8 Haziran 632 Son Peygamber Muhammed Mustafa (sav) Efendimizin Vefatı

Peygamberimiz Ümmetiyle Vedalaşıyor...

Fahr-i Alem hazretleri hastalığından dolayı takatsiz olduğu halde, bir tarafından Fald bin Abbas R.A, diğer tarafından Ali bin Ebi Talip R.A hazretleri kendisini tutarak mindere çıkıp oturdu.

Cenab-ı Hakk' hamd ettikten sonra:

"Ey insanlar! Her kimin arkasına vurmuş isem, işte arkam gelsin vursun, ödeşelim. Her kimin alacağı var ise, işte malım gelsin alsın" buyurdu.

Sonra Fahr-ı Âlem minberden inip öğle namazını kıldı ve yine minbere çıkıp evvelki sözünü tekrarladı.

Bu defa  bir adam çıktı, kendisinden üç dirhem alacağı olduğu iddiasında bulundu. Efendimiz, onu derhal ödedi. Sona Uhud savaşında bulunan sahabiler için dua ve istiğfar etti.

Bu sırada putperesliğin Arap yarımadasından çıkarılmasını ve gelip giden elçilere kendi zamanında nasıl saygı gösteriliyorsa, yine öylece ikramda bulunulmasını tavsiye etti.

Yine bu sırada buyurdu ki:

"Allah Teâlâ bir kulunu dünya ile Allah'a kavuşma arasında serbest bıraktı. Kul da ona kavuşup onunla buluşmayı tercih etti."

Kul tabiri ile Resul-ü Ekrem kendisinden dolaylı olarak bahsetmiş, yakında ahiret alemine göçebileceğini bildirmişti.

Ebu Bekir es-Sıddık R.A hazretleri bununla ne denmek istendiğini anladı ve:

"Nefsimiz sana feda olsun yâ Resulullah" diyerek ağladı.

Resul-ü Ekrem ise onun sözünü kestirdi, sahabelerine öğüt vermeye ve vasiyete başladı.

Ebu Bekir'den pek fazla hoşnud olduğunu bildirdi. Bu sözleri söylerken, mübarek gözlerinden de yaşlar akıyordu.

Sonra Mescid-i Şerife açılan kapıları kapattı. Fakat Ebu Bekir'in kapısının açık bırakılmasını emretti. "Sizi Allah'a ısmarladım" diyerek mübarek hücresine gitti.

Efendimizin Muhacirlere ve Ensara Öğütleri

Fahr-i Alem'in hastalığı şiddetlendi. Sahabeler ise son derece ızdırap duyup Mescid-i Şerifin etrafında pervane gibi dolaşmaya başladılar.

Bunun üzerine Hazreti Abbas (ra) Resul-ü Ekrem'in önüne düştü. Oğlu Fadl ile  Ali bin Ebi Talip R.A birer koltuğuna girip tekrar o büyük Peygamber'i mescid-i şerife getirdiler.

O Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz S.A.V hazretleri yine minbere çıktı.

Ensara'a hitaben:

"Ey insanlar! âhirete göçeceğimi düşünüp telaş ediyormuşsunuz. Hiçbir Peygamber, ümmeti içinde ebedî olarak kaldı mı ki ben de sizin aranızda ebedî olarak kalayım.

Şunu  biliniz ki, ben Hazreti Hakk'a kavuşmaya  ve ona vuslat şerefine hepinizden daha ziyade hakkım var. Size nasihatı odur ki, Mekke'den hicret edip size katılan ilk muhacirlere saygılı olunuz ve onları gözetiniz" buyurdu.

Sonra:

"Ey Muhacirler! Sizlere de vasiyetim budur ki: Ensar' a güzel muamele ediniz. Onlar size iyilik ettiler, sizi kendi memleketlerine buyur ettiler, evlerinde barındırdılar. Geçim sıkıntıları varken, sizleri nefislerine tercih ederek mallarına ortak ettiler. Her kim Ensar üzerine hâkim olursa onları gözetsin ve korusun. İçlerinde kusur edenler olursa, af ile muamele etsin" diye öğüt verdi.

Hepsine hitaben de:

"Ey insanlar! Âlemde cereyan eden işler ilâhi kaza ve kadere bağlıdır. Zamanla olacak bir işin çabuklaştırılmasında fayda yoktur. Allah'ın kaza ve kaderine galip gelme sevdasında olanlar, mağlûp olur ve Allah'ın gazabına uğrarlar. Cenab-ı Hakk'a hile yapmak isteyenler aldanır, zarar ve ziyanda kalırlar.

Ben sizler hakkında şefkatli ve merhametliyim. Sizler yine bana kavuşacaksınız. Buluşacağımız yer, Kevser havuzunun kenarıdır. Her kim havuz kenarında benimle buluşmak isterse , elini ve dilini lüzumsuz şeylerden sakınsın.

"Ey insanlar! Günahlar ve isyanlar nimeti değiştirmeye sebep olur. Eğer halk iyi ve itaatkâr olursa, valileri ve idarecileri de öyle olur. Eğer halk günahkâr olursa, onlar da aynı hal ve davranış üzere olurlar" dedi.

Ebu Bekir İmamlık Yapıyor

Resul-ü Ekrem'in hastalığı ziyadeleşince ev halkının ortak kararıyla, Âişe (ra) hazretlerinin hücresinde yatması uygun bulunmuştu.

Hatem'ül-Elbiya hazretleri ümmetine bu şekilde öğütler verdikten sonra minberden inip yine Hazreti Âişe'nin hücresine gitti ve döşeğine yattı. Hastalığı sırasında, daima ezan okundukça Mescid-i Şerife çıkar ve imam olup cemaat ile namazını kılardı.

Vefatına üç gün kala, Resûl-ü Ekrem'in hastalığı ağırlaştı ve artık Mescid-ı Şerife çıkamaz oldu.

Ebu Bekir'e söyleyiniz, halka namaz kıldırsın, diyerek imamlığı Hazreti Ebû Bekir'e bıraktı.

Bunun üzerine Hazreti Peygamberin hayatında Ebû Bekir es-Sıddık cemaat imam olarak on yedi vakit namaz kıldırdı.

Rebiul-evvelin onuncu cumartesi günü, Cenab-ı Hak tarafından Cebrail A.S gelip o son Resulün halini hatırını sordu.

Ertesi pazar günü yine hayır sormak için geldi ve Yemende peygamberlik davası güden yalancı Esvedül Ansînin, idam olduğunu haber verdi. Resûl-ü Ekrem de bu haberi sahebelerine bildirdi.

Son Pazar Gecesi

Gerçekten de Rebîulevvel ayının on birinci pazar gecesi Esved'ül Ansî'nin San'da sarayında yatarken Müslümanlar tarafından öldürülmüş; onun fitne ve ve sarı yüzünden etrafa dağılan Müslüman memurlar yerlerine dönmüş, San'a emirliğine aralarında oybirliği ile Muâz bin Cebel R.A hazretlerinin seçilmiş olduğu sonra anlaşılmıştır.

O pazar günü Resul-ü Ekrem'in hastalığı pek ziyade şiddetlendi. Hatta Üsame R.A hazretleri ordugâhtan gelip Hazreti Peygamberin huzuruna girdi. Resul-ü Ekrem ise dalgınlık yatıyordu. Üsame'ye bir şey söylemedi. Fakat ellerini göğe kaldırdı ve onun üzerine sürdü. Ona dua ettiği anlaşılıyordu.

Peygamberimiz Ebû Bekirin Arkasında Namaz Kılıyor

Sonra Resul-ü Ekrem biraz açılıp kendine geldi. Hattâ pazartesi günü -ki Rebîulevvel'in on ikinci günü idi- bütün sahabeler Mescid-i Şerifde saf bağlayıp Ebû  Bekir es -Sıddık R.A hazretlerinin arkasında sabah namazını kılarken, o yüce Peygamber de Mescid-i Şerife geldi. Ümmetinin öyle saf saf durup ibadet etmek te olduklarını gördü. Memnun olarak tebessüm buyurdu ve kendisini de Hazreti Ebû Bekir'e uyup namaz kıldı.
Sahabeler Hazret Peygamberi Mescid-i Şerifde görünce, bütün bütün iyileşti zanlı ile pek fazla sevindiler.

Resul-ü Ekrem ise yine Hazreti Âişe'nin hücresine döndü ve tekrar döşeğine yattı.

Üsame, yine gelip Hazreti Peygamberi huzuruna girince, Resul-ü Ekrem ona: Artık Allah'ın hayrı ve bereketi üzerine git dedi. O da çıkıp ordusuna gitti ve hemen hareket etmek üzere askere emir verdi.

Hz. Fatımayı Ağlatan ve Güldüren Haber

O sırada Fahr-i Alem hazretlerinin hastalığı şiddetlenmişti. Çok sevdikleri kızları Fatimatüzzehrayı yanına çağırıp kulağına bir şey söyledi. Hazreti Fatıma ağladı. Sonra yine bir şey söyledi, bu sefer Hazreti Fatıma güldü. Meğer ilk önce Hazreti Fatıma'nın kulağına: Ben artık âhirete göçsem gerek buyurmuştu. O da üzülüp ağlamıştı. Sonra Ev halkımdan en evvel benim yanıma gelecek sensin diye müjde vermişti. O da bu müjdeye sevinip gülmüştü.

Hücreyi Saadet

Azrail Görevini Yapıyor...

Sonra güneşin gökyüzünde tam tepeye dikildiği zeval vaktinden önce Hazreti Cibril ile Azrail A.S birlikte Hazreti Peygamberi kapısına geldiler. Cibril-i Emin içeri girdi. Azrail'in kapıda beklediğini ve içeri girmek için izin istediğini haber verdi. Hazreti Peygamber tarafından izin verilince, hemen içeri girdi. Selâm verdi ve Allah'ın emrini bildirdi. Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz hazretleri, Hazreti Cibril'in yüzüne baktı.

O da: Ya Resulallah! Ruhlar âlemi seni beklemektedir, buyurdu.

Bunun üzerine o Fahr-ı Âlemi :

Yâ Azrail! Gel görevini yerine getir! buyurdu.

Mübarek başları Hz. Aişe’nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Yanında su kabı vardı. İki elini suya batırıp ıslak ellerini mübarek yüzüne sürdü. Mübarek dudaklarından "La ilahe illallah" cümlesi döküldü. Sonra ellerini yüzünden kaldırdı. Gözlerini evin tavanına dikti.

"Allah’ım, Refik-i A’la!" cümlesini tekrarlaya tekrarlaya 63 yaşında mübarek ruhu Refik-i A’la’ya yükseldi.

Tarih, Hicretin 11. senesi,

Rebiülevvel ayının 12’si,

Pazartesi günü.

Miladi: Haziran 632 gözlerini kapayıp bu alemden ebedi aleme ruhu uçup gitti.

Hazreti Azrail de, en üstün faziletlerle dolu o büyük Peygamberin ruhunu alarak en yüksek makama çıkardı.

Allahın rahmet ve selamı onun üzerine olsun...

Efendimizin Ölümünü Sahabe Nasıl Karşıladı

Hazreti Peygamberin hanımları,

Hazreti Muhammed (sav) ruhunun uçup en yüksek makama gittiğini görünce feryada başladılar.

Onların bu feryadları ve bağırıp çağırmaları ise sahabeleri şaşırttı ve büyük bir telaş ve üzüntüye düşürdü.

Hazreti Ali, cansız bir cesed gibi olduğu yerde donakaldı.

Hazreti Osman'ın dili tutulup dilsiz gibi oldu.

Hazreti Ömer, bu dehşetli hali görünce korkuya kapılıp şaşkınlıkla kılıcına davrandı.

Ve: Her kim Hazreti Peygamber öldü derse boynunu vururum diyerek elinde kılıçla ayak üzerinde durakaldı.

Hz. Ebu Bekir Teselli Veriyor

Hazreti Ebu Bekir kendi mahallesinde idi. Gelip bu durumu gördü. Hemen Hazreti Peygamberin hücresine girdi. Fahr-i Âlem'in yüzünü açtı. Baktı ki, mübarek ruhu uçup gitmiş, fakat diğer halkın cenazelerindeki çirkin haller onda yok. Mübarek cesedi tertemiz ve güzel olarak yine nur gibi yatıyor. "Ah ölümün de hayatın gibi güzel" diyerek öptü, ağladı ve mübarek yüzünü örttü, ev halkına teselli verdi.

Sonra Allah Resûlünün o mağara arkadaşı çıkıp Mescid-i Şerife geldi.

"Ey insanlar!  Her kim ki Muhammed'e tapıyor ise bilmeli ki, Muhammed öldü. Ve her kim ki Allah'a tapıyorsa bilmeki ki, Allah bakidir, ölmez" dedi.

Ve hemen:

Ve mâ Muhammeden İllâ Resûl diye başlayan ayet-i kerimeyi okudu:

Mübarek meali:

Muhammed ancak bir resuldür. Ondan evvel nice Resuller gelip geçmiştir. O eğer ölür yahut öldürülürse, siz geriye mi döneceksiniz. Her kim geri dönerse Allah'a bir zarar vermez. Allah ise İslâm nimetinin şükrünü  yapanları mükafatlandıracaktır. " Âli İmran Süresi 144. Ayet...

Bu âyet-ı kerime Uhud savaşında:

"Muhammed öldürüldü!" diye bir şayia işitildiğinde Müslümanlara pek ziyade şaşkınlık ve perişanlık gelmesi üzerine nazil olmuştu.

O zamandan beri sahabeler bu ayet-i kerimeyi defalarca işitmişler ve defalarca okumuşlardı. Ama Resul-ü Ekrem'in vefatı üzerine o derece hayrette kaldılar ve öyle derin bir üzüntü ve yaş denizine daldılar ki, güya o âyeti hiç işitmemiş gibi oldular. Yalnız Ebû Bekir es-Sıddık R.A hazretleri şaşırmamıştı. Gitti, Hazreti Peygamber'i gördü ve gelip diğer sahabelere durumu bildirdi. O âyet-i kerimeyi okuyarak onları uyandırdı. Hazreti Ebû Bekir o âyet-i okurken Hazreti Osman'ın aklı başına geldi. Resul-ü Ekrem'in vefatına inandı, dizlerinin bağı çözüldü ve yere düştü.

Sonra Hazreti Ebû Bekir:

İnneke Meyyît... diye başlayan:

"Ya Muhammed! Muhakkak sen öleceksin  ve muhakkak onlar, yani müşrikler de öleceklerdir." meâlindeki ayet-i kerimeyi okudu.

Hazreti Peygamber'i ölüm olayının dehşeti ile şaşırıp başları dönen diğer sahabeler de, Hazreti Ebû Bekir'in konuşması üzerine sanki ansızın bir ağır uykudan uyandılar ve kendilerine gelip Hazreti Ebû Bekir'in sözüyle ikna oldular. Yani Cenab-ı Hakk'ın sevgilisi Muhammed Mustafa S.A.V hazretlerinin vefatını kabullendiler.

Medine Mescid-i Nebevi

Medine Karanlığa Gömüldü....

İşte o sırada Hazreti Üsame'nin ordusundaki asker şehrin içine girdi. Hazreti Büreyde de mübarek sancağı getirip Hazreti Peygamber'in  kapısı önüne dikiverdi. Bu iş halka daha da dehşet verdi.

Fahr-i Âlem  hazretlerinin Mekke'den kalkarak Medine'ye şereflendirdikleri gün Medine şehri  nasıl tanımlanmaz derecede parlayıp aydınlandı ise, bu defa vefatında da Medine Şehrini o derece büyük bir keser ve hüzün karanlığı kaplamıştı...

Peygamberimizin Mezarı

Hazreti Ebû Bekir'e halife olarak bîat edildikten sonra, Fahr-ı Âlem'in defin hizmetine başlandı. Fakat defa edileceği yer hakkında anlaşmaya varılamadı.

Sonra Hz. Ebû Bekir:

"Ben Resulullah'dan bir şey işittim ve hâlâ unutmadım. Buyurmuştu ki: 'Allah, bir Peygamber'in ruhunu ancak gömüleceği yerde alır.' Onu yatağının olduğu yere gömünüz" deyince, Hazreti Âişe'nin evinde, vefat ettiği yatağın olduğu yer katıldı ve bir kanıt yapıldı. Kabr-ı Saadet' i kazıp, mezarı yapan ise, Ensâr'dan Ebû Talhâ Radıyallahu anhtır.

Yıkanması

Yıkanacağı zaman elbisesini çıkarıp çıkarmamak hususunda ashab arasında yine görüş ayrılığı oldu.

Bu tartışmalar sırasında ashâba Hak tarafından bir uyku geldi. O uygulama esnasında,

"Onu elbisesi üzerinde iken yıkayanız" diye bir söz işitildi. Fakat kimin söylediği bilinemedi. Bununla beraber aynısı yapıldı.

Yıkama ve defin hizmetinde bulunanlar:

Hz. Ali, Hz. Abbâs ile oğulları Fazl ve Kusem , Üsame bin Zeyd, Resûl-ı Ekrem'in azâdlılarından Şükran idi. Ensâr'dan ve Nedir savaşına katılanlardan Evs bin Havli de onlara yardımcı olmuştu. Allah cümlesinden razı olsun.

Başka cenazelerde görülen şeylerin hiç biri, bu mübarek cenazede görülmedi.

Hz. Ali:

"Yaşarken nasıl temiz sen, ölünce de öyle temizsin" diyerek Efendimizi yıkıyor; Hz.Abbâs  ile oğulları çeviriyor; Üsame ile Şükran da su  döküyorlardı.

Fahr-i Kainat Efendimiz (sav)' in Ravza-ı Mutahharadaki Kabri Şerif-i

Cenaze Namazı

Bu şekilde yıkama ve kefenlenme tamamlandı. Erkekler, kadınlar, çocuklar, köleler, bölüm bölük gelip, namazını kıldılar. Kabrini içine girenler, Hz. Ali, Kusem ve Şükran idi.

Fakat Eva R.A:

"Allah aşkına yâ Ali, bizim Resûlullah'dan nasibimizi esirgeme "deyince, Hz. Ali , onun da kabr-i şerife inmesini emr etti. O dahi kabr-ı şerife inerek , Efendimize hizmetle şereflendi.

Bu işler bitinceye kadar gece olmuş ve karanlık basmıştı. Üzüntü ve kader karanlıkları ise, ondan da baskındı. Çünkü Allah'ın vaktine mazhar olmuş Resûl-i Ekrem'in mübarek cinsini toprağa vermek, ashâbı için en büyük felaketti.

Rabbim cümle ashabdan razı olsun...

Kaynak: Mehmet Dikmen

Salat Sana

Selam Sana

Ey Yüce Rasûl

Salat Sana

Selam Sana

Ey HabibAllah

Salat Sana

Selam Sana

Ey Kainat Efendimiz...

"Her Canlı Ölümü Tadacaktır"

Rabbim bizleri Peygamberimizin şefatine nail ümmetlerden olmamızı nasip eylesin... İnşaallah...

Es Selamun Aleyküm Ve Rahmetullah

Ebeden Daima...

 


Bir cevap yazın