3 Mart 1924 Halifeliğin Kaldırılması Hindistan'lı Müslümanların Hilafeti Koruma Çalışmaları

 

Hindistan Müslümanlarının Hilafete bağlılığı o denli kuvvetliydi ki, Hindistan’ı ayağa kaldırdılar… Hint Ulema Cemiyeti, Osmanlı Hilafetine ve Türklere destek için Camilerde örgütlendi. 20 Mart 1919’da Bombay’da 15 bin kişinin katıldığı büyük bir mitingde “Hilafet Komitesi” kurulması kararı alındı… Müslüman olmayan Mahatma Gandhi bile bir bildiri yayınlayarak Hinduların Hilafet Hareketi’ni desteklemesini istedi, kendisi Hilafet Komitesi toplantılarına katılarak açıkça destek verdi, Türkleri ve Hilafet Hareketi’ni desteklemenin Hindular için de bir “dini görev” olduğunu ilan etti.[19]



Nihayet 14 Kasım 1919’da Merkez Hilafet Komitesi kuruldu. Gandhi komitenin bir toplantısına başkanlık yaptı. Hilafet Hareketi, Hindistan’da büyük bir halk hareketine dönüştü.[20]

Mahatma Gandhi’nin Hilafete destek vermesinin sebebi, emperyalistlerin sömürüsünden ancak “Hilafet” ile kurtulabilineceği kanaatine vardığından olsa gerek. Böylece Ingilizlerin neden Hilafeti kaldırmak istedikleri daha iyi anlaşılıyor. Ayrıca bütün Hindistan’da Osmanlı’ya teklif edilen Sevr Barış Projesi protesto edildi ve bu hareket hızla yayıldı… Gandhi de destekledi… Gelişen hareket, Muhammed Ali ve Şevket isimli iki kardeşin liderliğinde “Hint Hilafet Hareketi”ne dönüştü.[21]

Türkiye’ye destek olmak için Hindistan’da “sivil itaatsizlik” anlamında “hicret” ve “boykot” hareketleri hızla yayıldı ve Ingiltere üzerinde ağır bir baskı kuruldu. Yaklaşık 60 bin kişi Afganistan’a hicret etmek için yola çıktı.[22]

Kemalistlerin “nüfuzu yoktu” dediği Hilafet için 60 bin insan evini barkını terk etti…

Hilafet’in bir faydası olmadığını söyleyenlerin kulakları çınlasın!.. “Boxer Ayaklanması” sebebiyle Çin’e bir “nasihat hey’eti” gönderen Sultan Abdülhamid (rahmetullahi aleyh) merhumun fermanının Çince metni. (Fotoğraf Kaynak: Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet, [İlk Baskı 1993], Sebil Yayınevi, genişletilmiş dördüncü basım, Istanbul 2010, sayfa 185.)

***

Mütareke döneminde işgal altındaki Istanbullular, 10 Nisan 1919 günlü gazetelerde şu haberi okudular:

“Ingiliz sömürge siyasetine karşı geniş hoşnutsuzluğun bulunduğu Hindistan’da olayların önü alınamıyor. Amritsar şehrinde halk ayaklandı. 5 Ingiliz işadamını öldürdü. Halk şehre hakim oldu. 30 Mart’ta Ingiliz yönetimi boykot edilmiş, 6 Nisan’da da Bombay’da geniş bir protesto hareketi yapılmıştı…”[23]

O günlerde Ikdam gazetesi, Londra’da yayınlanan “Near East” dergisinden bir alıntı yayınlıyor:

“Ingiltere, Islam ülkelerinin Türkiye’ye gösterdiği eğilimi görmezlikten gelemez. Türkiye’nin geleceği meselesi Ingiltere bakımından basit değildir…”[24]

Ingiltere’nin 16 Mart 1920’de Istanbul’u işgal etmesi, Hint Hilafet Hareketini tekrar ateşledi. Protesto için Amritsa şehrinde büyük bir miting yapıldı. Mevlana Ebul Kelam Azad, Müslüman Birliği lideri (Pakistan’ın kurucusu) Muhammed Ali Cinnah ve Mahatma Gandhi’nin katıldığı miting Kur’an okunarak başladı. Istanbul’un işgalinden üç gün sonra Hilafet Komitesi adına Muhammed Ali başkanlığındaki Müslüman heyeti Londra’da Başbakan Lloyd George ile görüştü ve “muhtıra” verdi. Avrupa’da Türkiye lehine lobi yapmakta olan Muhammed Ali liderliğindeki Hilafet Komitesi Heyeti Ingilizlere Türkiye lehine baskı yaparken Hilafeti savundular.[25]

Hâlâ Hilafet’in bize hiçbir faydası olmadığını iddia edenlere ithaf olunur: Hintli Şeyh Müşir Hüseyin Kaydâvî’nin “Hüddâmu’l-Kâbe Cemiyeti’nce” Londra’da basılan ve Türkiye’nin müdafaasına tahsis edilmiş olan “Türkiye Islâm Imparatorluğu’nun Istikbâli” isimli kitabının kapağı. (Fotoğraf Kaynak: Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet, [İlk Baskı 1993], Sebil Yayınevi, genişletilmiş dördüncü basım, Istanbul 2010, sayfa 199.)

***

Aynı tarihlerde Hint Hilafet Komitesi, Haydarabad şehrinde Hint kıtasının önemli merkezlerinden ve büyük şehirlerinden delegelerin katıldığı büyük bir konferans topladı. Konferansta Osmanlı Halifesi’ne bağlılık kararı alındı. Konferans adına Gulam Muhammed imzasıyla Sadrazam’a çekilen telgrafta “Peygamber-i zişanımız efendimiz hazretlerinin halifesi ve emirül müminin” sıfatıyla Türk sultanına “biat” ettiklerini, yani dini otorite olarak onu tanıdıklarını bildirdiler. Telgraf Londra’ya da gönderildi, Türk gazetelerinde de yayınlandı. Hilafet Hareketi’nin önde gelen isimlerinden Şeyh Kıdevi’nin bu yöndeki makalesi 19 Eylül 1919’da Akşam gazetesinde yayınlandı. Makalenin “Doğu ideali”ni savunan ve emperyalizme karşı çıkan özelliği dikkat çekicidir:

“Hind, Çin, Acem, Türk, Mısırlı, Sudanlı, özet olarak dünyanın doğusunda ve batısında yasayan 350 milyon Müslüman birleşmiştir… Biricik gayesi zayıf milletlere celallenmek, mağlup milletleri kahır ve zulümle esaret pençelerine düşürmekten ibaret olan Avrupa politikası ne yaparsa yapsın hiçbir tarafta bunu devam ettiremeyecektir. Avrupa sömürgecilik politikası milletleri uyandırmak ve onları esaretten kurtarmak için çalışan insanları felaketlere uğratıyor…”

Hint Hilafet Komitesi, Hilafet ve Saltanat’ın ayrılmayacağını, Istanbul’un mutlaka Türklerin elinde olmasını, Türkiye’nin 1914’teki sınırlarının garanti, Mekke ve Medine’nin de Hilafet sebebiyle Türk egemenliğinde kalmasını (Şerif Hüseyin’e bırakılmamasını) talep etti, Doğu Anadolu’da bir Ermenistan kurulmasının Müslümanları mağdur edeceğini belirtti. Özetle Hilafet Komitesi dedi ki:

“Türkiye’nin savaş öncesi sınırları restore edilmeli, bunun garantisi verilmelidir. Aksi halde Ingiliz hükümeti bütün Islam dünyasını hatta bütün Doğu dünyasının husumetini çekecektir.”[26]

Şeyh Kıdevi Müslümanların Türkiye’yi desteklemesi için çaba harcadı. Şeyh Kıdevi, ayrıca, Ankara’daki hükümetin Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşek)’e gönderdiği şifreli telgrafta Hindistan’da Ingiliz mallarına karşı boykot kampanyası başlattıklarını, Ingiltere’nin Hindistan’dan sağladığı pamuk miktarının 300 milyon sterlinden 100 bin sterline düştüğünü bildirdi. Gandhi de bu kampanyayı bütün Hindistan’a yaydı.[27]

Hintli Müslümanlar 23 Haziran 1921’de Londra’da Yunanlıların Anadolu’daki baskı ve katliamını protesto etmek amacıyla bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda söz alan Muhammed Ali Cinnah, Ingilizlere Türkiye’nin paylaşılmayacağı hakkında Hintli Müslümanlara verdiği sözü hatırlattı, bunu unuttuklarından dolayı kendilerini kınadı ve politikalarının iflas ettiğini söyledi. Cinnah bu sözlerle de Ingilizleri vicdan muhasebesine davet etti. “Bir Müslüman’ın canından çok sevdiği o Türk topraklarının Yunanistan’a peşkeş çekilmesine tepkisi ne olur sanıyorsunuz? Hele Istanbul’un Ingiltere ve yandaşlarının silahlarının gölgesinde, müttefiklerin bir çıkar ve güvence aracı haline getirilmesine ne demeli? Şunu iyi bilmelisiniz ki, hiçbir zaman siz Hindistan halkı veya Müslümanların iyi niyetine nail olamazsınız. Ve hiçbir zaman rahat ve huzur bulamayacaksınız.”[28]

Hintli Müslümanlar Hilafet için medyada da Osmanlı lehinde faaliyetlerde bulundu. Muhammed Ali kardeşlerin “The Comrade” gazetesinde Ingiltere aleyhine şiddetli yazılar yazdılar.[29]

The Comrade Gazetesi

***

Hindistan’da Hilafet için çetin bir mücadeleye girişen “Comrade Gazetesi”nin tahrir heyetinden bir grup. Ortadaki paltolu zat Mevlana Mehmed (Muhammad) Ali Han’dır. (Fotoğraf Kaynak: Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet, [İlk Baskı 1993], Sebil Yayınevi, genişletilmiş dördüncü basım, Istanbul 2010, sayfa 331.)

***

Kurtuluş Savaşı’nda “Hilafet” için “Hint Hilafet Komitesi”nden “sadece” M. Kemal Atatürk’e 781.570 Türk Lirası (122.000 Ingiliz Lirası) ve muhtelif yerlerden de 254.038 Türk Lirası (8.252 Ingiliz Lirası) olmak üzere toplam; 1.035.608 Türk Lirası (130.252 Ingiliz Lirası) yardım gönderildi.[30]

Hindistan’dan gönderilen yardımlar sadece M. Kemal’le sınırlı değildi, halka da gönderiliyordu.

Hint Hilâl-i Ahmer Reisi Emir Ali, Yunan istilası dolayısiyle Türkiye’deki Kızılay’ın atası olan Hilâl-i Ahmer’e Ekim 1921’de 500 Ingiliz lirası gönderildi. Bundan dolayı heyet erkanına teşekkür edildi.[31] Ayrıca, 24 Nisan 1919 tarihli Hadisat gazetesinde, daha evvel Emir Ali Efendinin Hariciye Nazırı Ferit Paşa’ya 1287 lira 25 kuruş gönderdiği yazmaktadır.[32]

Aynı Cemiyet 1921–1922 yıllarında Anadolu’da sıhhiye-i askeriyenin ihtiyacını karşılamak üzere 40.000 parça eşya sevk etti.[33]

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki bir belgeye göre, Darülaceze için de Hilâl-i Ahmer tarafından 76.274 kuruşluk yardım toplatılmıştır.[34] 1921 yılının başlarında Ankara’ya, Hilâl-i Ahmer genel merkezi tarafından toplanan 250.000 lira gönderilmiştir.[35] 1921 yılında, sadece Nisan – Ağustos ayları arasında; öksüzlere, şehitlerin yoksul ailelerine ve Hilâl-i Ahmer’e yardım maksadıyla toplam 58.650 lira gönderilmiştir.[36] Mayıs 1920 ile Ocak 1921 tarihleri arasında Hindistan’ın Bombay şehrindeki Hilafet Cemiyeti’nin yaptığı yardım 33.000 Ingiliz lirasına ulaştı. Istanbul’daki felaketzedeler de unutulmamış ve bu meblağın 2.000 lirası Istanbul’daki felaketzedelere gönderilmiştir.[37]

Hilafet Kuvveti’nin fiili isbatı… Osmanlı’nın hizmetine koşan dindaşlar!.. Oxford Üniversitesi’nde okuyan Hindistanlı (bugünkü Pakistan) tıp talebeleri Kızılay emrinde yaralı subay ve erlerimize hizmet ederken. (Fotoğraf Kaynak: Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet, [İlk Baskı 1993], Sebil Yayınevi, genişletilmiş dördüncü basım, Istanbul 2010, sayfa 327.)

***

Hilafet ve Cihad çağrısının kuvvet ve etkisi; Hindistan Müslümanlarının özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında ellerinden geldiği kadar maddi-manevi destek sağlamaya çalışmalarından anlaşılmaktadır.[38] Hele M. Kemal Atatürk’ün Saltanat ve Hilafeti birbirinden ayırdığı haberi kendilerine ulaştığında, birçok kişinin, “bu haberlerin Türklerle Hindistan Müslümanlarının arasını açmak isteyen Avrupalılar tarafından uydurulduğunu” düşünmesi[39], Hindistanlı Müslümanların Saltanat ve Hilafete ne kadar bağlı; ve düşmanların da Saltanat ve Hilafetten ne kadar rahatsız olduklarını açık bir surette göstermektedir. Bunu o dönem M. Kemal Atatürk de söylüyordu.

24 Nisan 1920’de Hükümet kurmanın gerekliliği konusunda M. Kemal mecliste yaptığı konuşmasının bir bölümünde:

“Osmanlı Devleti diğer herhangi bir devlet gibi hükümdarının cismâni nüfuzu etrafında şekillenmiş değildir. Saltanat makamı aynı zamanda Hilâfet makamı olduğundan padişahımız, Islâm toplumunun da başkanıdır. Çalışmalarımızın birinci amacı ise, **Saltanat ve Hilâfet makamlarının ayrılmasını amaçlayan düşmanlarımıza** Milli Irade‘nin buna uygun olmadığını göstermek ve bu kutsal makamı yabancı esaretinden kurtararak ulü’l-emrin (Padişah) yetkisini düşmanın tehdit ve zorlamasından serbest kılmaktır”[40] diyerek **Saltanat ve Hilâfet’i** birbirinden ayırmak isteyen **düşmanlara** karşı çıkılacağını açıklamaktadır. Şimdi sizde benim gibi; “Vay be, adam sonuna kadar haklı” diyorsunuzdur. Buraya kadar herşey normal…

Gelin bir de Nutuk’ta yazdıklarına bakalım:

“Efendiler, belki birtakım kimselere göre. Rauf Bey, üzerine aldığı görevi yerine getirmişti. Ben de açıkladığım üzere, genel ve tarihi görevimin o güne ait safhasını tamamlamıştım. Ancak, genel görevimin emrettiği asıl noktayı hedefe ulaştırmak ve uygulamaya geçmek gerektiği zaman da asla kararsızlığa düşmedim. Tevfik Paşa’ nın telgrafları dolayısıyla **saltanatı hilafetten ayırmaya ve önce saltanatı kaldırmaya karar verdiğim** zaman, ilk yaptığım işlerden biri de, derhal Rauf Bey’i, Meclis’teki odama çağırmak oldu. Rauf Bey’in, Refet Paşa’nın evinde sabahlara kadar dinlediğim düşünce ve görüşlerini hiç bilmiyormuşum gibi davranarak, ayakta, kendisinden şu istekte bulundum: **”Hilafet ve saltanatı biribirinden ayırarak saltanatı kaldıracağız!** Bunun doğru olduğu konusunda kürsüden bir konuşma yapacaksınız!” Rauf Bey ile bundan başka bir tek kelime konuşmadık. Rauf Bey odamdan çıkmadan önce, aynı maksatla çağırmış olduğum Kazım Karabekir Paşa geldi. Ondan da aynı şekilde konuşmasını rica ettim.”[41]

Meclis’te yaptığı konuşmada “Saltanat ve Hilâfet makamlarının ayrılmasını amaçlayan düşmanlarımızdır” diyen kendisi, (ki doğru bir teşhis) fakat daha sonra dizginleri ele alınca Saltanat ve Hilafeti ayıran da kendisi.

Şimdi siz karar verin; M. Kemal Atatürk dost mu, yoksa düşman mı ?

Hindistan Müslümanlarının taa Trablusgarp ve Balkan savaşlarından beri elverişsiz koşullarda bize yardım gönderdikleri malumdur.[42] Buradaki Hindistan Müslümanları, günümüzde Pakistan, Bangladeş ve Hindistan sınırları içinde yaşıyorlar.

Balkanlardaki savaş haberleri ulaştığı zaman ortalık bir anda karışmıştı. Yoğun bir ilginin yanı sıra müthiş bir tepki de gösteriliyordu. Savaşın başlamasıyla birlikte bu konuda birçok adımlar atılmıştı. Ekim 1912’de Şevket Ali Comrade’de bir yazı yayımlayarak Müslümanları duygularını daha somut bir şekilde ifade etmeye çağırmış ve Balkanlarda savaşmak üzere gönüllü birlikler oluşturmaya davet etmişti. Öte yandan Hindistan’ın bazı bölgelerinde bütün Avrupa mallarını boykot etmeye yönelik yeni bir kampanya başlatıldı. Etkili gazetelerden Urdu-yu Mualla ‘bir Müslüman millet savaşta iken onun düşmanlarına karşı harekete geçmek diğer Müslümanlara farzdır.’ şeklinde bir fetva yayımladı.
Comrade, Zemindar, El-Hilal gibi gazeteler kendi kampanyalarını başlattılar. Insanı hislendiren gazete ve duvar ilanları ile yapılan yardım çağrıları olağanüstü derecede karşılık görmüş ve adeta yağmur gibi paralar yağmaya başlamıştı.

Gazetelerdeki ilanların birinde şöyle deniyordu: ‘Birçok yaralı Türk sahipsiz yatıyor. Allah aşkına yardım gönderin. Fakirlik korkunç. Müslümanları açlığa ve ölüme terk etmeyin.’[43]

Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin hesabına Hindistan Ulusal bankası tarafından aktarılan paranın makbuzu (KAYNAK: Kızılay Arşivi no: 18 – 27)

***

Genç kızlar çeyizliklerini, öğrenciler harçlıklarını velhasıl herkes ne imkanları varsa “tek Osmanlı ve Hilafet yaşasın” diyerek yardım göndermişlerdir. O topraklar o zamanlar Ingiliz hakimiyetindedir. Gelişmeleri takip eden bir Ingiliz görevlinin kaleminden rapor edilen şu ifadeler kelimelerin anlam sınırlarını zorladığı bir vakayı da kaydetmiştir:

“Herkes elindeki her şeyi Osmanlı’ya yardım için getirip bırakıyordu. Bir ara kalabalık telaşlandı, bir hareketlilik görüldü. Kucağında bebek bulunan fakir bir kadın can havliyle sağa sola koşuşturuyor, ‘Yok mudur bir hayırsever, Allah rızası için bu çocuğumu satın alsın, bedelini Osmanlı’ya göndereyim.’ diyordu. Herkes şaşkın, herkes perişandı. Yürekler parçalanmıştı sanki.[44] Islam’ın şan ve şerefini muhafaza edecek tek kuvvetin hilafet makamı olduğuna inanmışlardı. Osmanlılara karşı olan bu hissiyatlarını ispat için de büyük bir gayret ile maddi yardımda bulunmuşlardır. Dilencilerin bile bağışa katılmış olmalarına bakacak olursak Osmanlı kardeşlerine olan düşkünlüklerini bir parça olsa anlamış oluruz.”[45]

Prof. Dr. Özcan, Ingiliz arşivinde bu raporu okurken gözyaşlarını tutamadığını yazıyor. Hakikaten, Hint Müslümanlarının bizim için yaptıkları fedakarlıkları bilen vicdan sahibi bir insanın bundan etkilenmemesi mümkün değildir.

Kalküta’da Ingilizce olarak yayınlanan “Müslüman” isimli gazetede Islam’ın haysiyetinin rencide edildiği ve Güney Asya’daki Müslümanların duyarsız kalmamaları gerektiği bildirilir. Gazete, ‘Türkiye’ye asker sağlayamayız ama hiç olmazsa ona savaşın hasarını örtecek yardımda bulunalım’ der. Akabinde bir komite kurularak, Türkiye’ye yardım sandığı açılır. Bu fon büyük ölçüde, Trablusgarp’ta şehit düşen Türk askerlerinin ailelerine verilmek üzere oluşturulur. Toplanan paralar da Türk Kızılayı’na teslim edilir.[46]

Hindistan’da Encümen-i Islam Cemiyeti’nin düzenlediği bir toplantıda konuşma yapan Dr. Ensari’nin “Halife” sözünü telaffuz ettiğinde dinleyiciler ayağa kalkarak Osmanlıların muvaffakiyeti için dua ettiler. Bu tür toplantılar Hindistan’ın birçok şehrinde tertip edilip Osmanlı’ya gönderilen yardımların tesirleri ve önemi hakkında konuşmalar yapıldı.[47]

3 Aralık 1912 tarihli telgrafta Delhi’den Muhtar Ahmet Ensari başkanlığındaki sağlık heyetinin yola çıktığı bildirilmektedir. Ayrıca heyetle birlikte 100 yataklık seyyar hastane ve hastabakıcıların yanı sıra 10.000 Ingiliz Lirasının da gönderilmiştir.[48]

[48] no’lu dipnot ile ilgili… Hindistan’dan Osmanlı Devleti’ne Mukhtar Ahmad Ansari başkanlığında bir sağlık heyetinin gönderildiğini haber veren telgraf

***

Balkan Savaşları uzadıkça Bombay kentindeki Hint Müslümanları Cemiyet’e 80.000 ruble göndermişlerdir; bunu Emasiye’den Ziraat Bankası’na Cemiyet adına gönderilen 90 Osmanlı Lirası ve savaş bağışı olarak gönderilen 15.000 kuruş izlemiştir. Kalküta Hilâl-i Ahmer Cemiyeti veznedarı Hacı Ahmet Abdüllatif Efendi kanalı ile gönderilen 1.700 Ingiliz Lirası Harbiye Nezareti veznesine yatırılırken Lahor kentinin Müslümanları Hilâl-i Ahmer Cemiyeti için Halife’ye 300 liralık bir çek, Rangon’dan da Hilâl-i Ahmer’e verilmek üzere Ingiliz Sefareti’ne 3.500 Ingiliz Lirası gönderilmiştir.[49]

Bir başka belgeye göre de 1912–1913 yıllarında Hindistan’dan Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’ne gönderilen iane 22.399 sterlindir.[50]

[50] no’lu dipnot ile ilgili… 1912-1913 yılları arasında Hindistan’dan Osmanlı Devleti’ne gönderilen yardım miktarları

***

Bu yardımlar sadece Kurtuluş Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Balkan Savaşı’nda mı yapılmıştır? Tabiki hayır.

O dönem Hindistan ve şimdi Pakistan sınırları içerisinde olan Karaçi’nin halkı 1897 Osmanlı Yunan Savaşı sırasında da bize yardım etmişlerdi.

1897 Osmanlı-Yunan savaşında Karaçi halkının Istanbul’a çektiği bir telgraf metninde yer alan şu ifadeler de kayıtlardadır: “Bütün servetimiz, evlerimiz, mülklerimiz, bedenimiz ve ruhumuz büyük Islam hükümetinin yoluna feda olsun.”[51]

93 Harbi (1877-78)’nin en karanlık safhalarında da “Türkler için yapabileceğimiz her şeyi yapmak bizim için farzdır; zira yeryüzünde Müslümanların taşıdıkları haysiyet Türkler yüzündendir.”[52] diyerek başlattıkları yardım kampanyaları ile o tarihler için muazzam sayılabilecek bir meblağı (125.000 Osmanlı Lirası) Istanbul’a ulaştırmışlardır.[53]
Bütün bunlara rağmen Hilafet’in hiçbir etkisi yoktu demek, cehalet değilse; hıyanettir.

Yalnızca Hindistan Müslümanları mı?

Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyetine 1912 yılı sonu kadar Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Müslümanlar tarafından gönderilen yardımlar ve yardım miktarları şöyledir[54]:

Hindistan Müslümanları: 157044 Osmanlı Lirası

Rusya Müslümanları: 19464 Osmanlı Lirası

Cezayir: 13804 Osmanlı Lirası

Afrika Müslümanları: 13211 Osmanlı Lirası

Mısır: 9857 Osmanlı Lirası

Bosna Hersek: 6210 Osmanlı Lirası

Romanya Müslümanları: 3255 Osmanlı Lirası

Iran: 2597 Osmanlı Lirası

Batavya: 1599 Osmanlı Lirası

Bulgaristan: 986 Osmanlı Lirası

Kıbrıs: 963 Osmanlı Lirası

Tunus: 612 Osmanlı Lirası

Çin Müslümanları: 372 Osmanlı Lirası

Garbi Avustralya: 294 Osmanlı Lirası

Girit: 75 Osmanlı Lirası

Bingazi: 7 Osmanlı Lirası

***

Hintli Müslümanlardan başka Suriye halkının da Osmanlı ve Hilafet’e bağlılığı o derece güçlü idi ki, bir avuç adamıyla Osmanlı’ya isyan eden Şerif Hüseyin’in oğlu Kral Faysal; Osmanlı’ya bağlı kalmak istediğini M. Kemal’e bildirmek zorunda kalmıştır. Suriye halkının bu yöndeki yoğun talep ve baskısı Kral Faysal’ı harekete geçmeye zorlamıştır.

Şerif Hüseyin’in oğlu Suriye Kralı Faysal M. Kemal Atatürk’e, “Bize hiç bir şekil ve surette istiklâlin lüzumu yoktur, biz halifemiz ve padişahımıza merbut olarak Camiai Osmaniye dahilinde bulunacağız” mealinde bir haber göndermiş, ancak M. Kemal, bunu reddettiğini Büyük Millet Meclisinin açıldığı günün ertesinde, 24 Nisan 1920 tarihli gizli celsede açıklamıştır.[55] Şerif Hüseyin isyanı hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız; http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/23/araplar-bize-ihanet-etti-bizi-arkadan-vurdu-yalani-serif-huseyin-meselesi/

***

Sadece Sünni Araplar değil, Irak ve Suriye’deki Şii Araplar arasında bile Osmanlı’ya ve Hilafet’e bağlılık duygusu vardı.[56]

Sünni olmayan ve daha sonra Yemen Kralı olan Imam Yahya’nın Osmanlı’ya bağlılığını bildiren mektubu

Bu konudaki ayrıntılar ve kaynaklar için şu konumuza bakabilirsiniz: http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/23/araplar-bize-ihanet-etti-bizi-arkadan-vurdu-yalani-serif-huseyin-meselesi/

***

Cihad-ı Ekber’in ilan edilmesinden sonra Istanbul’da toplanan Şiîler
***
Öte yandan Sudan’da, 1898 yılında Fur Sultanlığı üzerinde hak iddia edenlerden birisi olan ve Al-Fashir’de kendi yönetimini kuran Ali Dinar da Osmanlı’nın Cihad-ı Ekber çağrısına uymuştu. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlılar’a yakınlaştı. Ingiltere’ye olan düşmanlığı dinî ve siyasî konularda kendini gösterdi. Osmanlı Harbiye Nazırı Enver Paşa 3 Şubat 1915’te Ali Dinar’a bir mektup yazarak ortak düşman Ingilizler’e karşı Osmanlı güçlerine katılmaları için çağrıda bulundu. Ortak hükümet, Sultan’a karşı, arasında hava araçlarının da bulunduğu bir birlik gönderdi. 22 Mayıs 1916’da yenilgiye uğramasıyla Osmanlı Imparatorluğu ile var olan ilişkiler tamamıyla kesildi.[57]

Osmanlı’nın Cihad-ı Ekber ilanına uyarak Ingilizler’e karşı savaşırken şehit olan Sudan’ın Darfur bölgesinin son Fur Sultanı Ali Dinar (Allah rahmet eylesin) (Fotoğraf Kaynak: Durham University Library [588/1/159].)
***
Fransa’nın, Tunuslu Müslümanları Osmanlı’ya karşı kendi ordusuna almak istemesi üzerine Tunus’ta karışıklıklar çıktı. Bunun üzerine Enver Paşa, Afrika Grupları Kumandanlığına gönderdiği 02.07.1334 (1918) tarihli şifreli bir telgrafla çıkan anarşinin yayılmasının sağlanmasını emretti.[58]

Enver Paşa’nın [58] no’lu dipnotta bahsi geçen telgrafı
***

Medine-i Münevvere’de Sancak-ı Şerif’in çıkarılması ve Cihad fetvasının okunması münasebetiyle yapılan miting (Fotoğraf Kaynak: Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet, [İlk Baskı 1993], Sebil Yayınevi, genişletilmiş dördüncü basım, Istanbul 2010, sayfa 197.
***
Diğer taraftan Nalut’da Halife Beni Asker, Trablusgarp’ta Ahmet es-Senûsî, Fizan’da Muhammed el-Abd, Trablusgarp’ın doğusunda Yusuf ed-Din, Azcarlar’da Sultan Umud Kasım, Mısrata’da Ramazan Süheyli önderliğindeki Senûsîler Osmanlı’yı desteklemişlerdir.[59]14 Kasım 1914 tarihinde yapılan Cihad-ı Ekber çağrısına ilk cevap verenlerden biri Senûsî lideri Seyyit Ahmet idi.[60]
Hindistanlı Müslümanlar başta olmak üzere, diğer Müslüman ülkelerden Hilafet için gönderilen yardımların, zafere ulaşılmasında büyük bir payı vardır. Nitekim M. Kemal, “Hindistan Merkezi Hilafet Komitesi reisi Muhibb-i Hâlisim Seyyid Chotani Hazretlerine” diye başlayan ve kazanılan zaferde Hintli Müslümanların da payı olduğu belirtilen 9.11.1338 tarihli ve “TBMM Reisi Başkumandan Gazi Mustafa Kemal” imzalı bir teşekkür mektubu göndermiştir.[61]
Cihad ilanını duyan Fehim Ali ve Sıddıki, 13 Kasım 1914’de Rangun’a gelen Beluci birliğine sızar, Cihan-ı Islam gazetesini dağıtır ve onları Halifeye itaate ikna ederler. 1915 Ocağında ayaklanmaya hazır hale getirirler. Ne var ki 21 Ocak’ta deşifre olurlar ve birlikteki önde gelen ikiyüz kişi Ingilizlerce darağacına yollanır.[62]
1915 şubatında Lahor’daki talebeler mücahidin teşkilatına katılma kararı alırlar. Kabil’e geçip, Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişki kuracaklardır. Fakat Ruslar tarafından yakalanarak, Ingilizlere teslim edilirler. Ingiliz polisinin neden böyle yaptıkları sorusuna, “Padişah böyle istedi!” diye cevap verirler. Rumbold, Türk desteği ile Güney Asya’da 1913 ile 1914 yılları arasında 17, 1915’de 36 ve 1916’nin ilk altı ayında ise 25 ayaklanma çıktığını yazmaktadır.[63]
Kaldı ki, M. Kemal’in gazetesi Hakimiyet-i Milliye’nin 28 Ocak 1920 günlü sayısında şunlar yazıyor:

“Hind Müslümanlarının bizim için yaptıklarını sonuna kadar unutmayacağız. Islam dünyasının yardımı, Avrupa’nın vahşi emperyalizmini korkunç bir kuvvetle sarmış ve uçurumun kenarında bulunan bize bir dayanak meydana getirmiştir. 60 milyon Hind Müslümanı, Mısır, Cezayir, Fas, Afgan, Türkistanlı, Türkiye’nin geleceği ile ilgileniyor.”[64]

Demek ki, Müslümanların Hilafet’i istemedikleri, Hilafet’in güçsüz olduğu yönündeki iddialar, M. Kemal’in kendi sözleri ve gazetesindeki yazısı ile çelişmektedir. O dönem M. Kemal ve gazetesinin yazdıkları doğru, fakat daha sonra yazdıkları ise yaptıkları ihaneti meşru göstermek için uydurulan yalanlardır.

Unutmayacağız dedikleri halde hemen unutuverdiler, ama biz unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız…

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[19] Mim Kemal Öke, The Turkish War of Independence and the Independence Struggle of the South Asian Muslims “The Khilafat Movement”, A Publication of Türkiye Minister of Culture, Ankara 1999, sayfa 65, 66.

[20] Ismail Hacıfettahoğlu, Milli Mücadelede Hilâl-i Ahmer-TBMM’nin Teşkilinden Sakarya Zaferi’ne Kadar Icraat Raporu 23 Nisan 1920 – 1923 Eylül 1921, Ankara Nisan 2007, Türk Kızılayı Derneği Yayınları, sayfa 19.

[21] Azmi Özcan, Osmanlı Devleti Hindistan Müslümanları ve Ingiltere (1877–1924), Isam Yayınları, Ankara 1997, sayfa 235 ve devamı.

[22] Azmi Özcan, Osmanlı Devleti Hindistan Müslümanları ve Ingiltere (1877–1924), Isam Yayınları, Ankara 1997, sayfa 240 – 242.

Ayrıca bakınız; M. Kemal Öke, Güney Asya Müslümanları’nın Istiklal Davası ve Türk Milli Mücadelesi, 1919-1924, 3. baskı, Kültür Bakanlığı, Ankara 1988, Türkiye Diyanet Vakfı Islam Ansiklopedisi, cild 18, sayfa 108 – 111.

[23] Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, cild 1, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1996, 10 Mart 1919.

[24] Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, cild 1, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1996, 19 Kasım 1919.

[25] Ömer Kürkçüoglu, Türk-Ingiliz Ilişkileri, (1919-1926), Sosyal Bilimler Fakültesi Yayınları, Ankara 1978, sayfa 83.

[26] Bilal Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk, cild 3, Türk Tarih Kurumu (tamamı altı cild: 1992-2005), sayfa 41 – 59.

Ayrıca bakınız; Stanford Shaw, From Empire to Republic, The Turkish War of National Liberation, cild 3, Türk Tarih Kurumu Yayınları, sayfa 838 – 839.

– Mustafa Keskin, Hindistan Müslümanlarının Milli Mücadele’de Türkiye’ye Yardımları (1919–1923), Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları, 1991, sayfa 56 – 58.

[27] Mustafa Keskin, Hindistan Müslümanlarının Milli Mücadele’de Türkiye’ye Yardımları (1919–1923), Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları, 1991, sayfa 61, 62.

[28] Dr. N. Ahmet Asrar, I. Uluslararası Atatürk ve Türk Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Yıl 2001. (Kültür ve Turizm Bakanlığı).

[29] Yusuf Hikmet Bayur, Hindistan Tarihi, cild 3, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1987, sayfa 496.

[30] Mustafa Keskin, Hindistan Müslümanlarının Milli Mücadele’de Türkiye’ye Yardımları (1919–1923), Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları, 1991, sayfa 105.

[31] Vakit Gazetesi, 21 Ekim 1921, sayı 1418.

[32] Hadisat Gazetesi, 24 Nisan 1919, sayı 114.

[33] Türkiye Diyanet Vakfı Islam Ansiklopedisi, cild 18, Istanbul 2002, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, sayfa 545.

[34] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dâhiliye Nezaret-i Umur-ı Mahsus Vilayet Müdürlüğü Evrakı, nr. 163 – 107, 1338.Z.28.

[35] Orhan Yeniaras, Türkiye Kızılay Tarihine Giriş, Istanbul: Kızılay Bayrampaşa Şubesi, 2000, sayfa 103.

[36] Ali Asgar Khan, Hint Müslümanlarının Türk Kurtuluş Hareketine Mali Yardımı (1919–1923), (tercüme eden: Ahmet Özgiray), Tarih Incelemeleri Dergisi 8, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, Izmir 1993, sayfa 209 – 213.

[37] Mümin Yıldıztaş, Işgal Istanbul’u Yardım Kuruluşları, Toplumsal Tarih, Mart 2007, sayı 159, sayfa 56.

[38] Mehmet Saray, Atatürk ve Türk Dünyası, sayı 79, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1995, sayfa 191.

[39] Azmi Özcan, Osmanlı Devleti Hindistan Müslümanları ve Ingiltere (1877–1924), Isam Yayınları, Ankara 1997, sayfa 236 – 243.

[40] Atatürk”ün Söylev ve Demeçleri, cild 1, Ankara 1961, sayfa 62.

[41] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 685, 686. (Nutuk: 14. Bölüm: Lozan Barış Konferansı ve Saltanatın Kaldırılmasına Ilişkin Gelişmeler, Hilafet
Meselesi 6. Konu: Meclist’te Saltanatın Kaldırılması Görüşülürken Rauf Bey’e Verdiğim Rol)

[42] Besim Ömer Akalın, Hanımefendilere Hilâl-i Ahmer’e Dair Konferans, Hazırlayan: Ismail Hacıfettahoğlu, Türk Kızılay Derneği Yayınları Ankara Nisan 2007, sayfa 129.

[43] Azmi Özcan, Osmanlı Devleti Hindistan Müslümanları ve Ingiltere (1877–1924), Isam Yayınları, Ankara 1997, sayfa 190 – 193.

[44] Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan, Bu yürek parçalayan vakayı Ekim 1993 tarihli, 177 sayılı “Sızıntı Dergisi”nin 401′inci sayfasındaki “Osmanlı’nın yetimleri” başlığıyla Ibrahim Refik’in kaleminden okuyabilirsiniz.

[45] Kızılay Arşivi, no: 101 – 18, 6 Ocak 1912.

[46] Mim Kemal Öke, Güney Asya Müslümanları’nın Istiklâl Davası ve Türk Milli Mücadelesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1988, sayfa 16, 17.

[47] Azmi Özcan, Osmanlı Devleti Hindistan Müslümanları ve Ingiltere (1877–1924), Isam Yayınları, Ankara 1997, sayfa 126 – 196.

[48] Kızılay Arşivi, no: 18 – 92, 3.KE.1912.

[49] Seçil Karal Akgün ve Murat Uluğtekin, Hilâl-i Ahmer’den Kızılay’a, Beyda Basımevi Ankara 2000, sayfa 115.

[50] Kızılay Arşivi, no: 98 – 130, 11.05.1917.

[51] Malumat Gazetesi, 5 Haziran 1897

[52] Urdu Ahbar, 17 Ağustos 1876, Enverul-Ahbar, 1 Ağustos 1877.

[53] Osmanlı Arşivi, Defter-i Iane-i Hindiyye, s. 108 – 109.

[54] Osmanlı Hilâl-iAhmer Cemiyeti Salnamesi, Amedî Matbaası, TBTK; 13490, Istanbul 1340, sayfa 311.

[55] T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları, Devre: 1, Içtima: 1, 24 Nisan 1336 (1920), 2 nci in’ikat – 4 ncü celse, sayfa 2, 3. (Meclis tutanakları).

[56] Kemal Karpat, Islam’ın Siyasallaşması, Istanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2004, sayfa 379.

[57] Yusuf Fadl Hasan, Sudan Özelinde Türk-Afrika Ilişkilerinin Bazı Yönleri, Hartum Üniversitesi, Çeviren: Hasret Dikici Bilgin.

[58] Askerî Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Daire Başkanlığı Arşivi, Birinci Dünya Harbi Koleksiyonu, Klasör: 1866, Dosya: 166, Fihrist 18.

[59] M. Metin Hülagu, Pan-Islamist Faaliyetler 1914 – 1918, Boğaziçi Yayınları, Istanbul 1994, sayfa 160, 161.

[60] Hamit Pehlivanlı, Teşkilât-ı Mahsûsa Kuzey Afrika’da (1914 – 1918), Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cild 16, 2000, sayı 47, sayfa 423.

[61] Mehmet Saray, Atatürk ve Türk Dünyası, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995, sayı 79, sayfa 221.

[62] M. Kemal Öke, Hilafet Hareketleri, Ankara 1991, sayfa 26.

[63] D. Mehmet Doğan, Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş, 2. Baskı, Yazar Yayınları, Ankara 2013, sayfa 281.

[64] Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 28 Ocak 1920

http://www.belgelerlegercektarih.com
Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı, Lozan Antlaşması hakkında şunları yazıyor:

“Lozan’da bedeninizi geri vereceğiz, buna karşılık ruhunuzu bize teslim edeceksiniz denilmiştir.

Ruhun teslim edilmesi teklifinin gerektirdiği bütün öldürücü hamleler (ameliyeler) eksiksizce yerine getirildi: Halifeliğin ilgası, yazı ile dil devrimi ve nihayet köklü bir Islamsızlaştırma hareketi gibi.

Işte uğramış olduğumuz ruhi manevi soykırımın serencamı. Peki, bedenimizi kurtarabildik mi? Ruhu uçup gitmiş vücuda ceset diyoruz. O halde kurtarabildiğimiz, cesedimizmiş.”

 

www.instagram.com/acikvnet

www.twitter.com/acikve_net


Bir cevap yazın