ACI

 

Seni de vururlar bir gün ey acı!
Uçuşup durduğun kanatlarından
Sazın, sözün, türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsın..
Şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı!
Gül açan yüzlerimizde,
göğeriyor rengin senide biz seni
tâ eskiden tanırız…
Hani göğüslerimize taş olur inerdin,
Avuçlarımızda Hira dağıydın,
Al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde…
Akdeniz rüzgarlarına karışan sendin biliyorum…
Hiçbir tarih yazmayacak ve bir
sır gibi kalacak!
Yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize
mitralyözlerin Washingtondan ayarlandığını
Seni de yakarlar bir gün ey acı!
Bir Taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutmaz…
Çığlıkların çağlar aşar duymazsınve ben biliyorum.
Örümceği, mağarayı, güvercini, Asâyı ve İbrahim’in baltasını,
Biliyorum nereden başladı bu kesik dans
Ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü insanlar kim?
Kim kimin yanında!
Kim kimin karşısında!
Meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim,
Üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız,
Çantasında kimin fotoğrafını taşıyo,r
Kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar,
Neden gülüyorlar?
Seni de vururlar bir gün ey acı
Filistin’de sapan taşlı çocuklar,
Dalın, kolun, fidelerin budanır,
Kuru bir kütükle kalakalırsın,
Öyle bakmayın balkonlarınızdan,
Fırat Nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
Damarlarımızı yırtıyor…
Tuna nehri, onulmaz Boşnak sızıları
pompalıyor yüreğimize,
Plevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
Çeçenya’da yiğitler
inancın emeğin / ve aşk’ın
kılcal damarlarına ulanıp sustular…ve ne
Bağdat’tan ne
Şam’dan ne
Mekke’den ne
Diyarıbekir’den ne
İstanbul’dan ne
Buhara’dan
Bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
duymuyor ,seni de vururlar bir gün ey acı!
Halepçe’de soldurulmuş gül gibi
bu sevdaya düşsen,
Sen de yanarsın
suskun, sıcak, uzun yaz geceleri ve siz…
Ey analar!
Hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler
söylerdiniz …
Hani siz, Fatihler doğururdunuz…
Gelin kızların giysileri kirletildi
çocuklar hep yetim kaldı,
Elem yecidke yetimen feava’ve ben biliyorum
ben biliyorum…
İstanbul’un
Bağdat’ın
Diyarıbekir’in
Mekke’nin
Buhara’nın
Birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü; sonra
Ey insan!
Ey insanlık!
Ayağa kalk!
Kolları ve bacakları budanmış delikanlıları,
Boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları,
Gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
çocukları!
Gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin…
Ve bir gün!
Bu dünya…
Gül bahçesine dönecek
Bunu böyle bilin;
Ve
Unutmayın..
Ferman Karaçam

 

Www.acikve.net
Www.instagram.com/acikvnet
Www.twitter.com/acikve_net
Www.facebokk.com/acikvenet

 


Bir cevap yazın