffetini korur, bir de  kocasına saygı gösterirse, ona ‘Haydi, cennetin hangi kapısından istersen gir’ denilir.”
(Ahmed b. Hanbel , Müsbet, I, 191)

Aile ortamında hangi işlerin kadınlar hangilerinin de erkekler tarafından yapılacağı, dinî bir sorumluluktan ziyade kültürel olarak belirlenebilir. Çünkü farklı Müslüman topluluklarında kadın ile erkek arasındaki işbölümü; iklime, üretim şartlarına ve kültürel değerlere göre farklılık göstermektedir.

Çalışmak, çalışma kabiliyeti olan herkesin görevidir. Bu görevin yapılmasında cinsiyet farklılığı temel belirleyici değildir.

Anne – Babanın Çocuklarına Karşı Görev Ve Sorumlulukları Nelerdir?

Anne-babanın çocuğuna karşı görevi; dodoğduğunda güzel anlam içeren, alay konusu olmayacak bir isim koyması ile başlamaktadır.

Ardından, imkânları el verdiği ölçüde iyi giydirmek, iyi beslemek, güzel terbiye etmek, dinini öğretmek, aralarında cinsiyet ayırımı yapmamak, adil davranmak, iyi bir eğitim vermek veya meslek sahibi etmek, evlendirmek v.b gelmektedir.

Sevgili Peygamberimiz s.a.v Efendimiz

“Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.”

(Tirmizi, “Birr”, 33)

Güzel terbiye içinde güzel örnek olmak gerekir. Çocuğa “yapma, etme” demekten, örnekler vermekten ziyade örnek olmak gerekmektedir. Çocukların nasihatten çok iyi örneklere ihtiyacı vardır.

Abdullah B.Amr R.A Anlatıyor:

“Ben küçüktüm, Peygamberimizin evimizde bulunduğu bir günde, annem beni: “Gel sana bir şey vereceğim” diye çağırdı.

Peygamberimiz Anneme:

“Çocuğa ne vermek istedin?” diye sordu. Annem: “Hurma vereceğim.” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Eğer çocuğu aldatıp ona bir şey vermeyeydin, sana bir yalan günahı yazılırdı.”

(Ebu Dâvud, “Edeb”, 88) buyurdu.”

Peygamberimiz burada önemli bir uyarıda bulunmuştur. Bu uyarı; anne-babaların yapmayacakları şeyleri çocuklarına vaat etmemeleridir. Aksi takdirde hem anne-babalar yalan söyleme gibi bir günahı işlemiş, hem de bu davranışları ile çocuklara kötü örnek olup, onların ahlâkı üzerinde olumsuz etki yapmış olmaktadır.
Çocuklar ailelere Allah’ın birer emanetidir. Ebeveyn çocuğu kendi malı gibi düşünüp, onun üzerinde istediği tasarrufu yapabileceğini düşünmemelidir.

Çocuğuna huzurlu bir aile ortamı sağlamak, anne-babanın en genel görevidir. Zira, huzurlu bir aile ortamı, çocuğun eğitimi ve kişilik gelişimi için çok önemlidir.

Anne-babalar çocuklarına olan görevlerini yerine getirip, onları iyi yetiştirmekle bir taraftan onlara karşı sorumluluklarını yerine getirmekte diğer taraftan  da kendilerine karşı iyilik etmektedirler. Şüphesiz, görevini hakkında yerine getirenler, sadece bu dünyada değil, ahirette de yaptıklarının karşılığını görecektirler.

Peygamber Efendimiz;

“Geride kendisine dua edecek hayırlı çocuk bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz, kendisine sürekli olarak hayır yazılır.” (Ebu Dâvud, “Vesaye”,14)

Çocukların Anne-Babalarına 

Karşı Görev Ve Sorumlulukları Neler?

Yüce Allah Celle Celalühü buyuruyor ki;

“Biz insana ana babasına iyilik yapmasını da tavsiye ettik.”

(Lokman, 31/14)

Çocukların ebeveynlerine karşı en önemli görevleri onlara karşı iyilik ya da iyilikle muameledir.

Peygamber Efendimize “Allah’ın katında en sevgili amel hangisidir?” diye sorulduğunda;

“Vaktinde eda edilen namazlar, namazdan sonra ana-babaya iyilik etmektir.” buyurmuştur.

(Buhari, “Mevâkît” 5, “Edeb”, 1; Müslim, “İman”, 137-139)

Çocukların Birbirlerine Karşı Sorumlulukları Nelerdir?

Çocukların anne babalarına karşı görevleri  yanında birbirlerine karşı da görevleri vardır. Kardeşler birbirlerine karşılıklı iyi davranış ve dayanışma içinde olmalıdır.Büyük küçüğe merhamet etmeli, seçmeli, korumalı küçük de büyüğe itaati etmeli ve saygı göstermelidir.

Huzurlu Bir Aile Oluşturmak İçin Ne Olmalı / Ne Olmamalı?

Karşılıklı Sabır Ve Hoşgörü Olmalı
“Bir deliye bir veli rolü”

Rivayete göre, Ebu Müslim’ e evlilikte huzurun nasıl sağlanacağı ile ilgili sorulur. O da şu formülü verir:
“Bir deliye bir veli rolü.”  “Evde bey kızdığında hanım karşılık vermeyip kızgınlığın geçmesini bekler. Hanım öfkelendiğinde de bey karşılık vermeyip sakince bekler. İşte buna, bir deliye bir veli rolü denir. Çünkü insan kızınca deli olur. Deli insana o halinde cevap verilmez, sükûtla mukabele edilir. Huzur böyle sağlanır. Yoksa, içinden çıkılmaz bir hâl alır.”

Çoğu kez, iki kardeşin huyu, alışkanlıkları, zevkleri birbiriyle uyuşmaz. Evlilikte ise cinsi farklı ; muhtemelen zevkleri ve birçok  alışkanlıkları farklı iki insanın birlikteliği söz konusudur. Her ne kadar önceden tanıyor ve tanışıyor olsalar da, iki insan evlendiklerini birbirlerini tam olarak tanırlar. Tanıma esnasında ve sonrasında eşler, aralarında geçimsizlik olduğunda, birbirlerinin hoşlanmadıkları, sevmedikleri yönlerini ortaya çıktığında aceleci davranmamalı, ilişkiyi zira sokmamalı, birbirlerine karşı sabırla yaklaşmalıdırlar.

Peygamberimiz bir hadisinde;

” İman eden erkek, iman etmiş bir kadınla (insan hoşlanmadığı bir huydan dolayı) kızmasın. Çünkü onun bir huyundan hoşlanmıyorsa  diğer huyundan hoşlanabilir.

(Müslim ,”Rada’ “18)

Aynı konuda Allah C.C ‘da bizleri uyarmaktadır:

“Onlarla (kadınlarınızla) iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız  bilin ki Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.”

Nisa, 4/19

Bu kadın erkek iki taraf için de geçerlidir. Sabredilirse hoşlanılmayan şey değişip hoşlanılan bir şeye dönüşebilir. Bu yüzden evlilikte sabır şarttır.

Kusurları Gören Değil Örten Olmalı

Her güzelin bir kusuru vardır.

Yüce Allah C.C;

“Eşler birbirlerinin elbisesidir.”

(Bakara, 2/187) buyurmuştur.

Yani eşler birbirlerinin örtüsüdür. Örtme, hem dışa karşı hem de aile içinde olmalıdır.

Kusursuz kul olmaz. Kadın ya da erkek sürekli karşı tarafta kusur aramamalı, gördükleri kusuru mümkünde kendileri gidermeye çalışmalıdır.

Atalarımız Ne Demiş;

“Kusursuz kul olmaz.” demiştir.

Eşlerde kişilikten, fizyolojiden, yetişmeden, çevrenden v.s kaynaklanan kusurlar olabilir. Bunların bir kısmı konuşularak, öğretilerek ve ya bir başka yolla düzeltilip, giderilebilir. Giderilemeyenler de büyük bir sorun yaratmıyorsa örtülmelidir.

Eşler birbirlerinin kusurlarını arama yerine, iyi yönlerini arama, bulma ve ortaya çıkarmaya yardımcı olmalıdır. Birbirlerini eleştirebilirler, ama eleştiri mutlaka yapmaya yönelik olmalıdır, yıkmaya değil.

İlişkilerde Karşılıklılık Esas Olmalı /
Törpülenmeli

Keser olup ‘hep bana,hep bana’ deme, testere ol ‘bir sana, bir bana’ de.

Bir çark düşünün. Bu çarkın iyi işlemesi, iyi dönmesi için çarkı oluşturan dişlileri birbiri ile uyum içinde olması gereklidir. Dişlerden biri büyük, onu döndürecek yuva küçükse bu çark dönmez. Dönmesi için dişli küçülecek ya da yuva büyüyecek/genişleyecektir. Evlilik de böyledir. Eşlerin birbirlerine karşı sivrilikleri olabilir. Bu durumda evliliğin yürümesi için iki taraftan da sivriliklerin törpülenmesi, uygun hâlâ getirilmesi gerekir. Aynı evde, aynı anne-baba terbiyesiyle  büyümüş, aynı imkânlara sahip ve aynı cinsiyetteki iki kardeşin bile birbirlerinden farklı özellikleri, zevkleri vardır. Bazen birlikte yapacakları işlerde birbiriyle uyuşmazlar. Kaldı ki, iki ayrı ailede büyümüş, belki de kültürleri, gelenekleri, kadına ve erkeğe bakışları farklı olan iki ayrı cinsin ömür boyu birlikte olmak üzere bir araya geldikleri evlilik ortamında zaman zaman uyuşmazlıkların olması kaçınılmazdır. Bu uyuyuşmazlıklarda iki tarafın da karşılıklı olarak törpülenmeleri, az ya da çok, mutlaka gerekecektir.

Eşlerden biri bir taraftan ‘Ben büyük, beni böyle kabul et!” derken diğer taraftan da “Seni böyle istemiyorum, şu huyunu sevmiyorum böyle değiş!” diyorsa, bu ailede huzur pek mümkün değildir. Eşler zaman zaman empati yapmalı yani kendini karşındakinin yerine koyabilmelidir. Sadece kendi isteklerini değil, karşısındakinin isteklerini de dikkate almalıdır.

Kanaatkâr Olmalı, Hep ‘Yok’a Odaklanmamalı…

Kanaat tükenmeyen hazinedir.
İhtiyaçların sınırsız olduğu söylenir. Gerçekten ihtiyacın tam olarak çözülemez. Kalacak bir yeri olmayıp sokakta yaşayan bir kişi için, en önemli ihtiyaç başını sokacağı bir mekândır. Dar gelirli ve kirada oturan birisi için iki göz ev almaktır. İdare eder diyecek kadar evi olan birisi için ihtiyaç yazlık bir ev olabilir, yazlık evi olanın da başka bir şey. Kısaca, ihtiyaç kişilere göre değişir ve dün yeni bir ihtiyaç olarak görülen bir şey bugün alışkanlık olabilir, dün hayel edilmeyen/ edilemeyen bir şey ise bugün ihtiyaç olabilir. Bütün insanlar için geçerli olacak bir ihtiyaç sıralaması yapmak çok zor bir iştir. İhtiyaçlar, kişiye, zamana ve kültüre bağlı olarak sürekli değişiklik gösterir.
Dolayısıyla var olana bakıp şükretmeli, sürekli var olmayana takılıp üzülmemelidir.

Sevgi ve Takdir Sözleri Olmalı

Sevginizi içinizden değil dışınızdan; kendinize değil karşınıza söyleyin.
Güzel ve gönül alıcı söz ve davranışlar, en sert mizaçlı kişiden en romantik kişiye, en küçüğünden en yaşlısına kadar herkesin hoşuna gider. Farklı dozajlarda, miktarlarda da olsa sevgi sözcükleri insanların ihtiyaçlarıdır. Beden yaşlanır ama ruh yaşlanmaz. İnsanda hep bir çocuk ruhu, çocuk yönü vardır. Sevgi merhamete, tıpkı küçük bir çocuğun olduğu gibi, tüm insanların ihtiyacı vardır.

Evlilikte eşler daima birbirlerine muhabbetli ve sevgi dolu sözler söylemelidir. Beğendiği davranışlarını ifade etmeli, yaptığı işleri, başarıları görmezden gelmeyip takdir etmelidir.

Eşlerin birbirlerine muhabbetli davranışı için Peygamber Efendimiz s.a.v buyurmuştur ki;

” Eşinin ağzına koyacağın bir lokma bile senin için sadakadır.”
(Buhari,” İman”,41) buyurmuştur.

Eşi Ailesinden Soyutlamamalı…

Gülü seven, dönemine katlanır.
Evlilik ilişkisi yürütülürken eş ailesinden soyutlanarak tek başına var sayılmamalıdır. Bazen sebepsiz yere, belki de bu işin doğası gereği ezeli bir çekişme olarak bilinen gelin kaynana durumu taraflar birbirlerinin ailesinden hoşlanmayabilirler, hatta antipatileri de oluşabilir.

Haklı sebepleri de olsa, evlilikte bir taraf karşı tarafın, ailesine karşı göstereceği nezaketsiz tavra ve kötü sözlere çok kırılır. Çoğu kez de bu kırıcı söz ya da davranış unutulmaz ve yeri geldikçe ısıtılıp sunulur; “Sen benim aileme şöyle söylemiştin, böyle davranmıştın.”

Evli çiftler iki şekilde empati yapmalıdırlar.

Birincisi, kendi ailesine nasıl davranılmasını istiyorsa eşinin ailesine, anne babasına da öyle davranmalıdır.

İkincisi de, damatsa bir gün kendisinin de damadının olacağını, gelinse kendisinin de gelininin olacağını düşünmeli ve kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa öyle davranmaya özen göstermelidir…

Atalarımız evli çiftlere, “Dört atanın hakkı birdir.” diyerek eşlerin anne, babasının kendisininki gibi  görmeyi ve öyle davranmayı öğütlemişlerdir.

‘Biz’ Olmalı

Hepimiz birimiz, birimiz hepimizi içindir.

Ailede ilişkilerinin sağlıklı yürümesi, aileyi oluşturan bireylerin “ben”liklerinden/bencilliklerinden sıyrılarak “biz bilinci” oluşturmaları ile doğrudan ilişkilidir. “Sen” “ben” tutumu ailede huzurun değil olsa huzursuzluğun kaynağı olur.

Ailenin gelir giderleri konusunda eşlerin birbirlerinden gizlisi saklısı olmamalıdır. Eşler birbirlerinin harcamalarını sürekli sorgulayarak , karşı tarafın bir kısım ihtiyaçlarını gizlice gidermesine sebep olmamalıdır. Eşinizin her harcamasını sorgularsanız,o da sizden saklamaya başlar. Aşırı olmayan harcamalarda anlayış göstermeli, kadın ve erkeğin ihtiyaç sıralamasının farklılaşabileceği gözardı edilmemelidir.

Evlilikte biz olmak, tek başına hareket etmeyi, kararları tek başına alıp diğerlerine dikte etmemeyi, bir tarafın arzu ve isteklerini önceleyip diğer tarafı ihmal etmemeyi gerektirir.

Birlikte karar verip, birlikte hareket etmek  hem kişinin kendini değerli görmesine hem de daha yapıcı fikirlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Temizlik Olmalı

“Şüphesiz ki Allah, çokça tövbe edenleri ve iyice temizlenenleri sever.”

(Bakara, 2/222)

Evlilikte, temizliği ve tertibi/düzeni genel (ev)  ve kişisel olarak ikiye ayırabiliriz. Ev halkının tümü için ev temizliği, özellikle mutfak, banyo ve tuvalet,çok önemlidir.Temizlik herşeyden önce hijyen ve sağlık için sonra da psikolojik nedenlerle gereklidir. Temiz bile olsa  dağınık,havalanmamış bir odada da oturmak, tüm oturanları farkına  varmadan huzursuz ve gergin edebilir. Dolayısı ile genel temizlik ve tertibin aile huzuru açısından önemi büyüktür.

Genel temizlikte dikkat edilmesi gerek bir nokta, ne hastalık derecesinde vesveseli ve titiz ne de çok vurdumduymaz olunmalıdır.

Kişisel temizlik öncelikle beden, saç-baş ve ağız-diş temizliği ile kıyafet temizliğinden oluşur…

Eşlerin birbirine pahalı parfüm kokması  gerekmez, su ve sabun kokmaları yeterlidir. Bu kişinin karşısındakine olduğu kadar kendisine saygının da gereğidir.

Kadın ev halkını, özellikle eşini kirli paslı değil, eli-yüzü temiz; temizlik yaptığı kıyafetlerle değil, temiz kıyafetlerle; yemek ve ter kokan bir şekilde değil su,sabun, kolonya kokan; saçı başı dağınık değil taralı ,tokalı; yaşmağı soluk ve oynadı sökük değil, düzgün bir şekilde karşılanmalıdır.

Peygamber Efendimiz s.a.v buyurdu ki;

“Evinize dönerken gece ansızın eve görmediniz. Aileniz saçlarını tarasın, düzeltsin, yapması gereken temizliğibu yapsın.”(Müslim, “Rada’ ” , 57) diye buyurarak kadının eşine nasıl karşılaması gerektiğini bildirmektedir.

Temizlikten göz, beyin, kalp etkilenir. Göz fotoğraf makinesi gibidir, gördüğünü çeker ve beyne yerleştirir. Kalp de bu görüntüyü duygulara dönüştürür; bu görüntüler sempati ya da antipati duyguları oluşturur. Temiz bir beden veya temiz bir ev beyne kaydedilmiş fotoğraftır. Aile bireyleri birbirlerine, bakmaktan hoşlanacakları ve sürekli görmek isteyecekleri, güzel fotoğraflar vermelidir…

Kaynak : Dr. Zekiye Demi

Sizler İçin Yazıp Kaleme Aldım Bu Konu…

İnşaallah yararlı ve faydalı olur… Evlilik öncesindeki seçimlerde ve evliliklerde…

Es- Selamu Aleyküm ve Rahmetullah

Ebeden Daima…

Dualarınızı Eksik Etmeyin….

Www.acikve.net

Www.instagram.com/acikvnet

Www.twitter.com/acikve_net

Www.facebook.com/acikvenetinternet

Bir cevap yazın